Bazı günler takvim yapraklarında sessizce durur; anlamı, ona bakmayı bilenler için vardır. 2 Şubat da onlardan biri. Dünya Sulak Alanlar Günü, yalnızca sazlıkları, deltaları, gölleri değil; insanla su arasındaki kadim bağı hatırlatır. Çünkü sulak alanlar sadece ekosistem değildir, hafızadır. Uzunyayla’da Zamantı Irmağı’nın kuruması da tam olarak böyle bir hafıza kaybıdır.
Uzunyayla, sert iklimiyle, geniş bozkırıyla, sabrı öğreten coğrafyasıyla bilinir. Bu sertliğin içinde Zamantı, suyun yumuşak sesiydi. Irmak, sadece toprağı değil, hayatı dolaşırdı. Hayvanların yolu onun kıyısından geçer, çocukların oyunları onun serinliğinde şekillenir, mevsimler onun debisiyle anlaşılırdı. Zamantı’nın sesi, Uzunyayla’nın kalp atışıydı.
Bugün o ses kesiliyor.
Bir ırmağın kuruması, teknik raporlarda “hidrolojik kayıp” olarak geçebilir. Ama burada mesele bundan çok daha fazlası. Zamantı’nın çekilmesi, Uzunyayla kültüründe bir boşluk yaratıyor. Çünkü Çerkesler için doğa, insanın karşısında duran bir nesne değil; birlikte yaşanan, birlikte karar verilen bir varlıktır. Suya hoyrat davranılmaz, toprakla pazarlık edilmez. Irmak, köyün sessiz büyüğüdür; söz söylemez ama herkes onu dinler.
Zamantı’nın kuruması, bu sessiz büyüğün susturulması gibidir.
Sulak alanlar, özellikle bozkır coğrafyalarında hayatın sigortasıdır. Zamantı çevresindeki çayırlar, hayvancılığın belkemiğiydi. Irmak çekildikçe otlaklar fakirleşiyor, hayvan sayısı azalıyor, üretim değil göç konuşuluyor. Kültür dediğimiz şey de tam burada yara alıyor. Çünkü Uzunyayla kültürü; yerleşik kalabilmenin, toprağı terk etmemek için direnmenin kültürüdür.
Çerkes yaşamında suyun sembolik bir yeri vardır. Temizlik sadece bedensel değil, ahlakidir. Paylaşım, su gibi bölünmeden çoğalır. Zamantı’nın kıyısında kurulan düğünler, yapılan sohbetler, anlatılan hikâyeler; suyun varlığıyla anlam kazanırdı. Irmak kuruduğunda yalnızca ekosistem değil, anlatılar da eksilir. Yeni kuşaklar, bir kelimenin karşılığını görmeden büyür: “Psışho/Büyük ırmak.”
Dünya Sulak Alanlar Günü, bize şunu hatırlatır: Sulak alanlar yok olursa, sadece kuşlar yuvasız kalmaz; insanlar da köksüzleşir. Uzunyayla’da Zamantı’nın kuruması, iklim krizinin, yanlış su ve tarım politikalarının ve doğayı yalnızca “kaynak” olarak görmenin somut bir sonucudur. Ama aynı zamanda bir uyarıdır.
Bu topraklar, suyun kıymetini bilir. Bilirdi. Hâlâ bilebilir.
Zamantı yeniden akarsa, sadece bir ırmak akmış olmayacak. Uzunyayla’nın hafızası tazelenecek, kültür nefes alacak. 2 Şubat’ı anmak, bir günlüğüne üzülmek değil; suyla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmektir. Çünkü bazı ırmaklar kuruduğunda, geriye sadece çatlamış bir yatak değil, suskun bir toplum kalır.
Zamantı’nın suskunluğu, bize suyun değil, bizim kuruduğumuzu söylüyor.







