8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, tarihin tozlu raflarından sadece birer “efsane” olarak indirilen Amazonların, aslında yanı başımızda, Kafkasya’nın kalbinde atan bir gerçeklik olduğunu keşfediyoruz.
Yüzyıllar boyunca Antik Yunan mitolojisinin en büyüleyici unsurlarından biri olarak anlatıldı Amazonlar… At sırtında rüzgârla yarışan, ok ve yay kuşanmış, erkek egemen dünyaya meydan okuyan özgür kadınlar topluluğu. Ancak son yıllarda yapılan disiplinlerarası araştırmalar (arkeoloji, genetik ve dilbilim), bu “mit”in aslında coğrafi ve kültürel bir gerçekliğe dayandığını, bu gerçekliğin merkezinde de Kafkasya’nın yer aldığını bilimsel bir kesinlikle ortaya koyuyor.
Tarih sayfalarında efsanevi savaşçı kadınlar olarak yer edinen Amazonlar, binlerce yıldır hayal gücümüzü tetikleyen, kimlikleri ve kökenleri üzerine sayısız tartışmaya konu olmuş bir medeniyet. Onlar, ataerkil düzenin aksine kendi kurdukları topluluklarda at koşturan, ok atan, savaşan ve avlanan; özgürlükleri ve cesaretleriyle anılan kadınlardı. Peki, bu güçlü kadınların ayak izleri, modern bilim ve dilbilimin ışığında bizleri nereye götürüyor? Son dönemde yapılan araştırmalar, bu sorunun yanıtını Kafkasya’nın mistik dağlarında, yani biz Çerkeslerin kadim vatanında aramanın ne kadar doğru olduğunu ortaya koyuyor.
Antik vazolar ve Kafkas dillerinin gizemi
Uzun yıllar boyunca Antik Yunan vazoları üzerinde bulunan Amazon tasvirleriyle bağlantılı “anlamsız” Grekçe yazıtlar, tarihçiler ve dilbilimciler için bir muamma teşkil ediyordu. Bu yazıtların, bilinen hiçbir Grek lehçesine uymaması, onların ne anlama geldiği konusunda büyük bir boşluk yaratmıştı. Ancak yakın zamanda yapılan çığır açıcı çalışmalar, bu gizemli ifadelerin aslında Grekçe olmadığını, aksine Kafkas dillerine ait olduğunu kanıtladı!
Bu bulgu, Amazonların kökenlerine dair eski teorileri yerle bir ederken, yepyeni bir kapı aralıyor: Eğer bu yazıtlar Kafkas dillerine aitse ve Amazonların yaşadığı coğrafya da antik metinlerde sıklıkla Karadeniz’in doğusu ve Kafkasya ile ilişkilendiriliyorsa, o zaman Amazonlar gerçekten de bizim atalarımız olabilir miydi?
Dilbilimden arkeolojiye: Güçlü bağlantılar
Bu dilsel kanıtlar, arkeolojik bulgularla da desteklenmektedir. Özellikle Kafkasya bölgesinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan savaşçı kadın mezarları, silahlar ve süs eşyaları, bölgedeki kadınların antikçağlarda ne denli aktif ve savaşçı bir role sahip olduğunu gözler önüne seriyor. Bu bulgular, efsanevi Amazonların sadece bir mit olmadığını, aksine gerçek bir tarihsel temele dayandığını gösteriyor.
Amazon efsanesinin, MÖ 8. yüzyıldan itibaren Homeros’un “İlyada”sında ve daha sonra Herodot gibi tarihçilerin eserlerinde yer alması, onların yalnızca Yunan mitolojisinin bir parçası olmadığını, aynı zamanda dönemin kültürel hafızasında güçlü bir yere sahip olduğunu gösterir. Yunan anlatılarında Amazonlar, genellikle dışarıdan gelen, egzotik ve güçlü bir halk olarak resmedilir. Bu durum, onların Karadeniz’in ötesinden, yani Kafkasya’dan geldikleri yönündeki teorileri daha da güçlendirmektedir.
Grekçe “anlamsız” yazıtlar aslında Çerkesçe mi?
Bu konudaki en çarpıcı kanıt, Adrienne Mayor ve ekibi tarafından ABD’de yapılan bir projenin sonucunda yayımlanan “Making Sense of Nonsense Inscriptions” (Anlamsız Yazıtları Anlamlandırmak) adlı çalışmada karşımıza çıkıyor. Antik Yunanlı sanatçılar, MÖ 6. ve 5. yüzyıllarda yaptıkları vazoların üzerine Amazonları resmederken, yanlarına Grek alfabesiyle ama Grekçe hiçbir anlamı olmayan kelimeler eklemişlerdi. Yüzlerce yıl boyunca bu kelimeler “ressamın uydurduğu anlamsız sesler” olarak kabul edildi.
Ancak bu yazıtlar, Kafkas dilleri uzmanları tarafından incelendiğinde taşlar yerine oturdu. Bu “anlamsız” kelimelerin aslında Adığece (Çerkesçe) ve diğer Kuzeybatı Kafkas dillerindeki köklerle örtüştüğü anlaşıldı. Örneğin:
• Vazolarda bir Amazonun yanında yazan ve anlamsız sanılan kelimelerin, fonetik olarak Çerkesçe “Pshı” (Prens/Lider), “Bate” (Savaşçı) veya “Se” (Kılıç) gibi kavramlarla, hatta kadın isimleriyle bire bir ilişkili olduğu tespit edildi.
• Yunanların “erkek öldüren” (oiorpata) dedikleri Amazonların dillerindeki bu izler, onların Kafkasya’dan gelen ve kendi dillerini konuşan gerçek savaşçılar olduğunu kanıtlıyor. Şüphesiz MÖ 6.-5. yy’a tarihlenen bu Grekçe yazıtlar Çerkes dilinin şimdiye kadar bilinen en eski yazılı kanıtlarını da oluşturmaktadır. Çoğu Atina’nın çömlekçiler mahallesinde üretilen bu Antik Yunan vazoları muhtemelen kökleri Kafkasya’ya uzanan veya sonradan evlilik yoluyla Kafkas dillerini bilen Yunan çömlekçilerin üretimidir.
Arkeolojik kanıtlar: Kılıcıyla gömülen kadınlar
Efsane, arkeolojiyle birleştiğinde gerçeklik daha da sarsıcı hale geliyor. Kafkasya ve çevresinde (İskit ve Sarmat bölgelerinde) yapılan kazılarda, kadın mezarlarının yaklaşık %25’inden silahlar çıkıyor. Yanında kılıcı, oku ve atıyla gömülen bu kadınlar, Amazon efsanesinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu durum, Çerkes toplumundaki kadının “başat” ve “aktif” rolünün binlerce yıl öncesine dayanan köklerini gösteriyor.
Efsanenin hafızası: Nart Destanları ve Amazon ruhu
Amazonların kökeni konusundaki bilimsel veriler vazolardan yükselirken, kültürel veriler de en büyük mirasımız olan Nart Destanları’ndan yankılanıyor. Amazon efsanesi ile Nart mitolojisi arasındaki paralellikler, tesadüfle açıklanamayacak kadar derindir:
• Setenay Guaşe ve bilge kadınlar: Amazonların kendi kaderlerini tayin eden bağımsız yapısı, Nartların annesi Setenay Guaşe’nin stratejik zekâsında ve toplum üzerindeki mutlak otoritesinde hayat bulur.
• Savaşçı kadın figürleri: Destanlarımızda kılıç kuşanan, erkeklerle yarışan ve ordulara yön veren kadın kahramanlar, Amazonların Kafkasya’daki edebi izdüşümleridir. Amazonların “tek memelerini kestikleri” yönündeki abartılı Yunan anlatısı, belki de Nartlardaki kadın savaşçıların zırh giyme ve yay germe alışkanlıklarının dışarıdan yanlış yorumlanmış bir yansımasıdır.
• Toplumsal statü: Amazonların erkek egemenliğine boyun eğmeyen yapısı, Kafkas toplumunun en eski katmanlarında kadına verilen “eşit ve kurucu” rolle bire bir örtüşür.
Çerkes kadınlarının mirası 8 Mart’ı Amazon ruhuyla selamlamak
Bugün bizler için Amazonlar, uzak diyarların hayali kahramanları değil; dilimizde yaşayan, destanlarımızda savaşan ve genlerimizde var olan atalarımızdır. Bilim, binlerce yıl sonra vazolardaki “anlamsız” kelimeleri Çerkesçe olarak tercüme ederken aslında bir gerçeği de tescillemiş oldu: Biz hep buradaydık!
8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle; vazolara sığmayan, dağları kendine yurt edinen ve sesleri binlerce yıl sonra kendi dillerinde yeniden duyulan o kadim savaşçıların torunlarını, tüm kadınlarımızı gururla selamlıyorum.
Kafkasya’nın Amazon ruhu, bugünün kadınlarının özgürlük mücadelesinde yaşamaya devam ediyor!
Kaynakça:
Mayor, A., Colarusso, J., Saunders, D., 2014, “Making Sense of Nonsense Inscriptions Associated with Amazons and Scythians on Athenian Vases.” Hesperia: The Journal of the American School of Classical Studies at Athens 83, no. 3: s. 447–93.
Yılmaz, D., 2019, “Nart Destanı”, Dünden Bugüne Dünya Destanları, Edt. G. Kökdemir,
A.G. Fidan, Bilgin, Kültür Sanat Yayınları, Ankara, s. 117-161.
*Doç. Dr.
Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü













