Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Çerkes kadını, toplumsal belleğin sessiz muhafızıdır

8 Mart Dünya Kadınlar Günü size ne çağrıştırıyor? Umarım yalnızca kadınların “eşitlik” taleplerini değil; aynı zamanda dünyanın dört bir yanında verdikleri mücadelenin, görünmeyen emeklerinin ve tarihsel direnişlerinin de hatırlandığı bir gün olarak aklınıza geliyordur.

Kadınların mücadelesi, direnişi yalnızca bir hikâyeden ibaret değil. Tarih boyunca kadın, her coğrafyada, her kültürde başka başka yükler taşıdı, farklı mücadeleleri ortak amaçlarla verdi. Başka biçimlerde hayatta kalmayı başardı. Çerkes kadınlarının hikâyesi de tam olarak bu “başka olma” halinde gizli.

Peki, nedir bu “başka olma hali” diye soracak olursanız; Çerkes toplumunda kadın, tarihsel olarak her zaman saygı gören bir figürdür. Xabze (toplum kuralları) içinde kadına söz hakkı tanınmış, kadın toplumun ahlaki dengesi olarak görülmüştür. Ne var ki bu saygı, her zaman “eşitlik” anlamına gelmez. Çerkes kadını çoğu zaman “baş tacı” edilirken, aynı anda sınırları çizilmiş bir alanda var olmuştur. Görünürde güçlü, özünde ise yük taşıyan bir konumdur bu. İşte bu da “başka olmaktır”.

Bu yükün en ağır hissedildiği dönem hiç şüphesiz sürgündür. 1864 Büyük Çerkes Sürgünü yalnızca anavatandan kopuş değil, kolektif hafıza için de büyük bir darbedir. Bu hafızanın taşıyıcıları ise kadınlardır. Çocukları hayatta tutmaya çalışan, dili ve kültürü gidilen yeni topraklara taşıyan kadınlardır. Kadınların yas tutmaya vakti bile yoktur. Çerkes kadınları yalnızca hayatta kalmamış, kültürü de hayata tutmuştur. Bugün diasporada var olan Çerkes kimliği büyük ölçüde kadınların görülmeyen, henüz takdir edilmemiş emekleriyle hayatta kalmıştır. Evlerde konuşulan dil, sofrada aktarılan görgü kuralları, düğünlerde ve cenazelerde sürdürülen ritüeller ve daha niceleri… Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Çerkes kadını, toplumsal belleğin sessiz muhafızıdır. Çerkes kadınlarının omuzlarında yalnızca kendi hayatları değil, Çerkes halkının kaderi de taşınmıştır. Tüm bunların yanında toplum kuralları (Xabze) kadını koruduğunu, “el üstünde” tuttuğunu söyler. Toplumu hayatta tutan kadın için bir lütuf mudur bu?

Çerkes toplumunda Xabze’ye göre kadına sözlü ya da fiziksel şiddet kesinlikle yasaktır; kadının bulunduğu ortamda çatışma sonlandırılır ancak Xabze, kadınlara sunmuş olduğu saygınlığı ve güvenliği çoğu zaman “itaat” ve “sınırlama” ile birlikte üretir. Kadınlar üzerinde belirli davranış kalıpları ve sınırlar da oluşturur. Kadının toplum içindeki görünürlüğü, konuşma biçimi, ilişki kurma şekli ve kamusal alandaki hareketleri Xabze kurallarıyla çerçevelenir.

Bugün ise biz Çerkes kadınları bu mirasla yeni bir ilişki kuruyoruz. Eğitimli, şehirli, sözünü daha açık söyleyen yeni kuşaklar olarak da; geleneği sorguluyor, dönüştürüyoruz. “Saygı” ile “itaat” arasındaki farkı daha yüksek sesle dile getiriyoruz. Feminist mücadeleyi destekliyor ve kurduğumuz bağlarla, Çerkes kadınlarının deneyimini daha görünür kılıyoruz. Xabze’ye karşı değiliz, Xabze’yi günümüzle ilişkilendirmek istiyoruz.

Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Geleneği korumak mı, yoksa onu dönüştürmek mi? Bizim için bu iki kavram birbirine çok yakın. Unutmayın, dönüşmeyen kültür yoktur, kültür zamanla gelişir, dönüşür.

Şimdi de geleneği, kültürü, toplumu yaşatmanın tek yolu, bizim için daha adil bir yere taşımaktan geçiyor. Sessizliğin “erdem” sayıldığı yerlerde, bugün söz almak bir “direniş” biçimi haline geliyor.

Yazımın başında “8 Mart Dünya Kadınlar Günü size ne çağrıştırıyor?” demiştim. Umarım şimdi kadınların mücadelesini, toplumdaki rolünü ve hatta toplumun onlara olan borcunu görebiliyorsunuzdur. Kadınlar ne yalnızca geçmişin sessiz tanıklarıdır ne de geleneğin gölgesinde kalan figürlerdir. Onlar hafızanın, direnişin ve dönüşümün ta kendisidir. 8 Mart ise bu çok katmanlı hikâyeyi görmek ve duyurmak için güçlü bir kolektif hafızadır.

Bizi ve kültürümüzü bugünlere taşıyan, toplumumuzu diasporada yeniden inşa eden kadınlarımıza saygı ve minnetle…

Nemide Demukan
Nemide Demukan
2004 yılında Kayseri’de doğdu. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde dördüncü sınıf öğrencisi. Üniversite eğitimi süresince Kafkasya Araştırma Topluluğu’nda bir dönem topluluk başkanlığı yaptı. Türkiye diasporası ile Z Kuşağı arasındaki bağı güçlendirmeyi hedefleyen Demukan, kültürel değerlerini koruma ve yaşatma amacıyla çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak görev almaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları

Tespitten yöne: Dijital diasporayı yeniden düşünmek

Dijital diasporayı ele alan bir önceki köşe yazım, bu kavramın Çerkes toplumu bağlamında nasıl işlediğine dair betimleyici bir çerçeve sunmayı amaçlıyordu. Bu yazımın ardından...

Sınırların ötesinde: “Sanal anavatan”

Yapılan bir araştırmada elde edilen sonuçlara göre “dijital diaspora konulu çalışmaların 2000’li yılların başından itibaren araştırılmaya başladığı ancak bu konudaki çalışmaların 2020-2022 yılları arasında...

Ayıp, günahtan üstündür!

Günah nedir, ayıp nedir? Toplumları hangisi şekillendirir? Çerkes toplumunda “ayıp” kavramı, yalnızca bireysel bir “kusur” ifadesi değildir; toplumsal düzenin temelidir. Ayıp kavramının kökeni bu toplum...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img