Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Adige mitolojisinde kutsal ağaç



Asfar S. Kuyek*


Adige mitolojik inançlarında orman canlı bir varlıktır. Ağaçlar, insanlar gibi nefes alır, birbirleriyle ve insanlarla konuşurlar. İnsanların kendilerine nasıl davrandığını görürler. İnsanların bir tehdit oluşturduğunu ya da olumlu bir tutum sergilediğini hissederler.

Adige halkı, çeşitli biçimlerde kutsal ağaçlar, korular ve ormanlar (Tha’çeg çığ, Tha’çeg mez) kültüne eski çağlardan beri aşinadır. Bu durum, antik çağ ve ortaçağ kaynaklarının yanı sıra Schiltberger, Luccalı John Giovanni da Lucca) ve Evliya Çelebi, Witsen, K. Glavani ve diğerlerinin gözlemleriyle de kanıtlanmaktadır.

Bu kült, özellikle Karadeniz kıyısındaki Şapsığlar arasında, 19. yüzyılın ortalarına kadar neredeyse hiç değişmeden kalmış, Hıristiyanlık ve İslam etkisi altında sadece hafifçe dönüşüme uğramıştır. L.I. Lavrov, Adigelerin eski inançlarını incelerken, “Eski panteonun tanrı isimlerinin muhafaza edilme derecesini ele alırsak, bu en çok Abhazlar ve Adigeler arasında görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Abhaz ve Adige materyalleri, tarihçiler için özellikle önemli olabilir” diye belirtmiştir (1: 197-198).

Pagan tapınakları inşa etmeyen Adigeler için kutsal ağaçların ve demirci atölyelerinin bulunduğu yerler halka açık kutsal alanlar olarak hizmet ediyordu. Kutsal korular, Şapsığların ana ibadet yeriydi (2:17). Bugünkü adı Golovinka Köyü olan Şekhape bölgesinde, bir zamanlar büyükbaş hayvanların koruyucusu Ahın tanrısına adanmış Tha’çeg mez adında bir koru vardı. Küçük Şapsığ ve Büyük Soçi bölgesinin sakinleri ona tapıyordu (3:225). Bu kutsal koru, Golovinsky surlarının inşası sırasında yok edildi.


Adigeler sefere çıkmadan önce kutsal bir ağacın etrafında halka oluşturup dans ederek korunma diler ve ardından bir ziyafet düzenlerlerdi. Dönüşlerinde de kutsal yeri ziyaret ederlerdi. İnek ve koç kurban eder; ağaca kılıçlar, zırhlar ve renkli bezler asarlardı

Demirci ocağı hariç, kutsal alanlardan ayak tabanındaki kir bile dahil hiçbir şeyin çıkarılamayacağına, ihlal edenlerin bir cezayla karşılaşacağına inanılırdı. Kopmuş bir dalın kutsal değerlere saygısızlık eden kişinin canını alacağını düşünürlerdi. Devrilmiş bir ağaç, bir ailenin yok olmasına, tahrip edilmiş bir koru ise ait olduğu tüm kabilenin ölümüne yol açardı.

Adigeler sefere çıkmadan önce kutsal bir ağacın etrafında halka oluşturup dans ederek korunma diler ve ardından bir ziyafet düzenlerlerdi. Dönüşlerinde de kutsal yeri ziyaret ederlerdi. İnek ve koç kurban eder; ağaca kılıçlar, zırhlar ve renkli bezler asarlardı. Adaklar, bahar seferlerinden önce iyi şans dilekleri, başarılı işler için şükran ve hastaların iyileşmesi için dualarla birlikte tanrılara sunulurdu.

Çeşitli ağaçlar kutsal (Tanrının ağacı) olarak kabul edilir, ancak en sık bahsedilen meşe ağacıdır. Çınar, kızılağaç, gürgen, çam, kestane, ceviz ve armut gibi türler de kutsal olarak kaydedilmiştir. Literatürde ayrıca akkavak, akasya ve ıhlamur ağacından da bahsedilir. “Öncelikle konumları ve büyüklükleriyle öne çıkan ağaçlara tapılırdı” (1: 201). Bir bölgenin manzarasının, orada yaşayan insanların karakteri üzerinde belirli bir iz bıraktığı bilinmektedir. Meşe ağacının Adige halkı arasında kutsallaştırılması, tam olarak tam olarak insanların zihniyeti, yaşam tarzı ve “…metanet, cesaret niteliklerinin geliştirilmesi ve topraklarını sürekli savunma zorunluluğu” ile bağlantılıdır. (4: 226)

Adige inanışlarına göre meşe ağacı pozitif enerjiye sahiptir. Meşe ağacına yaslanıp avuç içleriyle dokunmanın, negatif enerjiyi emdiğine ve kişiye pozitif enerji verdiğine inanılır. Cenazeden sonra eve dönerken, meşe ağacına dokunarak negatif enerjiyi emip toprağa geri göndermesini dileme geleneği hâlâ devam etmektedir. Uzun ömürlü bir ağaç olarak meşe ağacına bilgelik atfedilmiştir. Birçok halkın da meşe ağacına saygı duyduğu bilinmektedir. Örneğin, Keltler her ağacın, özellikle de meşenin, insanlara aktarılabileceği özel güçlere sahip olduğuna inanıyordu.

Adigeler ağaçları, insanlara iyilik ve fayda getiren olumlu ağaçlar ve olumsuz ağaçlar olarak ikiye ayırmışlardır. “Çığ ogurl-faydalı ağaç” kavramı dile yerleşmişti. Meşe, ıhlamur, dişbudak ve meyve ağaçları (armut, elma, alıç, karaçalı, kuşburnu, dut) faydalı kabul ediliyordu. Dişbudak ağacının, yetiştiren aileye mutluluk ve refah getirdiğine inanılıyordu (5: 139-146).


Adigeler, göğe doğru yükselen kavak ağacı için “Tanrı’yla yarışıyor” derlerdi

Çoğu yumuşak ağaç türü insan sağlığına zararlı kabul ediliyordu. Söğüt, yabani akçaağaç ve mürver gibi bazı ağaçlara “çığ del” (aptal ağaç) deniyordu; bu da meyve vermedikleri ve düzensiz büyüdükleri anlamına geliyordu. İnsanlarda alerjiye neden olan kavak ağacı tüyü, özellikle baklagiller olmak üzere mahsulleri de olumsuz etkiliyordu. Adigeler, göğe doğru yükselen kavak ağacı için “Tanrı’yla yarışıyor” derlerdi. Bu ağaçlardan ev yapmaz veya onları yapı malzemesi olarak kullanmazlardı. Sonuç olarak, “iyi bir ev” ve “iyi bir eşik” kavramları yaygındı.

Özellikle her daim yeşil kalan bir ağaç olan şimşir ağacı öne çıkıyordu. Yavaş büyür, uzun ömürlüdür ve çok dayanıklı bir ağaç olarak kabul edilir. Büyülü olduğuna, insanları ve evlerini koruduğuna inanılırdı. Adige Yeni Yılı’nda (21 Mart kış gündönümü), insanlar iki küçük şimşir dalı toplar ve gün batmadan önce eve getirip giriş kapısının iç tarafına asardı. Şimşir ağacının evi kötü ruhlardan koruduğuna inanılırdı. Şimşir ağacından eşya da yapılırdı: Kaşıklar, çatallar, oklavalar, kepçeler, tabanca kabzaları, kılıçlar ve hançerler.

Çakal eriği çok değerliydi. Adige halkı, yolculukta yanlarında erzak götüremeyenler için çakal eriğinin kamp yemeği haline geldiğini söylerdi.

Ormanda yetişen meyve ağaçları arasında, Adige halkı özellikle kırmızı ve siyah çeşitleri bulunan alıç ağacına büyük değer verirdi. 7 dallı bir alıç kütüğü, atlıların ve ocağın tanrısı Sozreş’i sembolize ederdi. Genellikle ahırda saklanır ve Adige Yeni Yılı arifesinde çıkarılıp eve yerleştirilir, peynir ve tatlılarla süslenirdi. Nazardan koruyan ağaç olarak adlandırılır. Alıç ağacının gövdesi, kabuğu, yaprakları, meyveleri ve çiçeklerinin tıbbi özelliklere sahip olduğu kabul edilir. Kurutulmuş alıç çiçekleri ve meyvelerinden yapılan bir şerbet ilaç olarak kullanılır. Karadeniz bölgesindeki Şapsığlar, ince alıç dallarının kabuğunu hâlâ çay olarak kullanmaktadır. Mitolojik destan geleneğinde, alıç dalı bir kahramanın yardımcısıdır: Demir dişli efsanevi yaşlı kadın Neguçitsa’yı dövmek için kullanılırdı. Evin çevresine alıç ağaçları dikilirdi. Boyunduruk ve çoban değneği yapımında kullanılır, ayrıca beşiklere de asılırdı.

Ağaç kültüyle ilişkilendirilen “ceviz kökünün altından geçme” ritüeli, Şapsığya’da hâlâ uygulanmaktadır. S. Raskina’ya göre, bir köye çok yakın bir yerde, kalın yatay köklere sahip büyük bir ceviz ağacı bulunur. Köklerin altına, bir kişinin sürünerek geçebileceği kemer oluşturacak şekilde bir çukur kazılır. “Yılın belirli bir zamanında, genellikle ilkbaharda, köyün tüm halkı kökün etrafında toplanır ve özel olarak belirlenmiş bir ritüel düzeniyle ağacın altından geçer. Köke, sağlıklıları hastalıklardan koruma ve hastaların iyileşmesini sağlama konusunda sihirli bir güç atfedilir” (6: 71-81).

Adigelerde ceviz ağacını evin önüne dikmek âdet değildir; meyvesinin insanlar için çok faydalı olduğuna inanılır, ancak ağacın kendisinin faydasından çok zararlı olduğu düşünülür. “Ceviz ağacının altında uyuyan asla uyanamaz” der atasözü. Ağacın gövde eni bir insanın boyun genişliğine (bazen bel genişliğine) ulaştığında, onu diken kişinin öleceğine inanılır. Bu nedenle, bugün bile sadece yaşlılar ceviz ağacı diker. Adige inanışlarına göre, ceviz ağaçları gece ay ışığında dikilmelidir. Burada, ay ile ceviz arasındaki bağlantı bizim için ilgi çekicidir; ayın kısmen ahireti sembolize ettiğine inanılmaktadır.

Ancak, tüm Adige alt etnik gruplarının aksine, Karadeniz Şapsığları ceviz ağacını özellikle saygı duyulan bir ağaç olarak görürler. Ceviz ağacının altında, sıcakta bile sinek veya sivrisinek bulunmamasını olumlu bir özellik olarak değerlendirirken, diğerleri bunun yapraklardan salgılanan zararlı maddelerden kaynaklandığına inanır. Bununla birlikte, dünyanın dört bir yanındaki birçok halk ceviz ağacını doğurganlık, su, doğaüstü güçler, bilgelik ve hatta kehanetin sembolü olarak kabul eder. J. Tressider, “cevizin mistik sembolizminin kaynağının hem derin köklerinde (öbür dünyanın mistik güçleri) hem de meyvelerinde (gizli bilgelik) aranabileceğine inanıyordu. Büyücülükte kullanımının yanı sıra, güçlü bir doğurganlık ve yağmur sembolüydü; âşıklara iyi şans getirdiğine ve İskandinav folkloruna göre, cevizden yapılan çubukla sürülen bir ineğin bol süt vereceğine inanılıyordu” (7: 258).

Adigelerin çoğunlukla ceviz ağacı olmak üzere, mezarlara ağaç dikme geleneği vardır. Bu, muhtemelen bir ağacın yaşamının bir insanın ruhsal ve fiziksel yaşamıyla bağlantılı olduğuna dair inançtan kaynaklanmaktadır. Öyle bir birleşme söz konusudur ki, insanın ruhu doğrudan yaşayan ağaca geçer. Adige inancına göre, ölen kişinin kanından, etinden veya gözyaşlarından bile ağaçlar ve bitkiler yetişebilir. Aslında, “animistik dünya görüşü, ağaçların insanlara, insanların da ağaçlara dönüşebileceği inancıyla karakterize edilir” (1: 224). Ruh sadece ağaca geçmez; ahşaptan yapılmış nesnelerde bile bulunabilir.

Nart efsanesi “Kutsal Ağaç Tanrıçası”nda, ağaç mitolojisinin son derece ilginç bir şekilde gerçekleştiğini görüyoruz; burada “ağacın mitolojik imgesi bir ‘dünya kadın ağacı’ olarak ortaya çıkmaktadır (1: 226). Ağaç tanrıçası, evrenin figüratif bir tezahürü, üç bileşen parçasının (tepe, orta ve alt) istikrarlı bir yapısı olan Dünya Ağacı’nın varyantlarından biri olarak düşünülebilir. Adige mitolojik geleneğinde “Dünya” veya “Kozmik Dağ” hakkındaki fikirlerle de birleştirilmiştir; bu dağın mecazi tezahürlerinden biri de Oşhamafe’dir’ (Mutluluk Dağı, Parlayan Zirve) (8: 182). Adige mitolojik inanç sisteminin araştırmacısı S. Z. Kudayeva’nın belirttiği gibi, “Ağaç Tanrıçası imgesi, aynı anda ‘Bilgi Ağacı’nın özelliklerini ve niteliklerini somutlaştırır, en yüksek bilgiye sahiptir, çünkü dalları göklerdeki saçlarıdır. Göksel, dünyevi ve ‘aşağıdaki’ dünya hakkında her şeyi bilir, çünkü kökleri yedi katmanın tamamına nüfuz eder” (9: 40).

Efsaneye göre, Nart demircisi Tlepş, dünyanın sınırlarına yaptığı yolculuk sırasında ağaç tanrıçasıyla karşılaşır. Dev bir ağaç görür, ancak ağaç insana benzemektedir; kökleri toprağın derinliklerine, tacı bulut gibi gökyüzüne uzanır, “insan gibi elleri vardır, yüzü ise altın ve gümüşten yapılmıştır, dünyadakilerden daha güzeldir.” “Çığ Guaşe-Ağaç Tanrıçası”, Nart’ı görünce çok sevinir, evine davet eder, doyurur ve yatağına yatırır. Ertesi sabah tanrıça, Nart’ın yanında kalmasını ister. Nart itiraz eder; gökyüzünün sınırına ulaşmayı ve halkına bilgi götürmeyi amaçlamaktadır. “Çığ Guaşe”, onu yıldızlarla tanıştırmayı, yeraltındaki ve üstündeki tüm hazinelerin efendisi yapmayı teklif eder. Dünyanınsınırlarını aramaya gerek olmadığını, çünkü böyle bir şeyin olmadığını açıklar. Ancak Tlepş ona inanmaz ve yolculuğuna çıkar, uzun süre dünyayı dolaşır ve sonra tekrar geri döner.

Ağaç Tanrıçası, Nartları gururlarından dolayı azarlar, ancak yine de Tlepş’e tüm bilgisini aşılar. Burada, şüphesiz, kozmosun dikey yapısını temsil eden “Çığ Guaşe” imgesi, başka bir kozmolojik sembolle ilişkilendirilir: “Çığ Guaşe, en yüksek kutsal bilgiyi onlara aktarmak için demirci tanrısı ve yeraltı ateşinin hükümdarı Tlepş’ten doğan ‘Güneş Çocuğu’nu Nartlara verir” (9:40).

Tlepş, çocuğu Nartlara getirir. Konuşmaya başladığında ilk cümlesi bir sorudur: “Gökyüzündeki yolu görüyor musunuz?”. “Görüyoruz” diye yanıtlarlar. “Yürüyüşe çıktığınızda veya eve döndüğünüzde onu kaybetmeyin, böylece yolunuzu şaşırmazsınız.” Burada, Çığ Guaşe ve Tlepş’in oğlu, Nartlara evrenin yatay koordinatı olarak “Şıkhul’ağufe”yi (Samanyolu) işaret etmektedir. (9: 40).

“Güneş Çocuğu”, Nartların hayatında önemli bir rol oynamaya yazgılıydı, ancak Nartlar ona göz kulak olamadılar ve oradan ayrıldı. Kimse onu bulamayınca, Tlepş, “Çığ Guaşe”ye gidip olanları anlattı. “Zamanı gelecek ve o geri dönecek, ama ne zaman döneceğini yalnızca Tha (Tanrı) bilir. O döndüğünde hâlâ hayatta olursanız, bu sizin için büyük bir şans olur; olmazsanız bir trajedi olur” dedi “Çığ Guaşe” (10: v. 1, 263-265). Ancak Nartlar ağaç tanrıçasının oğlunu beklemediler ve efsaneye göre Nart topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. “Çığ Guaşe” bilgisini Nartlarla paylaştı, ancak onlar bundan faydalanamadılar. Bu durumda, ağaç tanrıçasının bilgisi, ataların yaşam deneyimi olan ve kaybı bir halkı yozlaşmaya götüren manevi miras olarak anlaşılmalıdır. Manevi mirasın kaybı, kişinin köklerinden, insanlığın anlamlı değerlerinden uzaklaşmasıdır. Efsanenin Adel Khashok tarafından kaydedilen versiyonunda Nart Tlepş’in bilgi arayışı ve dünyanın uçlarına ulaşması anlatılır, ancak “Güneş Çocuğu”ndan bahsedilmemektedir (11).

Ağaçlarla ilgili folklor metinleri ve etnografik materyallerin analizi, onların mitolojik inançlardaki rolünü izlememizi sağlar. Böylece, “ağaçlar dahil doğal nesnelerle ilişkili mitolojik kavramlar, doğaları gereği son derece arkaiktir ve dünya görüşlerinin en eski katmanlarına kadar uzanır” (12: 39). Adigelerin mitolojik bilincinde, ağaçların işlevsel önemini ve sembolizmini vurgulayan bir kavramlar sistemi gelişmiştir. Ağaçlar, insan ve insanüstü niteliklerle donatılmıştır. Ormanlar ve korular gibi tek tek ağaçlar da kutsaldır ve açık hava tapınakları olarak işlev görür. Bazı ağaç türleri koruyuculuk anlamında hayırlı (ogurly) olarak algılanırken, diğerleri kötü niyetlidir (mıgo). Mitolojik gelenekte ağaç tanrıçası, evrenin organizasyonunun bir sembolü olarak öne çıkar. Efsanelerde dikey kozmosun bir modeli olarak sunulur; göksel, dünyevi ve yeraltı dünyalarını, ışığı ve karanlığı, gündüzü ve geceyi tek bir bütün halinde birbirine bağlar.

(cyberleninka.ru)

*Dilbilimci, Adigey Cumhuriyet Beşeri Bilimler Araştırma Enstitüsü araştırmacısı

Çeviri: Serap Canbek


1. Лавров Л.И. Доисламские верования адыгейцев и кабардинцев // Избранные труды по культуре абазин, адыгов, карачаевцев, балкарцев. Нальчик: Полиграфкомбинат им. Революции 1905 г., 2009. 555 с.

2. Религиозные пережитки у черкесов-шапсугов: материалы Шапсугской экспедиции 1939 г.: сб. науч. студ. работ / под ред. С.А. Токарева, Е.М. Шиллинга. Вып. 17. Этнография. М.: Изд-во МГУ, 1940. 81 с.

3. Люлье Л.Я. Черкессия. Историко-этнографические статьи // Материалы для истории черкесского народа. Краснодар, 1927. Вып. 4. 48 с.

4. Паранук К.Н. Мифопоэтика и художественный образ мира в современном адыгском романе: монография. Майкоп: Адыг. респ. кн. изд-во, 2012. 352 с.

5. Ляушева С.А. Священное в религиозном сознании адыгов // Мир культуры адыгов. Майкоп: Адыгея, 2002. С. 139-146.

6. Раскина С. Формы и виды магии в черкесской религии // Религиозные пережитки у черкесов-шапсугов: материалы Шапсугской экспедиции 1939 г.: сб. науч. студ. работ / под ред. С.А. Токарева, Е.М. Шиллинга. Вып. 17. Этнография. М., 1940. С. 72-81.

7. Трессидер Дж. Словарь символов / пер. с англ. С. Палько. М.: ФАИР-ПРЕСС, 2001. 448 с.

8. Мижаев М.И. Космогонические мифы адыгов // Мир культуры адыгов. Майкоп: Адыгея, 2002. С. 62-79.

9. Кудаева З.Ж. Мифопоэтическая модель адыгской словесной культуры. Нальчик: Эльбрус, 2008. 294 с.

10. Нартхэр = Нарты. Адыгэ эпос. Т. 1-У11 / зэфэзыхьысыжьыхи зэхэзгъэуцуагьэхэр, ублэп1э очеркымрэ комментариехэмрэ зытхыгъэр А. Хьэдэгъэл1э. Мыекъуапэ, 1968- 1971.

11. Hashok A.M. Sagen Der Narten // Wuppertal B.R. Tscherkessishe Mythologie. Deutschland, 1872. 88 S.

12. Кудаева З.Ж. Пчела в адыгских мифопоэтических воззрениях // Вестник Адыгейского государственного университета. Майкоп, 2012. Вып. 1 (96). С. 39-41.

1. Lavrov L.I. Doislamskie verovaniya adygejcev i kabardincev // Izbrannye trudy po kulture abazin, adygov, karachaevcev, balkarcev. Nalchik: Poligrafkombinat im. Revolyucii 1905 g., 2009. 555 s.

2. Religioznye perezhitki u cherkesov-shapsugov: materialy Shapsugskoj ekspedicii 1939 g.: sb. nauch. stud. rabot / pod red. S.A. Tokareva, E.M. Shillinga. Vyp. 17. Etnografiya. M.: Izd-vo MGU, 1940. 81 s.

3. Lyulye L.Ya. Cherkessiya. Istoriko-etnograficheskie stati // Materialy dlya istorii cherkesskogo naroda. Krasnodar, 1927. Vyp. 4. 48 s.

4. Paranuk K.N. Mifopoetika i hudozhestvennyj obraz mira v sovremennom adygskom romane: monografiya. Majkop: Adyg. resp. kn. izd-vo, 2012. 352 s.

5. Lyausheva S.A. Svyashennoe v religioznom soznanii adygov // Mir kultury adygov. Majkop: Adygeya, 2002. S. 139-146.

6. Raskina S. Formy i vidy magii v cherkesskoj religii // Religioznye perezhitki u cherkesov-shapsugov: materialy Shapsugskoj ekspedicii 1939 g.: sb. nauch. stud. rabot / pod red. S.A. Tokareva, E.M. Shillinga. Vyp. 17. Etnografiya. M., 1940. S. 72-81.

7. Tressider Dzh. Slovar simvolov / per. s angl. S. Palko. M.: FAIR-PRESS, 2001. 448 s.

8. Mizhaev M.I. Kosmogonicheskie mify adygov // Mir kultury adygov. Majkop: Adygeya, 2002. S. 62-79.

9. Kudaeva Z.Zh. Mifopoeticheskaya model adygskoj slovesnoj kultury. Nalchik: Elbrus, 2008. 294 s.

10. Narther = Narty. Adyge epos. T. 1-U11 / zefezyhysyzhyhi zehezgeucuageher, ublep1e ocherkymre kommentariehemre zythyger A. Hedegel1e. Myekuape, 1968- 1971.

11. Hashok A.M. Sagen Der Narten // Wuppertal B.R. Tscherkessishe Mythologie. Deutschland, 1872. 88 S.

12. Kudaeva Z.Zh. Pchela v adygskih mifopoeticheskih vozzreniyah // Vestnik Adygejskogo gosudarstvennogo universiteta. Majkop, 2012. Vyp. 1 (96). S. 39-41.

Serap Canbek
Serap Canbek
İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümündeki tahsilinin ardından sigorta sektöründe çalıştı. 2011 yılından beri Jıneps gazetesinde yayın kurulu üyesidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Kafkas Savaşı yıllarında Adigelerde ölüm anlayışı

Madina Tekueva* Marina Gugova** Elena Nalchikova*** Andrey Konovalov****     Kafkas Savaşı, yalnızca erkeklerin savaşta sergiledikleri tavırları ve o dönemde erkeklerin kendi tarihlerini kaleme alış biçimleri aracılığıyla bilinmektedir. Bu tarihi...

Adigelerin geleneksel ekolojik kültürünün temelleri

Adige halkının geleneksel ekolojik kültürünün gelişimi, yaşayan ve akıllı doğa kavramlarına dayanıyordu Galina G. Tkhagapsova* Günümüzde, modern uygarlığın çevre sorunları o kadar ivedi bir hal almıştır...

Amerika: Çerkes temalı koleksiyon kartları

Amerika’da 1870’li yıllarda üretilen ilk sigara paketleri ince kâğıttan veya yumuşak malzemeden yapılıyordu ve taşıma esnasında sigaralar kolayca eziliyordu. Tütün şirketleri, paketlerin içine karton...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img