
1946 yılında Tletseruk Makbule Devrim ve Netabje Rıza Devrim çiftinin ilk çocukları olarak Düzce’de doğdu.¹ 1964 yılında Düzce’de ilk Kafkas derneğinin kurulması ile birlikte derneğin halk dansları çalışmalarında yaşıtlarıyla lokomotif görevi gördü. Düzce’de başta Şımıt Beycan Batur, Tlıuj Saadettin Aydın, Hantuv Fahrettin Zengin, Hurım Bislen Salih Hurmi, Hantuv Hasan Zengin, Hantuv Recep Zengin ve Beğuşe Zekeriya Şimşek ve dönemin dernekçi genç erkek ve kadınlarıyla halk dansları çalışmalarını yürüttü. Devrim, 1965-1966 yıllarında üniversiteye hazırlanırken Elbruz Gaytaoğlu’nun daveti üzerine Düzce’den Ankara’ya gidip gelmeye başladı. 1967 yılında Ankara’da Ziraat Mühendisliği Fakültesi’ni kazanınca Elbruz Gaytaoğlu yönetiminde faaliyet gösteren Ankara Kafkas Kültür Derneği’nin folklor çalışmalarına devam etti. Devrim, 1978 yılında Ankara’dan ayrılarak İzmit’te devlet memurluğu görevinde bulunmaya başladı ve 1978 ile 1981 yılları arasında İzmit Kafkas Derneği’nin başkanlığını yaptı. 1981 yılında Düzce’ye dönerek kardeşinin de mesleği olan kuyumculuk işini sürdürdü. 1983 yılında Yalova Kuzey Kafkas Kültür Derneği halk danslarını ekibini kurdu. O dönem cumartesi günleri Yalova’da, pazar günleri İstanbul’da Şamil Vakfı’nda ve pazartesi günleri de Düzce’de halk dansları çalışmalarını yürütüyordu.
1980 askeri darbesi sonrası derneğin olmadığı ve kültürel faaliyetlerin askıda olduğu Düzce’de halk dansları çalışmalarına önderlik ederek büyük bir özveri örneği gösterdi. Cankat Devrim’in 1983-84-85 yıllarında Düzce’de öğrencisi olan isimler; Selçuk Basal, Mustafa Yiğit, Murat Araj, Levent Ayan, Edip Dağüstü, Numan Ediz, Ahmet Gazi Saygılı, Ali Şanlı, Ali Turan, Ender Hızal, Serdal Özmeç, Ali Özel, Ersel Kiloğlu ve Göksel Samur’dur. O yıllarda Hacı Murat Dağıstanlı da Köprübaşı Ömerefendi Köyü Kafkas halk dansları ekibini çalıştırıyordu. Ekip, Hacı Murat Dağıstanlı’nın eğitmenliğinde, muhtar Fadıl İlhan sorumluluğunda, Ahmet Turan, İbrahim Sezgin ve Şükrü Ersoy koordinatörlüğünde şu gençlerden oluşuyordu; Filiz Vuruş, Filiz Alp, Sibel Ermemiş, Esra Sezgin, Sabiha Ertan, Ayşe Yıldırım, Hülya Özsarıkamış, Sibel Aydın, Ayşe Gündoğdu, Serap Parlak, Figen Alp, Zişan Fidan, Selçuk Ermemiş, Serdal Özmeç, Murat Ceylan, Ümit Ermiş, Altan Tuğ, Cengiz Soylu, Ferit Horol, İsmail Hemiş, Bülent Bayındır, Yaşar Şağam ve Erdal Özmeç. 1983 yılında Milliyet Gazetesi’nin Türkiye çapında düzenlediği liselerarası halk oyunları yarışmasına katılan Düzce Lisesi ekibi, Cankat Devrim ve Hacı Murat Dağıstanlı’nın çalıştırdığı gençlerden oluşuyordu. 1 Mayıs 1983 tarihinde İstanbul’da Spor ve Sergi Sarayı’nda yapılan finalde Dağıstanlı’nın eğitmenliğinde Türkiye birincisi oldular. Askeri darbe sonrası dernekleşmeye kadar yapılan ve gençleri bir arada tutup geleceğin altyapısını oluşturmaya yönelik bu cesur faaliyetler Düzce için çok önemliydi. Cankat Devrim ve Hacı Murat Dağıstanlı’nın şehirler arası mekik dokuyan bu özverili çalışmaları unutulmaz.
Devrim, 1985 yılında Ürdün’den davet alarak “Prens Hamza Çerkes Okulu” bünyesinde folklor öğretmeni olarak görev yapar. Cankat Hoca, Ürdün yıllarını şöyle anlatır: “Ürdün Çerkes Okulu’ndan davet aldığımda, bu benim, kendime verdiğim sözü gerçekleştirme fırsatımdı. Çünkü, ‘Eğer günün birinde Çerkeslerin bir okulu olursa ve benden bir hizmet beklenirse üzerime düşeni yaparım’ demiştim. 1985 senesinde bu davet üzerine Ürdün’e gittim. Başlarda hayal kırıklığıydı. Beni sadece çoluk çocuk oynatacak sandılar. ‘Sen derslerine gir çık, Kabardinka’nın kendisini bile yapsan anlamazlar’ dediler. Fakat ben onların dediklerini yapmadım. Dans, hiçbir zaman birinci hedefim değildi. Yaptığım hiçbir şey de eğlence için yapılmadı. Ben, milletimin kültürüyle uğraştım. Hizmet etmeye değer bir toplumun çocuklarıyla uğraştım. Tüm bu uğraşların sonucunu, ilk mezunlarımızı verdiğimizde gördük. O çocukların, tam bir Çerkes gibi o okuldan mezun olmaları, belki de benim hayatımdaki en mutlu anımdı.”² 1998 yılında Nart dergisine verdiği röportajda o yıllardaki amacının ne olduğunu şöyle açıklıyor: “Ürdün’de öğrencilere düğünlere katılabilecek kadar halk danslarını, örf ve adetlerimizi öğretiyorduk. Temel amaçlarımızın başında öğrencilerimize medeni cesaret kazandırmak geliyordu. Toplum içinde nasıl davranacaklarını, önemli değer yargılarımızdan biri olan büyüklere saygı ve küçüklere sevginin ne demek olduğunu, kısaca bizi biz yapan toplumsal değerlerimizi öğretiyorduk. Bu arada çocuklarımızın bedensel sağlıklarını korumak da önem verdiğimiz konular içindeydi, bunun için de dans öğreten okullarda uygulanan bir program yürütüyorduk. Kuşkusuz tüm bu faaliyetlerin başka bir hedefi vardı. O da öğrencilerimizin yaşamın her alanında disipline olmaları, birlikte çalışma ve üretmenin hazzını duymaları idi.”³
Cankat Devrim, Ürdün’de halk danslarının yanısıra öğrencilerin el becerilerini geliştirmek amacı ile bir atölye kurdu. Birinci sınıftan başlayarak çocuklara pense tutmasını, çekiç kullanmasını öğretti. Öğrencilerin becerileri artınca danslarda kullanılan aksesuarlar atölyede yapılmaya başlandı. Devrim, el sanatlarına olan yatkınlığını şöyle anlatır: “Annemin babası ünlü bir kuyumcu idi. Çocukluğum dedemin atölyesinde geçti. Dedem kama, kemer gibi bizim geleneksel el sanatlarında uzmandı. Ayrıca, satılan bu türden değerli parçaları da kaybolmasın diye satın alırdı. Sonra, Düzce’de Şapsığ bir kuyumcu daha vardı. Onun dükkanına da sık sık gider, yaptıklarına bakardım. Üniversite yıllarında yazın, dayımın yanında çalışmaya başladım. Düzce’de Kafkas Kültür Derneği kurulmuş, folklor gösterisi yapılacaktı. Ekibe tenekeden kılıç yaptım konuya meraklı olduğum için gördüğüm eşyaları inceledim, nasıl yapıldıklarını öğrendim. Kardeşimin kuyumcu atölyesinde çalışmaya başladım. Ürdün’e gittiğim zaman Çerkes el sanatları ürünlerini, onarmak amacı ile bir atölye açtım.”⁴
Prens Hamza Çerkes Okulu’nda 7 yıl boyunca hizmet veren ve Ürdün’de derin izler bırakan Devrim, 1992 yılında aldığı bir kararla bugünkü Adıgey Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop’a yerleşti. Bir süre sonra ailevi problemler nedeniyle Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı. 1996 yılında Düzce Kuzey Kafkas Kültür Derneği ve Abhaz Kültür Derneği yönetim kurulları ortak bir folklor komisyonu kurarak, iki derneğin gençlerinin bir çatı altında çalışmalar yapmalarına karar verdiler. 27 Aralık 1996 tarihinde erkeklerin katıldığı ilk çalışmada yüzün üzerinde bir katılım oldu. Sonrasında kızlar da çalışmalara dahil oldu ve böylelikle Cankat Devrim, 1996-97 yıllarında Düzce’de Ticaret Lisesinde çok kalabalık bir öğrenci grubu ile Kafkas halk dansları eğitmenliğine devam etti. 1998 yılından itibaren Ankara Çerkes Derneğinin ısrarlı çağrıları üzerine bu derneğin bünyesinde halk dansları çalışmalarını yürüttü.
Aile mesleği olan kuyumculuk alanındaki pratikleri onun yıllar boyunca Çerkeslere has özellikleri ile gümüş işleme, deri işleri, ağaç, demir ve çelik sanatları konusunda ustalaşmasına vesile oldu. Bu ustalıktaki en büyük paylardan biri de Yalova Güneyköy’deki Dağıstanlı ustalarla geçirmiş olduğu kıymetli vakitlerdi. 2000 yılında Ankara Çerkes Derneği’nin altındaki atölyede Çerkes el sanatları üzerine çalışmalarını yürüttü. 2002 yılında Muhittin Ünal’ın KAF-DER (Kafkas Derneği) başkanı olduğu dönemde gelen talep üzerine geleneksel halk danslarını öğretmek üzere yetişkinleri Ankara derneği bünyesinde çalıştırmaya başladı. O dönem ‘İkinci Bahar’ diye adlandırılan bu ekip Ankara Çerkes Derneği bünyesinde daha sonra ‘Kazbek’ adını aldı. 2003 yılı içinde kısa bir dönem Düzce Kuzey Kafkas Kültür Derneği’nin Tızeğus ekibini de çalıştırdı. 2007 yılında interaktif Kafkas portalı www.uzunyayla.com internet sitesi tarafından 2007 yılının kültür adamı seçilerek ödülünü Ankara’da düzenlenen bir törenle aldı. 9 Nisan 2008 tarihinde Ankara’da Birleşik Kafkasya Konseyi’nin organize ettiği ‘Kafkasya Resim ve Etnografya Sergisi’ kapsamında Cankat Devrim’ in kişisel koleksiyonu sergilendi.
2012 yılından itibaren Ankara Çerkes Derneği’nin Yenimahalle Halk Eğitim Merkezi işbirliği ile Batıkent’te açtığı ‘Çerkes El Sanatları Atölyesi’ bünyesinde kurs vermeye başladı. 2015 yılında kuyumculuk, ağaç işleri ve deri işleri üzerine Ankara Çerkes Derneği’nde atölye çalışmalarına devam etti. 12 Haziran 2015 tarihinde Ankara Çerkes Derneği’nde düzenlenen KAFDAV (Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı) hizmet ödülleri töreninde Kültür-Sanat dalında hizmet ödülüne layık görüldü. Ankara’da yaşadığı dönem içerisinde çeşitli basın ve yayın organlarının Çerkes el sanatları, halk dansları ve yemek kültürü üzerine yaptıkları programlara katıldı. 2019 yılında Ankara Çerkes Derneği Gençlik Komisyonu’nun düzenlediği bir sohbet programında gençlere dil, kültür ve sanat üzerine düşüncelerini aktardı.
2019 yılında Ketse Yasin Durmaz’a verdiği bir röportajda Kafkas camiası ile ilgili görüşlerini şöyle ifade etmiştir: “Nasıl ve neresinden baktığımıza bağlı. Biz bir tasın içerisindeyiz. İrili ufaklı buz taneleriyiz. Beklenendir ki kütlesi küçük olanlar daha çabuk erir. Bize, o bizden değil, bu bizden değil dedirttiler. Sonra bir baktık ki bizden kimse kalmamış. Ben bir Çerkesim. Benim için Asetin de Çeçen de bir. Bu bir olanlar Abhazya savaşında ‘neden buradasınız’ diye soranlara ‘vazifemizi yapmaya geldik’ dediler. Dillerimiz farklıydı fakat bu ayrılmamıza sebep olmuyordu. Kalben bir birlik vardı. Kimse, ‘herkes kendi çukurunu kendi doldursun’ demedi. Belki biz de verdiğin örnekteki gibi birbirimizin yanında var olduk. Olabildik…”⁵
Cankat Hoca ile 2003 yılında Düzce’de ekip çalıştırdığı dönemde uzun uzun konuşma imkânım olmuştu. Kendisine Düzce Çerkesleri ile ilgili bir çalışma yaptığımı söyleyince bir sonraki görüşmemize elinde bir not kâğıdı ile geldi, bu kâğıtta hangi kaynaklara başvurmam gerektiği ile ilgili bir liste vardı. O zamanın şartları ile bu kaynaklara ulaşmak zor gözükse de yıllar ilerledikçe ya internet üzerinden verilen dijital hizmetlerle ya da söylediği kaynaklara bizzat ulaşarak kitap çalışmama kaynak yaptım. Bir görüşmemize de büyük dedelerinin yerleştiği köy olan İstilli (Kanokohabl–Yedigey) köyünün kuruluşuna ait el yazısı ile yazdığı notları getirmişti. Bu notlardan faydalanarak 2004 yılında Nart dergisine bir yazı göndermiştim ve yayınlanmıştı. Bir sonraki görüşmemiz 2013 yılında oldu. Düzce ayaklanması döneminin eksik kaldığını düşünerek bana yeni şeyler anlatmış ve onların notlarını almıştım. Tabi bu arada kendisini sık sık arayarak hem halini hatırını soruyor hem de çalışmamın geldiği nokta hakkında kendisine bilgiler veriyordum. Yüz yüze son görüşmelerimiz ise kıymetli annesi Makbule hanımın vefatı dolayısıyla Nisan 2016’da ve Şevoş’u Yenal Ahmad’ın Ağustos 2016’da Düzce’deki düğününde oldu. Sonraki görüşmelerimiz telefonla gerçekleşti. Onunla her görüşmemde aklıma gelen ilk şey Çerkeslerin, bir insanın onuru, cesareti ve insanlığı sayesinde hafızalarda yer ettiği inancının tecelli ettiği nadir insanlardan biri olduğu ve ona göre yaşadığına olan inancımdı. Kafkas camiasının da böyle düşündüğüne içten inanıyorum.⁶
Ruhu şad olsun.

1. Babası 1914 yılının mayıs ayında Düzce’ye bağlı İstilli Köyü’nde doğan Hatip İbrahim Oğlu Netabje Rıza Devrim, 1964 yılında Düzce’de kurulan ilk Kafkas derneğinin kurucusudur. 21 Ocak 1965 Perşembe günü kalp krizinden vefat eden Devrim’in mezarı Düzce Şehir Mezarlığı’ndadır. Annesi Makbule Hanım, Şıralık (Kasap) köyünden Tletseruk Mahir Altun’un kızıdır. Düzce eşrafından Kuyumcu Sami Altun dayısıdır. Cankat Devrim, Ankara’nın Balâ ilçesinden Çerkeslerin Besleney boyundan Blane Ayhan Devrim ile evlenmiş ve Sinemis, Setenay adında iki kız çocuğu olmuştur. Devrim’in erkek kardeşlerinden Erdal Devrim 1995 yılında, Zeki Devrim ise 26 Kasım 2012 tarihinde vefat etmiştir. Kızkardeşi Özhan Devrim Abat’tır.
2. Ketse Yasin Yılmaz, “Netabje Cankat Devrim”, Mızağe Dergi, Ocak-Şubat-Mart 2019, Sayı 5.
3. Sine Göksoy – Nejan Huvaj, “Folklora Adanan Bir Yaşam – Cankat Devrim”, Nart Dergisi, Kasım-Aralık 1998, Sayı 10, s. 15.
4. Sine Göksoy – Nejan Huvaj, a.g.m, s. 15, 16.
5. Ketse Yasin Durmaz’ın okuduğu bir romandaki şu sözleri dile getirmesine: “Bazı bitkiler çevrelerine hiçbir tohumu yanaştırmazlar. Bazılarıysa sadece birkaç çeşidin yanında var olabilirler” vermiş olduğu cevap. Ve Ketse Yasin’in onun hakkında yapmış olduğu şu değerlendirme: “…Direnmenin onurunu, vicdanını ve farklı olmanın zorluğunu kimi zaman anlattıklarıyla, kimi zaman da susarak dile getiren, sıkılan yumruğuyla gösteren, çeliğe boyun eğdiren kararlı bakışlarında yalnızlığı görülen biriydi.” Onu anlatan çok anlamlı bir tespit.
6. Bu yazı hazırlanırken Sn. Şükran Canseri Özen’in 25 Kasım 2014 tarihinde “Elbruz 1961’den Bugüne” adlı Facebook sayfasında yapmış olduğu paylaşımdan da faydalanılmıştır.







