“Kalplere dokunmanın, yok olmadığımızı, var olmaya devam edeceğimizi göstermenin ve Çeçen (Nokhçi) olduğumuzu hatırlatmanın dansı”
Çeçen halk dansları sanatçısı, koreograf, Çeçenya devlet topluluğu «Vainakh» ve «Nokhcho»nun eski başkanı, eski Kültür Bakanı, çok sayıda ödül sahibi, birçok ülkede «Halk Sanatçısı» unvanına sahip, «Dansın Ruhu» olarak adlandırılan Dikalu Muzakayev’le yaptığımız ve daha önce anadillerimizde Jineps’te yayımladığımız röportajın Türkçe çevirisini paylaşıyoruz.

Dikalu Muzakayev
Abuzyed’in oğlu Dikalu Muzakayev, 24 Mart 1960’ta Kazakistan’da doğdu.
• Profesyonel kariyerine Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Devlet Dans Topluluğu “Vaynakh”ta başladı. 1978 yılında Grozni Kültür ve Eğitim Okulu’nun koreografi bölümünden mezun olduktan sonra, cumhuriyetin ulusal dans grubunda yer aldı. Vaynakh Dans Topluluğu ile yurtdışı turnelerine katıldı. Arjantin’in Santa Feh şehrindeki turne esnasında, Malambo Halk Dansları Enstitüsü’nün hızlandırılmış eğitimini tamamladı.
• 1980-1982 yılları arasında zorunlu askerlik görevini, Kuzey Kafkasya Bölgesi Askeri Şarkı ve Dans Sanatları Topluluğu’nda dansçı olarak yaptı. 1980 yılında ilk koreografik performansı olan “Akh-Vakh Köyünde”yi sahneledi.
• 1986 yılında Moskova Devlet Kültür Enstitüsü’nden onur derecesiyle mezun oldu ve RSFSR Kültür Bakanlığı tarafından göreve atandı.
• 1990 yılında Kazakistan’ın “Saltanat” adlı Devlet Dans Topluluğu’nda bulunduğu esnada “Genç Çeçenlerin Dansı” adlı performansı sahneledi.
• 1991 yılında Çeçenya’da “Nokhço” adlı Devlet Şarkı ve Dans Topluluğu’nu kurdu. Çeçen Cumhuriyeti Halk Yazarı Ahmed Süleymanov’un “Çeçen Kültür Hazinesi” öyküsünden esinle bir dizi konser programı hazırladı. Programın prömiyeri aynı yılın 22 Haziran’ında yapıldı.
• 1996 yılında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin Nalçik şehrindeki “Kafkas” isimli devlet halk dansları topluluğunda “Çeçen Gençlik Dansı”nı sahneledi.
• 1996 sonbaharından 2001 ilkbaharına kadar, İnguşetya Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’nın daveti üzerine, İnguş Devlet Halk Dansları Topluluğu’nu yönetti; topluluğun dans becerilerini geliştirdi, “Nart Epos” başlığı altında yeni bir sergi programı düzenledi.
• 1998-2000 yılları arasında Başkurtistan Cumhuriyeti’nde hazırladığı koreografik performansları Başkurtistan F. Gaskarov Devlet Akademisi Halk Dansları Topluluğu’nda, Başkurtistan Sibay Filarmoni Orkestrası’nda, Devlet Filarmoni Orkestrası’nda ve Sterlitamak Devlet Filarmoni Orkestrası Dans Tiyatrosu’nda sahnelendi. Programda, Berkutistan dansı, “Koreografik Süit”, Çeçen-İnguş dansı, Arjantin çoban dansı “Gaucho”, Azerbaycan dansı “Yally”, geleneksel Çeçen dansı “Lovzar”, Çeçen gençlik dansı “Nisarkhoy” ve diğer danslar yer aldı.
• Mart 2001’de, Çeçenya yönetiminin daveti üzerine tekrar ülkesine dönen Dikalu Muzakayev, Vainakh Devlet Halk Dansları Topluluğu’nun yönetimine getirildi. Aynı yılın 18 Ekim’inde topluluk, Krasnodar’da büyük bir gösteri programı düzenledi. Ayrıca dans eğitimini yaygınlaştırmak amacıyla bir dans okulu/stüdyosu kurdu ve dansa birçok genç yetenek kazandırdı.
• Vainakh Halk Dansları Topluluğu, her yıl St. Petersburg ve Moskova’da düzenlenen Rusya Milletler Birliği Festivali’nde yer aldı. Topluluk ayrıca Rusya ve Avrupa’da düzenlenen “Rusya’nın Takım Yıldızı” gösterilerine katıldı. 2002’de Fransa’da “Büyük Ödül”ü, 2003’te İtalya ve İspanya’daki Gorica-2003 ve Barselona’da düzenlenen festivallerde “Büyük Ödül”ü, “Profesyonel Festival Ödülü”nü ve “Seyirci Sevgisi Ödülü”nü kazandı.
• Muzakayev, Çeçen Cumhuriyeti Kültür Bakanı olmadan önce, Çeçen Devlet Üniversitesi Dans Konservatuvarı’nda dersler verdiği dönemde kendisine Çeçen Devlet Pedagoji Üniversitesi “Fahri Profesörlük” unvanı verildi.
• Muzakayev’in Çeçen Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı görevi Mart 2007 ortalarında başladı ve 2014 yılında sona erdi.
Bakanlığı dönemindeki gelişmeler:
-2008 yazında başkent Grozni’de düzenlenen “Nuh’un Gemisi” başlıklı uluslararası film festivali.
-2009 yılında Grozni’de yapılan kültürel etkinlikler: “Kültürel Yağmur Işığı”, “Dağlıların Gelenekleri” vb. başlıklar altında il ve ilçeler arasında düzenlenen festivaller. Çeçenya’da her yıl Sovyetler Birliği Halk Sanatçısı Mahmud Esambayev adına düzenlenen Uluslararası Solo Dans Yarışmaları’nın ilki bu dönemde gerçekleştirildi.
-Yeni kültür kurumları açıldı: Çeçen Cumhuriyeti Kültürel Mirasın Korunması ve Kullanılması Komitesi, Çeçen Cumhuriyeti Devlet Senfoni Orkestrası, SSCB Halk Sanatçısı Müslim Magomayev adına kurulan Ulusal Müzik Okulu.
-2008-2012 yılları arasında açılan kurumlar: Çeçen Cumhuriyeti Ulusal Müzesi, Abuzar Aidamirov Ulusal Kütüphanesi, Y. Lermontov Rus Drama Tiyatrosu, Devlet Tiyatrosu ve Sergi Salonu.
-2015-2018 yılları arasında Azerbaycan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın daveti üzerine Azerbaycan Devleti Dans Akademisi’nin başkoreografı ve yönetmeni olarak çalıştı. Ayrıca Azerbaycan Dans Akademisi’nde dersler verdi. 2016 yılında “Benim Azerbaycanım” adlı yeni bir konser programı ve “Koroglu” adlı ulusal balenin prömiyerini yaptı.
-Muzakayev’in solo eserleri ve dansları arasında, “Şövalye Dansı”, “Lamankhoyn Khelkhar/Dağlıların Dansı”, koreografik geleneksel “Çeçen Dansı”, “Pınar Buluşmaları”, Gürcü halk dansı “Kartuli”, Oset dansı “Khonga Kaft”, “Terek Çeçen Dansı”, “Sürgün” adlı koreografik şiirsel eser “Gauço”, Arjantin dansı ve daha birçok eser bulunmaktadır.
Dikalu Muzakayev, halihazırda Çeçenya ve Rusya’daki büyük şehirlerde dünya halklarının dansları üzerine uzmanlık eğitimleri ve koreografi dersleri vermekte, Rusya Federasyonu’nda ve çeşitli uluslararası dans koreografisi yarışmalarında jüri üyeliği yapmaktadır.
Ödülleri ve başarıları:
• 1991 yılında ilk unvanı olan Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti “Onursal Sanatçısı” unvanını, SSCB Kültür Bakanı Nikolai Gubenko’nun elinden aldı.
• 1996: Rusya Federasyonu Onursal Sanatçısı unvanı. Rusya Federasyonu Kültür Bakanlığı’ndan iki kez “Kültürel Başarı” ödülü.
• 1998: İnguş Cumhuriyeti “Halk Sanatçısı” unvanı.
• 2004: Rusya Federasyonu “Halk Sanatçısı” unvanı.
• 2005: Çeçen Cumhuriyeti’ne hizmetlerinden dolayı “Devlet Madalyası” ödülü.
• Şubat 2008: Rusya Federasyonu Hükümeti “Kültür Ödülü”. Rusya Federasyonu’na hizmetlerinden dolayı “Birinci Sınıf Şövalye Nişanı” ödülü.
• 2009: Kabardey-Balkar Cumhuriyeti “Halk Sanatçısı” unvanı.
• Abhazya devletince verilen “Onursal Sanatçı” unvanı.
• “Vatansever eğitimde gösterdiği başarılarından ötürü”, Rusya Federasyonu Kültür Bakanlığı’nca verilen “Onur Belgesi”.
• 2010: Çeçenya Cumhuriyeti “Seçkin Vatandaş” unvanı.
• 2010: Başkurtistan Cumhuriyeti “Halk Sanatçısı” unvanı.
• 2011: Halk ve sahne dansları şövalyeliği kategorisindeki birincilik ödülü, “Ballet World Spirit of Dance”.
• 2012: Çeçenya Cumhuriyeti “Onursal Sanatçı” unvanı.
-Sovyetler Birliği dönemi, ardından 1990’lar, 2000’ler ve günümüz… Çeçen dansçı olmak zor muydu, en çok hangi zamanlarda zorlandınız?
-Çeçen dansçı olmak her zaman kolay değildi. Dans işi zaten zor; yoğun efor, iyi bir sağlık ve çok fazla sabır gerektiriyor. Sovyetler Birliği döneminde, Nokhçilerin (Çeçenlerin) Sibirya sürgününden dönüşleri (1957) sonrası, “Vainakh” dans topluluğunun mekânı, Grozni’deki anacadde üzerinde bulunan bir şarküterinin yanında yer alan çok dar ve küçük bir binadaydı. Hatırladığım kadarıyla “Vainakh”, o zaman diliminde Sovyetler Birliği genelinde kendine ait bir binası olmayan tek dans topluluğuydu. 1985 yılında ilk yeri Kirov Parkı’ndaki F. Şalyapin’in adını taşıyan tiyatro oldu. Bu bina daha sonra “Vainakh”a verildi. Topluluk orada 9-10 yıl çalıştı. Çeçenya’daki savaş döneminde bu bina da yıkıldı.
Kültür ve Eğitim Yüksekokulu’nun dans bölümünden 1978’de mezuniyetimin ardından Vainakh’a katıldım. Orada iyi öğretmenlerimiz vardı. İlk turnem Latin Amerika’ya oldu ve 4 ay sürdü. Sonrasında askerlik vazifesi gereği, 1980’de Rostov’a gittim ve 2 yılımı askeri dans topluluğunda geçirdim. Ardından Moskova Kültür Enstitüsü’nün koreografi bölümünde eğitim almaya başladım. 1986’da Kültür Bakanlığı beni “Vainakh”ın koreografı olarak görevlendirdi. O zamanlar, daha önce belirttiğim gibi, topluluğun yeri Şalyapin Tiyatrosu’ydu. 1990’da arkadaşlarımın desteğiyle “Nokhço” adında bir folklor ve dans tiyatrosu kurmaya karar verdim. Farklı bölgelerden dansçılar topladık ve VOG (Tüm Rusya Sağırlar Örgütü) binasında çalışmaya başladık. Bize bu yeri Süleyman Dukuzov verdi. Bugün faaliyetlerini devam ettiren Nokhço Devlet Gençlik Şarkı ve Dans Topluluğu’nun temellerini 1990’larda atmıştık.
22 Haziran 1991’de yeni programımız “Çeçen Kültür Hazinesi”nin prömiyeri Sölj-Ğal’daki (Grozni) tiyatro-konser salonunda gerçekleşti. Akhmad Suleymanov’un öyküsünü yönetmen Hüseyn Guzuyev’in desteğiyle sergiledik. O zamanki Çeçenya hükümeti, Grozni-Lenin Bulvarı’nda yer alan “Rodina Sinema ve Tiyatrosu”nun 120 kişilik binası ile birlikte hizmetimize bir otobüs tahsis etti ve “Nokhço”ya “Devlet Topluluğu” statüsü verdi. Böylece “Vainakh”tan “Nokhço”ya geçtim. Bugün her iki topluluk da çalışıyor. 1996 yılında kimi kişiler ülkedeki bu iki topluluğu birleştirme gayretine giriştiler, iki grubun fazla ve gereksiz olduğunu iddia ettiler. Bu birleştirme ısrarına karşı çıkarak, böylesi bir durumda çalışamayacağımı belirttikten sonra istifa ettim.
İnguşetya Devlet Başkanı Ruslan Auşev, benimle iletişim kurmak için aracılar gönderdi. İnguş (Ğalğay) Kültür Bakanı Alikhan Parov evine davet etti. İnguşlar, ocak ayında kurdukları dans topluluğunu yönetmemi rica ettiler, kabul ettim ve işe koyuldum. O günlerde İnguş bölgesi, ayrı bir “cumhuriyet» statüsü kurmuş ve buna karşılık Nokhçi (Çeçen) bölgesi de ayrı bir devlet kurma yoluna girmişti.
“En çok hangi zamanlarda zorlandınız?” sorunuza daha isabetli bir cevap olacaksa; o dönem savaş zamanları oldu. Birinci Rus-Çeçen Savaşı sırasında ateş hattı şehrin dışındaydı ve savaş henüz sonlanmamıştı. 1995’te her şeye rağmen Çeçen şarkı ve dans topluluğu “Nokhço”nun üyelerini yeniden bir araya getirip çalışmaları başlattım. Şehirdeki 7. Okul’un müdürü Khamzat, savaşta hasar gören kendi binasını onararak bize tahsis etti ve bir ay boyunca orada prova yaptık, sanki bütün dünya bizim olmuştu! Ocak ayında hükümet tarafından restore edilen Çernoreçe’deki Kimyagerler Sarayı’nda bir gösteri düzenledik. “Nokhço” topluluğunda Tamara Dadaşeva, Valid Dagayev, İmran Usmanov’la birlikteydik. Zor, tehlikeli ve açlığın hüküm sürdüğü zamanlardı. Odalar soğuktu ve provalara uygun bir zemin yoktu. Valid ve İmran çok kibar ve cesur insanlardı (Allah rahmet eylesin her ikisine).

O konserde, “Dışarıda savaş sürerken, binalar harabeye dönmüşken, bunlar ne işlerle uğraşıyor, ne tür konserler ve gösteriler düzenliyorlar!” gibi söylentilere karşılık, doğru anlaşılabilmek adına, sahnede ilk sözü Valid Dagayev’e verdim. Sonra İmran Usmanov konuştu. O zamanlar televizyon ve radyo yayınları kesikti, sesimizi halka iletebileceğimiz yaygın iletişim araçlarından yoksunduk. İnsanları sözlü iletişimle bir araya topladık. Sahnede söz sırası bana geldiğinde, “Gördüğüm kadarıyla bu kalabalık salon, birçok farklı çevre ve topluluktan insanlarla dolu. Sibirya’ya sürgün edildiğimizde (1944), Çeçenler ülkelerine geri dönebilmeyi sabırsızlıkla beklerken, Dimi Umar’ın mızıkasının sesini duyduklarında, sokakta bulunan radyo yayın hoparlörünün asılı olduğu direğin etrafında toplaşan annelerimiz, o direğe sarılıp ağlamışlardı. Bu çalışmaları sizler için yapıyoruz, kendimizi eğlendirmek için değil. Eğer doğru bulmuyorsanız özür dileriz, üzgün olduğunuzun farkındayız. Yaşama sevincimizi yenilemek, hayatta olduğumuzu göstermek, hayatın devam ettiği gerçeğinin altını çizmek ve Çeçen olduğumuzu hatırlatmak için dans ediyoruz” dedim.
Sonra yaşlı bir adam ayağa kalktı, başını salladı ve “Adın nedir?” diye sordu bana.
“Adım Dikalu” diye cevap verdim.
Yaşlı adam, “Pekâlâ, bu gösteriye bir an önce başlayalım ve bizi anlamayanın da atası gidip domuzuyla yaşasın!” dedi.
Bir anda salondaki kahkahalarla alkışlar birbirine karıştı.
Yaşlı büyüğümüze dönerek, “Söylediğin gibi yapıyoruz o halde” dedim ve konseri başlattım.
Salondaki herkesin gözleri mutluluktan yaşarmıştı. Gösterinin sonunda tüm sanatçılar sahneye toplanmış, mahalli Çeçen danslarına (Lovzar) başlamıştık. O esnada molla kıyafetleri içinde, 70-75 yaşlarında, uzun aksakallı ve yakışıklı bir adam sahneye çıktı, dans topluluğumuzun üyesi olan genç bir kadınla dans etmeye başladı. Salondaki herkes ayağa kalktı. Topluluğun usta dansçılarının coşku içinde izlediği, eski usulde, güzel ve kibar bir mahalli Çeçen dansı sergiledi.
Etkinliğin sonunda insanlar topluluğumuza içtenlikle teşekkürlerini ilettiler. İşte o gün “Nokhço”nun ikinci dirilişi gerçekleşmişti. Benim için gerçekten zor bir dönemdi.
Başka bir örnek vermem gerekirse; İnguşetya’nın dans ekibini yönettiğim dönemde, ilk profesyonel dans programımızı mart ayında sahneledik. Bu, Çeçenlerin İnguş (Ğalğay) halkına bir hediyesiydi. Tanrı bilir, onlar bizim kardeşlerimizdir. O zamanlar Çeçenya’daki savaştan ötürü ekibimizden ve başka yerlerden İnguşetya’ya gelen sanatçılar vardı. O sıralar İmran Usmanov ve Luiza Eljurkayeva’nın bir işe ihtiyaçları vardı, benim de onların profesyonel desteklerine. Onları işe aldım. Bir gün olsun hiçbir İnguş yetkili bana “Bu Nokhçilerin burada ne işi var?” diye sormadı. O dönemde bu tür ayrılıkçı yaklaşımlar yoktu. Bugün olduğunu üzülerek görüyoruz; birileri Ğalğay ya da Nokhçi olup olmadığınızı sorgulayabiliyor ne yazık ki; kalıcı olabilecek bir durum değil bu. Biz tek bir ulusuz ve her şeyi bir kenara bıraksak bile, hepimizin inancı bir, Müslümanız.
“40. yaşıma ithafen, sanatla ilgili tüm Nokhçilerle bir gece düzenlemem gerektiği” konusunu bana Musa Dudayev, Abdulmutalib Davletmurzayev ve Musa Akhmadov birlikte önerdiler. Yaşadığım evde daima misafirlerim olurdu. Bunların arasında birçok yabancı da olur, konaklar ve giderdi. Bu yüzden tabiri caizse, 24 saat işimle birlikte yaşıyordum. Çoğunlukla giysilerimi toplar, koltuğu yatak yapar, öyle uyurdum. Hiç kimseye tek kelime etmedim, kimseyi takip etmedim, ağzımdan hiç kimseyi incitici tek bir sözcük çıktığını hatırlamıyorum. Her zaman olanaklarımı başkalarıyla paylaşmayı tercih ettim. İnsanlara her zaman kucak açtım, yapmam gerekenleri yaptım, gitmesi gerekenleri yolcu ettim, insanların evrak işlerine yardımcı oldum. Tanrı’nın bana bahşettikleri ile yetindim.
Çeçenya’daki savaşın bitiminde dönemin kültür bakanı Movla Osmayev aradı ve sanatçıların benimle çalışmak istediklerini, bu yüzden “Vaynakh” topluluğunu yeniden çalıştırmaya başlamamı rica etti. Başkent Sölj-Ğal şehrinde savaştaki yıkımdan ötürü çalışmaya uygun yer kalmadığı için, 2001 yılının ocak ayında, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin Nalçik şehrine gidip, orada çalışmaya karar verdik. Sanatçıların çoğunun tercihlerini benden yana kullanmaları sonucunda, o zamanki yönetici işten alındı ve mart ayından itibaren işe koyuldum.
Halkımız ne yazık ki zor zamanlar yaşadı; büyük Kafkas savaşları, devrim, Sibirya-Kazakistan sürgünü ve en son olarak ayakta durmakta zorlandığımız iki yıkıcı savaş. Biz de buna maruz kaldık.
-Türkiye Çeçen diasporasında kimi insanlar danslarımızda kadınların kuğu, erkeklerin ise kartal sembolünü temsil ettiği görüşündeler. Danslarımızda erkekler kurt mu, kartal mı, yoksa avcı mı? Çeçen halk dansları ile diğer halkların dansları arasındaki temel farklar nelerdir?
– Kitaplarımda* her zaman kültürümüze ilişkin bildiğim ne varsa anlatmaya özen gösterdim. 2002 yılında “Çeçen Halk Dansları” adlı kitabımda, dans eden erkek ve kadın sembolizmini detaylı şekilde yazdım. Bu sorunun tam cevabı, pandemi döneminde kaleme aldığım bu kitabımda var.
“Vainakh” topluluğunda koreograf olarak çalıştığım 1987 yılında, biliminsanı ve etnograf Said-Mokhmad Khasiyev, “Halk Sanatları Merkezi’nin koreografi bölümünün başına geçmelisin” dedi. Geleneksel Çeçen halk danslarının tarihinin, gelenek ve göreneklerin derlenmesi ve kayda geçirilmesi amacıyla yanına almıştı beni. Çünkü dansçılar arasında eli kalem tutan, ama aynı zamanda bilimsel yaklaşıma sahip olan az sayıda insan vardı. Khasiyev, tarih konusunda bana destek olacağını söylediğinde, bu bilgileri toparlama ve kayıt altına alma konusunda faydalı olacağımı düşünmüştüm. Bahsettiği konunun son derece önemli olduğunu, bu işi mutlaka birinin yapması gerektiğini söyledim kendisine ve “Çeçen Halk Dansları” adlı kitabın yazımına başladım. Yazmaya başladığımda elimde işe yarar hiçbir kaynak yoktu. Buna rağmen var olan bilgi birikimime güvenerek ilk üç bölümünü bitirmiştim kitabın.
Danışmanım Said Mokhmad (Rahmetle anıyorum kendisini) yazdıklarımı redakte ediyordu. Çeçenya’nın her bölgesine giderek insanların bana aktardıklarını derledim, ses kayıtları aldım.
Burada, İmam Şamil (Şeyh Şamil) döneminde kültürümüzün büyük ölçüde zarar gördüğünün özellikle altını çizmek isterim. Bizzat Şamil’in emriyle kimi Çeçen dansları, gençlerin pınar başında/nehir kıyısında buluşma gelenekleri, bazı geleneksel eğlencelerin yasaklanması gerektiği konusu halkımızı sıkıntıya sokmuştu. Geleneklerimize göre, her iki tarafın yanlarında mutlaka birer güvenilir kişi olmak koşulu ile bekâr bir delikanlının, bekâr bir genç kızla buluşabildiği tek meşru yer, bir nehir kıyısı veya pınar başıdır. Refakatçiler, gençlerin “iyi niyetleri”ne şahitlik edebilecek kişilerdir. Bu kişiler, genç kızın veya delikanlının birbirlerine söz vermeleri durumunda bu söze şahitlik ederlerdi. Erkeğin tarafından bir erkek veya bir genç kız, genç kızın tarafında ise bir genç kız refakatçi olabilirdi. Şamil, bu köklü geleneğe yasak koymaya kalkışmıştı.
Örneğin, Şamil tarafından “14 yaşına gelen bir kız çocuğu evlenmek zorundadır” gibi bir şart konmaya çalışılmış, emir çıkarılmıştı. Ancak toplum, “Kadim Çeçen geleneklerine göre, erkek ve kadın karşılıklı rızaları olmadığı sürece evlendirilemez, bizlere dayatılan bu kuralın asla kabul edilebilir bir yanı yoktur” diye karşı çıkmış ve kabul etmemişti. Şamil, bu ve benzeri yasaklarla kimi kadim geleneklerimizi yok etmeye kalkıştı. Savaşların sürdüğü esnada -o anki toplumsal psikolojiyle- kimi çevreler, Şamil’in “haram” ilan ettiği kültürel değerleri yok saydılar ve paha biçilemez kitapları ya sakladılar ya da yok ettiler. Kalan eserler ise ne yazık ki 1944’te maruz bırakıldığımız Sibirya Sürgünü esnasında arşivlerimizden, kütüphanelerimizden, camilerimizden toplatıldı ve yakılarak yok edildi.
Bir yandan kitap yazımı ile uğraşıyor, öte yandan “Nokhço” dans topluluğunu kurmaya çalışıyordum. Kitap yazımı için çok emek veriyor, çaba harcıyordum. Rusya ve Çeçenya arasındaki savaş patladı. Urus-Martan, Gumse, Ustrada/Argun ve Solja-Ğal’daki, yani ülkedeki tüm kültür merkezleri zarar gördü. 2007 yılında kültür bakanı olarak atandığımda, yıkılan, hasar gören yapıların tümünün restore edilerek yeniden ayağa kaldırılması için çaba harcadım.
2022 yılında “Vainakh” topluluğu yeniden profesyonel faaliyetlerine başladı. Avrupa turnesine gittik; Almanya, Fransa, İspanya, İtalya vb. ülkelerde sahne aldık. Amacımız, Çeçenlerin kim olduğunu, Çeçen kültürünün ne denli köklü bir kültürel mirasa sahip olduğunu sergilemekti.
2015 yılında Azerbaycan Kültür ve Turizm Bakanı Abdülfas Karayev’in davetiyle gittiğim Azerbaycan’da üç yıl boyunca Azerbaycan Devlet Halk Dansları Topluluğu’nu yönettim.
Topluluk sanatçılarının seviyesini dünyanın önde gelen profesyonel dansçıların seviyesine yükseltmek, modern zamanlara uygun yeni bir konser programı oluşturmak, daha sonra ismi “Akademi Topluluğu”nu alacak olan, Azerbaycan’ın ilk ulusal balesi “Keroglı”yı kurmak gibi zor görevler üstlenmiştim. Süreç sonunda başlangıçtaki hedeflerimize ulaşınca, 2018 yılı bitiminde eve (Çeçenya) döndüm.
2020’de dünyaya yayılan pandemide ben de çok ciddi sağlık sorunları yaşadım. Kendimi toparladığımda, “Tanrı’nın izniyle bu kitabı bitireceğim” diye yemin ettim ve o yıl oturup yazdım kitabı. Çeçen danslarının isimleri, anlamları, gelenekler, eğlence biçimleri, dans yapıları, dans mitolojisi vb. içeriklerden ötürü en çok 4. ve 5. bölümlerde zorlandım. Grozni’de yayımladığım bu kitap, 20 yıldan fazla bir sürede topladığım bilgileri içeriyor. Toplamda 1.000 adetlik tiraja sahip kitabı çoğunlukla hediye olarak verdim. Bu kitabımın Arapça, İngilizce ve diğer dillere çevirmesini çok istiyorum. Zira öylesi bir durumda yeryüzündeki insanlar danslarımızla ilgili daha çok ve gerçek bilgilere sahip olma şansı bulabilecekler.
Çeçen halk danslarındaki sembolizme özet olarak değinmek isterim; dans eden çift “Güneş” ve “Ay”ı sembolize ederler. Erkek sol taraftan başlayıp, sağ elini kaldırır ve bir daire çizer, kadın ise saatin ters yönünde dans etmeye başlar. Herkes kendine özgü bir coşku, karakter ve düşünce ile dans eder. Kadının başı dik ve hafif yukarı açıda olmalı, gözleri ya ayaklara veya erkeğin göğsündeki fişekliklere bakmalı, erkek kendine çok yaklaştığında kadın, elini kendi göz hizasına yükselterek erkekten uzaklaşmalı. Erkek parmak uçlarına yükselerek kendine doğru geldiğinde kadın, bir elini bel hizasını, diğerini ise omuz hizasını geçmemek koşuluyla yukarıda tutarak geçmeli. Dansı her zaman erkek başlatır, kadın bitirir. Dans esnasında kadın, kendini mutsuz hissettiği an dansı bitirme hakkına sahiptir. Dansı bitirmek üzere harekete geçen kadını dansı uzatmaya zorlamak ayıplanır. Zira bu, geleneklere aykırıdır. Günümüzde, erkeklerin tüm uzuvlarını oynatarak yaptıkları sportif ve akrobatik hareketler, partnere doğru ellerin hızlıca sallanarak dans edilmesi vb… Bunların hiçbiri Çeçen dansının ruhuna uygun değildir. Erkek, önce kadına saygı göstermek ve onun özgürce dans etmesini sağlamak zorundadır. Dans esnasında kadın eğer kendini özgür ve mutlu hissederse dansı uzatır. Aksi takdirde çabucak bitirecektir.
Çeçen dansında erkek «bâkho/savaşçı” ve «tallarkho/avcı”dır. Kadın ise narin bir kuşu sembolize eder. Kadın, ellerini bir kuğu gibi (çok sallamadan) hareket ettirir, gövdesini dik tutar, adımlarını kalçalarını oynatmaksızın atar, ayaklarını çimlerde kaydırır gibi sürüyerek yürür. Erkeğin, dansı esnasında ayaklarını kadının oyun tarzında olduğu gibi kaydırması şık karşılanmaz. O tarz sadece kadına aittir. Erkek dansında ‘koç yürüyüşü’ vardır, ‘boğa yürüyüşü’, ‘geyik yürüyüşü’, ‘ayı yürüyüşü’ vardır. Erkek dansının temeli yürüyüştür.
Çeçen dansında fiziksel temas yoktur. Bu yönü, diğer Kafkas halklarının dansları ile Çeçen dansı arasındaki başat farktır. Diğer Kafkas halk danslarında erkek-kadın kol kola veya el tutarak dans edebilirler. Ancak Çeçen danslarında kadın bir nevi dokunulmazdır. Sahne kostümü ya da kıyafete bile temas etmek olanaksızdır. Dans esnasında erkek, kadına her zaman özenle yaklaşmalıdır. Şimdilerde erkek, dans ettiğini sanarak orta yerde adeta topaç gibi dönüyor, insanları şaşırtmaya çalışıyor, birlikte dans ettiği kadını bir kenarda unutuyor, kendi kendine tuhaf biçimde gülüyor… Bu tarz hareketlerin hiçbiri geleneksel Çeçen dansının doğasına uygun değildir; ortamı sirke çevirmektir, maskaralıktır. Birlikte sahne aldığı kadının karşısında bir erkeğin salto atması, zıplaması partnerine karşı saygısızlıktır. Dürüst bir Çeçen genci, kendi kız kardeşine gösterilmesini arzu ettiği saygı ve özeni danstaki partnerine de göstermelidir. «Ben erkeğim, güçlü-kudretliyim, aynı zamanda bir şövalye ruhuna sahibim, saygılıyım»… Bir erkek dans esnasında bu niteliği göstermelidir. Diğer Kafkas halklarında, ‘dansın dili’ erkek ve kadınlar için aynı olabiliyor. Çeçen dansında ise erkek ve kadının ayrı ayrı kendine özgü dans dilleri vardır.
-Kafkas danslarına ve Çeçen dansına neden “Lezginka” deniyor? Bildiğimiz kadarıyla 1840’larda G.G. Gagarin “Lezginka” adıyla bir tablo yapıp sergilemiş ve bu isim oradan kalmış. Bu tanım sizce doğru mu? Konuya ilişkin ne söylemek istersiniz?
-İfade ettiğiniz gibi, bir “Lezginka fotoğrafı” üzerinden kalan adlandırma bu. Tespitiniz doğru. Şimdilerde her yerde görüyoruz “Kafkas Lezginka” ismini. Bir tek bizler biliyoruz aslında “Çeçen” değil de “Nokhçi” ulusu olduğumuzu.
Rusların Kafkasya araştırmacıları, tek bir ulus olduğumuz halde, Ğalğaylara “Anguşt Evla/Anguşt Köyü”nün adını yani “İnguş” ismini verdiler. Bizi (Nokhçileri) ise Çeçenya’daki “Çeçan Evla/Çeçen Köyü”nün adından yola çıkarak “Çeçen” olarak adlandırdılar. Bu isimler bir şekilde literatüre girdi ve yayıldı. Tarihte, Çeçan Evla Köyü civarında büyük savaşlar yaşanmış ve köyün çocukları dahil direnişe katılıp pes etmeden direnmişler. Bu yüzden Ruslar teslim olmayı reddedenlere, sonuna kadar direnenlere “Çeçenets/Çeçen” demişler. Ulusumuzun gerçek adı “Nokhçi”dir. İşte o yaygın hale gelen, sözde “Kafkas Lezginkası” ismi de az önce verdiğim örnekte olduğu gibi, tamamen bir hata ve tutarsızlığın sonucudur.
Kafkasya’da yaklaşık 60 farklı etnik kimlik vardır. Halk dansları da tıpkı anadilleri gibi halkların kültüründe büyük bir yer tutar. İlk sırayı dil alır, ardından kültür, maddi ve manevi ihtiyaçlar gelir. Profesyonel sanat ve el sanatları manevi ihtiyaçlar arasında yer alır. Kültür, kendine has özellikleri, farklılıklarıyla halkın ikinci dilidir. Nokhçi (Çeçen) melodisinin adı “muqkam”dır ve “muqkam” bir müzik formudur. Gürcülerde de böyledir. Halkın üçüncü dili ise “dans”tır. Dansın coşkusu, heyecanı ve karakteri halkın farkını yansıtır.
Dans yarışmalarının jürilerinde yer aldığım dönemlerde, ne zaman “Lezginka” adıyla sergilenen bir dansa rastlasam, “Bu hangi Kafkas halkının dansı?” diye mutlaka sorarım. “Kafkasya’nın” diye yuvarlak bir cevap verenler oluyor. Oysa Kafkasya’da “Kafkas” adlı bir etnik ulus yoktur ve hiç olmamıştır. Olmayan bir ulusun ne müziği ne de dansından bahsedilebilir. Her ne kadar bu “Lezginka” yanılsaması alıp başını gidiyor ve insanları yanıltmaya devam ediyor olsa bile, elimden geldiği kadar insanları aydınlatmaya çalışıyorum. Kaldı ki “Kafkas” adını kullanıyoruz madem, o zaman Kafkas-Çeçen, Kafkas-Oset, Kafkas-Kabardey vb. gibi diğer halkların adlarını anarak kullanmalıyız. Jüri üyeliği yaptığım zamanlarda bir nevi “çorba dans” icra edenlere en düşük puanı vereceğimi sürekli belirtirmişimdir. Yaklaşımım çoğunlukla kabul görüyor ancak yine de farklı yerlerde bu çarpıklığa şahit olmaktan kaçamıyoruz.
“Kafkas Lezginkası” adlı bir dans türü yoktur. Yinelemekte fayda görüyorum; “Kafkas” adlı bir ulus/halk da yoktur ve “Lezginka” adı verilen dans, Lezgilerin icra ettiği dansa denmeli. “Çeçen Lezginkası” demek hem tuhaf hem de olası değil.
-Çeçen dansları üzerinde yaptıkları ufak tefek değişiklikler eşliğinde “kafalarına göre” isimlendirerek kimi danslarımıza sahip çıkanlar var bir de. Örneğin, Gürcüler “kılıç dansımızı”, “Geleneksel Gürcü Dansı” adıyla sahneliyorlar. Öte yandan Türkiye Çerkes diasporasında “Şeşen” adıyla sergilenen bir dans var ve bunun Nokhçilerle (Çeçenlerle) hiçbir alakasının olmadığını, hatta geleneksel dansları olduğunu iddia edenler var; “Şeşen” kelimesinin Adigecede “üç kez koşmak” veya “at adımı” anlamına geldiğini söylüyorlar. Ancak aklıselim, bilgi sahibi ve dürüst Adigeler, kendi dillerinde Çeçenlere “Şeşen” dendiğini ve dansın da Nokhçi (Çeçen) dansı olduğunu iyi biliyor ve kabul ediyorlar. Bu durumu siz nasıl yorumlarsınız?
-Çeçenler, Adigeler ve Gürcüler, Kafkasya’nın kadim halklarıdır. Aramızda her zaman saygı ve hoşgörü olmuştur. Onlar bizim komşularımız. Gürcistan’da yaşayan Nokhçiler (Çeçenler) var; Kistiler, Pşavalar, Batsoylar, Tuşlar. Gürcülere, “Nokhçi dansının kendinize ait olduğunu iddia ederek ne yapmaya çalışıyorsunuz?” diye sorduğumda, “Bu danslar ülkemizde yaşayan halkların dansıdır. Nokhçi-Kistiler, Gürcü ülkesinin halkıdır” diye cevaplıyorlar. Devamında, “Peki, neden Acara dansını ‘Acaruli’, Abhaz dansını ‘Abxazeti’ diye anıyorsunuz da bizim danslarımız için ‘Nokhçi dansı’ demiyorsunuz?” diye sorduğumda cevap veremiyorlar. En fazla “Yaptığımız Gürcü ülkesinin dansıdır” diye sıyrılmaya çalışıyorlar. O halde görevimiz, öncelikli olarak yapmamız gereken şey, kültürümüze sıkı sıkı sahip çıkmak, danslarımızı çok iyi, doğru ve mükemmel bir şekilde sergilemektir.
İkinci konu Adigeler. Koreograflarının ve dans gruplarının direktörlerinin çoğunu tanıyorum. Onlara da “Örneğin, ‘Lyaperes’ dansı veya benzer şekilde kendinize göre adlandırdığınız bazı danslar Çeçen dansı değil mi?” diye sormuştum. “Kabardinka” dans topluluğunun yöneticileri Igor Atabiyev ve Aslan Khadjyaev, “Doğru söylüyorsun, haklısın, biz herkese bunun bir Çeçen dansı olduğunu söylüyoruz” dediler. Öte yandan bu yanlışlığın bir şekilde devam ettiğinin de farkındayız ve son yıllarda bu tür haksızlıklar oldukça arttı.
“Kendi dillerinde ‘Sesen’ ya da ‘Şeşen’ kelimesinin ‘at adımı’ olduğu, yaptıklarının Çeçen dansı olmadığı” şeklindeki söylentileri duyduğumda, İgor Atabiyev ile şahsen konuştum, “Bu sizin uydurduğunuz bir şey, o dans Nokhçi dansıdır” dedim, kendisi bunu onayladı. Bu tür yaklaşımların doğru olmadığı konusunda hem Khadjayev hem de Atabiyev’le ortaklaştığımızı düşünüyorum. Kafkas insanı her zaman gerçeğe sadık kalmalı, diğer şekliyle anlaşmak mümkün olamaz.
Suriye ve Ürdün’de yaşayan Kafkasyalıların oynadıkları, genellikle düğünlerde son dans olarak oynanan “Şişani Quafe” adlı bir dans var örneğin. Bu da bir Çeçen dansıdır. “Neden?” derseniz; bu dansı çok seviyorlar, hoşlarına gidiyor ve Nokhçileri kardeş olarak görüyorlar. Oysa kimi yerlerde dansımızı biraz değiştirip, verdikleri “keyfi” bir isimle sergiledikleri yetmezmiş gibi, bir de kendi dansları olduğunu iddia ederek bizimle polemiğe girebiliyorlar. Ancak kendi halkının kültürünü ve komşu halkların kültürünü tanıyan profesyoneller, bir dansın kime ait olduğu, nasıl bir dans olduğu konusundaki gerçekleri biliyorlar.
Anlattıklarımı, sorgularımı yeterli görmeyenler olabilir; ancak bu konunun herkesin üzerinde çalışıp, kafa yorması gereken bir mevzu olduğu gerçeğini özellikle belirtmek isterim.
Bir şey daha; “Vainakh” topluluğunda bir program, “Nokhço” topluluğunun ilk yıllarında bir program, sonrasında ise iki program daha oluşturdum. Hayatımı dans ve kültür üzerine kurdum. Diğer halkların danslarına yer verdiğimiz tüm programlarda, “Oset dansı”, “Dağıstan/Avar dansı”, “Kabardey dansı” gibi her dansın ait olduğu kimliği vurgulama gereği duydum. Başkalarının kültürüne saygı gösterip değer verdim. Hiçbir zaman onların danslarına “Nokhçi dansı” deme gereği duymadım. Dans topluluklarının yöneticilerinin, temsilcilerinin başkalarının avlusuna girip bir şey “çalma” uğraşısına girişmek yerine, dürüst ve disiplinli bir şekilde çalışmaları gerekir.
Çeçenler, binlerce yıllık tarihi olan bir ulustur. Bizim kadim bir dansımız var ve onun da adı “Nokhçi/Çeçen dansı”dır.
-Zaman değişiyor, çalışma hayatındaki başarılar farklı şekillerde değerlendiriliyor, farklı biçimlerde şekilleniyor. Halk danslarındaki seviyeyi daha yukarı çekmek açısından, dansın teatral öğelerle desteklenmesi konusunda bilinmesi gereken en önemli şey/şeyler sizce nedir?
-Sibirya sürgünü dönüşünde “Vainakh” dans topluluğunun başında görevli Ruslar vardı. 1971 yılına kadar topluluğun adı Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (ЧИАССР) Devlet Şarkı ve Dans Topluluğu” idi. Ne var ki Çeçen halk danslarını, kültürünün özünü, kökenini, geleneksel kuralları, altyapısını, argümanlarını hiç kimse Çeçenlerden daha iyi bilemez. Örneğin bir Çeçen, Rusça ya da Türkçe konuştuğunda ister istemez aksanı olacaktır. Yabancı biri de Çeçen halk dansları öğretmeye kalkıştığında aynı şey oluşur, yani aksan; işin sırrını bilmeyen insan detayı önemsemez, buna ihtiyaç duymaz. Abazin Georgi Dzıba, 5-6 yıl boyunca dans topluluğu yöneticiliği yaptı. “Kılıç Dansı” ve Vainakhların “Gökyüzü Altında” adlı oyunlarını sahneledi. Vaxa Tataev, ЧИАССР Kültür Bakanlığı’na atandığında ilk iş olarak, topluluğun yönetimine Abdul Hamidov ve koreograf Gelani Yusupov’u getirdi. Böylece topluluk özüne geri döndü ve Nokhçi halkının gerçek dans topluluğu oldu. Tıpkı Azerbaycan’da olduğu gibi, yöneticilerle birlikte ulusal bir dans programı ve bir bale oluşturuldu. O yıl Taşkent’te, bu program sayesinde Büyük Ödül’ü aldılar.
Dans, ana temaya yaslanan bir anlatı ile programlanmalı, estetik yanı üzerine kafa yorularak üretilmeli. Başkurtistan ve Arjantin danslarının koreografilerini bu yaklaşımla oluşturdum. İnsan işinin ehli olmalı, ne iş yaparsa yapsın; bilgisiyle, onuruyla, şanına yakışır şekilde yapmalı. Bunun olmazsa olmazı yetenek, düşünce ve bilgidir. Başarıya ancak böyle ulaşılabilir.
-Danslarımıza sahip çıkmak ve kültürümüzü korumak için ne yapılabilir?
-Bunu sorduğun için teşekkür ederim. Değerlerimize sahip çıkmak için ne yapmalıyız? En önemlisi, bilime hâkim olmalıyız, işimizi iyi yapmalıyız, daima öğrenmeli, okumalı ve bilgi edinmeliyiz. Bütün bunları her işimizde dikkate almalıyız. Konuşmayı, doğru soru sormayı, doğru cevaplamayı bilmeliyiz. Yazarlarımız, öğretmenlerimiz, dansçılarımızla hepimiz yetkin olmalı, yaptığımız işe sahip çıkmalıyız. Her işi mükemmel bir şekilde yaparsak, değerlerimize de sahip çıkmış oluruz.
-Gençler için neler söylemek istersiniz?
-Çocuklarımız okullarında başarılı olmayı hedeflemeli, mutlaka üniversiteye gitmeliler. Gelecekleri konusunda emek sarf etmeli, kendilerini çokyönlü yetiştirmeliler. Gençler mutlaka kendi tarihini, kültürünü, geleneklerini, etnografyasını, şarkılarını, danslarını ve mitolojilerini iyi bilmeliler. Kalben ve aklen gerçek birer Nokhçi olmalılar. Halkının mutluluğuyla mutlu olmalı, sıkıntı ve kederi varsa paylaşıp sahiplenmeliler. “Ben Nokhçiyim” demekle Nokhçi olunmuyor. Bir Nokhçi, davranışlarıyla, düşünceleriyle, eylemleriyle, görgüsüyle, onuruyla ve duruşuyla örnek olmalıdır. Ancak o zaman değerlerimize sahip çıkabilir ve “Ben Nokhçiyim” deme hakkına sahip olabiliriz. Bunun bildiğim başkaca bir yolu yok.
*Dikalu Muzakayev’in kitapları: “Vainakh – Hayatım”, “Çeçen Halk Dansları”, “Çeçen Kültürü: Gelenekselden Moderne”.










