Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

“Karadeniz’in iki yakası tek yürek”: Anıt Baba ile söyleşi

Abhazya’ya doğrudan ulaşım ve tanınma talebi çerçevesinde oluşturulan kampanya ve yapılması planlanan çalışmalar kapsamında, Anıt Baba ile bu sürecin arka planını ve hedeflerini konuştuk.


-Merhaba Anıt Bey. Türkiye’nin Abhazya’yı tanıması ve iki ülke arasında doğrudan ulaşımın sağlanmasına yönelik başlatılan kampanya üzerine sizinle bir röportaj gerçekleştirmek istiyorum. Öncelikle okurlarımız için kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?

Merhaba, çok teşekkür ederim. Ben Ankara’da yaşıyorum ve avukatım. Abhazım, Papba sülalesine mensubum. 1971 yılında Ankara’da doğdum; ilk, orta ve lise eğitimimi burada tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum ve kariyerimde mülteci ve göçmen hukuku alanında uzmanlaştım.

Geçmişte Abhazya Dışişleri Bakanlığı’nda ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev aldım. Mülteci ve Göçmenlerin Yerel Entegrasyonu Derneği’nin kurucu üyesi ve halihazırdaki başkanıyım. 2017 yılından sonra uzun bir dönem refugeenewsturkey.org internet sitesinin editörlüğünü yürüttüm. Abhazya ile ilgili de birçok çalışmaya imza attım; “Canlar Ülkesi Abhazya” adlı bir kitabım bulunuyor. Ekibimizle beraber “Abhazya’ya Dönüş Yapanların Hukuk Rehberi”ni (2013) hazırladık ve Behice Bağ Özveri ile birlikte uzun yıllar “Altınpost Abhazya” haber sitesini yürüttük. Son olarak 2022 yılında yine Behice Hanım ile birlikte “Her Yönüyle Abhazya” kitabını ve “Dünden Bugüne İnsan Hakları” adlı eserleri yayımladık.


“Bu izolasyon durumu salt siyasi bir statü tartışması değildir; sivil halkın yaşam, sağlık, eğitim, seyahat ve aile birliği haklarını hedef alan insanlık dışı bir tecrit sorunudur. İleri seviye bir sağlık sorunu yaşandığında ulaşım engelleri nedeniyle tıbbi müdahalelere ve donanımlı hastanelere erişim kısıtlanıyor, bu da durumu basit bir “sağlık hakkı” ihlalinden çıkarıp telafisi imkânsız bir “yaşam hakkı” ihlaline dönüştürüyor”


-Abhazya’nın izolasyonuna son verilmesi talebiyle başlattığınız kampanyanın çıkış noktası tam olarak nedir? Kampanya kapsamında öne çıkan temel hak taleplerinizi biraz daha detaylandırabilir misiniz?

-Bu kampanyayı tek başıma başlatmadım; hem Abhazya’dan hem de Türkiye’den dostlarımızla yürüttüğümüz ortak bir çalışmanın ürünü. Kampanyamızın nihai hedefi elbette Abhazya’nın tanınmasıdır, ancak kısa vadedeki birincil odak noktamız Karadeniz üzerinden deniz ve havadan doğrudan ulaşımın derhal başlatılmasıdır. 1996 yılına kadar Trabzon ve Samsun limanlarından Abhazya’ya yapılan doğrudan yolcu ve yük taşımacılığının yeniden hayata geçirilmesini istiyoruz.

Temel taleplerimizden bir diğeri ise Abhazya pasaportlarının, siyasi tanınma süreci tamamlanana kadar Türk sınır kapılarında geçerli bir kimlik ve seyahat belgesi olarak kabul edilmesidir. Bunun dünyada emsali var; örneğin İngiltere, devlet olarak resmi bir tanınma olmaksızın uzun yıllar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) pasaportlarını geçerli bir seyahat belgesi olarak kabul etmiş ve insani bir yaklaşım sergilemiştir.

Kampanyanın çıkış noktasına gelirsek; bildiğiniz üzere Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya ağır yaptırımlar altında ve Abhazya vatandaşlarının dış dünyaya açılabilmesi için kullandıkları tek fiili pencere olan Rusya da bu durumdan doğrudan etkilenerek ağır bir izolasyon yaşıyor. Rusya, Abhazya vatandaşlarına pasaport vermekte zorluk çıkarıyor. Yakın zamanda Abhazya’dan Bursa’ya gösteri için Devlet Halk Dansları Topluluğu, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından davet edilmişti. Fakat Rusya pasaport vermediği ve Türkiye de Abhazya pasaportunu geçerli kabul etmediği için bu kültürel buluşma gerçekleşmedi. Bu izolasyon durumu salt siyasi bir statü tartışması değildir; sivil halkın yaşam, sağlık, eğitim, seyahat ve aile birliği haklarını hedef alan insanlık dışı bir tecrit sorunudur. İleri seviye bir sağlık sorunu yaşandığında ulaşım engelleri nedeniyle tıbbi müdahalelere ve donanımlı hastanelere erişim kısıtlanıyor, bu da durumu basit bir “sağlık hakkı” ihlalinden çıkarıp telafisi imkânsız bir “yaşam hakkı” ihlaline dönüştürüyor. Ayrıca bir denizin iki yakasında yaşayan aynı ailenin mensupları, cenaze ve düğün gibi en temel ritüellerde bile bir araya gelemiyor, ilişkiler zorunlu olarak kopuyor.

-Son dönemde Abhazya İnsani Programlar Merkezi’nden Liana Kvarchelia ve Arda İnal-ipha ile gerçekleştirdiğiniz röportajların toplum açısından aydınlatıcı bir rol oynadığını düşünüyorum. Bu gözlemler ve özeleştiriler ışığında, Abhazya ile Türkiye diasporası arasındaki bağları güçlendirmek adına sizce somut olarak neler yapılmalı?  Kampanya sürecinde ne tür etkinlikler yapmayı planlıyorsunuz?

-Kesinlikle. Abhazya ve diaspora arasındaki bu ilişkileri artık rastlantısal olmaktan çıkarıp, planlı bir program içerisine oturtmalıyız. Parolamız görünür olmak… 30 Eylül’e kadar bir dizi etkinlik yapmayı düşünüyoruz. Türkiye diasporasındaki aydınlar ile Abhazya’daki aydınların bir araya getirilmesine ve ortak akıl üretilmesine yönelik yapısal çalışmalar yapılmalı.

Bu doğrultuda Abhazya ve diasporadaki aydınların katılacağı kapsamlı bir forum düzenlenmesi planlanıyor. Bu forumlarda kampanyanın yol haritası kampanyaya katkı sağlamak isteyenlerle paylaşılacak. Aynı zamanda onlarla kampanyanın devamında yapılacaklara ilişkin görüş alışverişinde bulunulacak ve önerileri alınacak. Ayrıca, kampanyamız çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bu insani talepleri kendi talepleri gibi gören milletvekillerinin katılımıyla bir “Abhazya Dostluk Grubu” oluşturulmasını ve aktif çalışmasını sağlamayı hedefliyoruz. Sadece siyasileri değil; Türkiye’nin önde gelen sanatçılarını, sivil toplum temsilcilerini, yazarlarını, gazeteci ve hukukçularını da kapsayan geniş katılımlı bir “Abhazya Dostluk Meclisi” kurulması için de harekete geçeceğiz. Büyük şehirlerin meydanlarında Abhazya tişörtü giymiş gençlerimiz kampanya broşürü dağıtacak ve müzikli etkinliklerle daha geniş çevrelere kampanyamız duyurulacak. Son olarak eğer başarılabilirse ve teknik hazırlıklar tamamlanırsa Abhazya’nın Sohum Limanı’ndan çıkan bir gemi İstanbul’dan giriş yaparak Abhaz pasaportuyla Türk sınırından geçmeyi deneyecek ve onları da diasporamız yalnız bırakmayacak.  Bu sayede, Abhazya’nın “de facto” bağımsızlığını uluslararası platformlara taşıyacak ve koparılan ekonomik, kültürel ve ailevi bağları onaracak güçlü bir zemin yaratmış olacağız.

 

“Türkiye’de insan haklarından ve adaletten yana olan herkesin bu insani tecridin kırılmasını destekleyeceğine inanıyoruz”

 

-Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın Gürcistan’ın Bağımsızlık Günü için yayımladığı ve “komşumuz ve stratejik ortağımız Gürcistan” ifadelerini kullandığı mesajı düşündüğümüzde; Türkiye’nin Gürcistan ile kurduğu bu güçlü diplomatik ilişkiler, Abhazya’yı tanıma düşüncesiyle nasıl bir çelişki yaratıyor? Bu tablo karşısında Türkiye’deki diasporalılar olarak sizce nasıl bir yol haritası izlemeliyiz?

-İlk başta da vurguladığım gibi, Türkiye’nin Abhazya’yı siyaseten ve hukuken tanıması büyük hedefimiz olsa da şu anki birincil önceliğimiz bu değil. İlk önceliğimiz; yaşam hakkının saygı görmesi ve Karadeniz’in iki yakasındaki kardeşlerin, akrabaların arasına çekilmiş bu görünmez utanç duvarının yıkılmasıdır. Diğer siyasi konular süreç içerisinde zaten ilerleyecektir. Kaldı ki, Türkiye’nin dış politikasında attığı kimi adımlar, Abhazya meselesi için rahatlıkla emsal teşkil edebilecek niteliktedir.

Kosova emsali: Türkiye, uluslararası itirazlara rağmen Kosova’nın kaderini tayin hakkını tanımıştır.

Tayvan emsali: Türkiye “Tek Çin” politikasına rağmen Tayvan ile diplomasi yürütmekte; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ve havayolu şirketlerinin ticari sözleşmeleri yoluyla sivil uçuşlar gerçekleştirmektedir.

KKTC emsali: KKTC’nin maruz kaldığı ağır uluslararası ambargolar “Zorunlu İniş” formülüyle aşılmaktadır.

Aramızdaki tarihi bağlar göz önüne alındığında, benzer formüller eksiksiz bir devlet yapısı kuran Abhazya için de hayata geçirilebilir. Biz bu mücadeleyi sadece diaspora ile sınırlı tutmuyoruz; Türkiye’de insan haklarından ve adaletten yana olan herkesin bu insani tecridin kırılmasını destekleyeceğine inanıyoruz.

 

-Bu anlamlı çalışmaya öncülük ettiğiniz ve bize vakit ayırarak düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederiz. Katkılarınızın hem bugünü hem de geleceği şekillendiren tartışmalara ışık tutacağını umuyoruz.

Asıl ben size zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Jineps gazetesi halkımızın gözbebeği olarak faaliyetlerine ve yayın hayatına devam ediyor. Umarız bir gün hedeflerimize ulaşır, yine bir röportaj yaparız.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Üzüm yapraklarında pişirdiğin ekmekler

Çocukluğuma dair anıları, güneşin verniklediği ormanların arasından sızan ışığın gözümde yarattığı bulanıklıkla anımsıyorum. Çamurdan yaptığımız pastaların üstüne koyduğum çürük vişneleri, kestane ormanının içindeki kulübeye...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img