Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

‘Vahşi Madenciliğe Karşı Konferans’

İstanbul Kent Konseyi ve Demokrasi İçin Birlik, madencilik faaliyetlerinin doğaya etkilerini tartışmak üzere 19 Eylül Cumartesi günü Yenikapı Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde “Vahşi Madenciliğe Karşı Konferans” düzenledi. Çok sayıda çevre örgütü ve sivil toplum kuruluşu tarafından desteklenen etkinlik, maden ihalelerinden direniş deneyimlerine kadar pek çok kritik konuyu uzman isimlerle masaya yatırdı. Toplantıya 27 vakıf, dernek, platform ve inisiyatif katıldı. Konferansa Arslanköy-Bolkarlar Toprağını ve Suyunu Koruma Kurulu gibi yerel mücadele platformları da bildirileriyle katkı sundu.

‘Vahşi Madenciliğe Karşı Konferans’ın sonuç bildirisi de 23 Eylül’de yayımlandı:

“Adı konmalı: Bu bir ‘sömürge tipi madencilik’tir

Ülkemizin dört bir yanında toprağa, suya, havaya, insana ve ekosisteme kural ve hukuk tanımaksızın, kasten ve geri dönüşsüz biçimde zarar veren yöntemler uygulanmaktadır. Kamuoyunda ‘vahşi madencilik’ olarak adlandırılan, yurttaşına ve ülkesine değer veren hiçbir hukuk devletinin onaylamayacağı bu anlayışın gerçek ve tam adı sömürge tipi madenciliktir.

Gerek uluslararası sermaye gerekse onunla hoyratlık yarışına giren yerli sermaye grupları; insanımıza, toprağımıza ve suyumuza kalıcı zararlar vererek Türkiye’ye adeta bir sömürge muamelesi yapmaktadır. Bu şirketlerin önünü sonuna kadar açan ise siyasi iktidardır. Bakanlıklardan valiliklere, jandarmadan Danıştay’a kadar uzanan idari ve yargısal kurumlar; yaşam alanlarını savunan halkın meşru direncine karşı bu sömürge madenciliğinin koruyucusu ve destekçisi konumundadır.

Polen Ekoloji Kolektifi’nin MAPEG İhaleleri raporunun da ortaya koyduğu üzere, 266 ilçeyi bütünüyle gözden çıkaran ve toplumun ezici çoğunluğunu yok sayan bu politikalar, ‘kamu yararı’ ve ‘kalkınma’ kılıfıyla meşrulaştırılmaktadır. Konferansımız; yalnızca maden tekellerini ve onların siyasi destekçilerini zenginleştiren bir ‘kalkınma’ anlayışını da, halkın aleyhine üretilen sahte ‘kamu yararı’ iddialarını da kesinlikle reddetmektedir.

Savaş hukuku devrede: Acele kamulaştırma ve mülksüzleştirme

İkinci Dünya Savaşı koşullarında acil ihtiyaçlar için çıkarılan ‘Acele Kamulaştırma’ kanunu, bugünkü iktidar tarafından savaş şartlarında dahi görülmeyecek bir keyfilikle uygulanmaktadır. Mülkiyet hakkı ve tapu güvencesi fiilen ortadan kalkmıştır.

Son olarak Trakya’nın dörtte üçü acele kamulaştırma kapsamına alınmıştır. Mahkeme kararlarının hiçe sayıldığı bu süreçte; Ege köylüleri jandarma zoruyla tartaklanmakta ve yerlerde sürüklenmektedir. Yüz yıllık zeytinlikler, tıpkı İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere ait zeytinliklere yaptığı gibi iş makineleriyle sökülüp yok edilmekte; orman katliamlarına gece yarısı kararnameleriyle yol verilmektedir. Hangi devlet, şirketler kâr etsin diye kendi vatandaşına ‘Evinizi, köyünüzü ve ecdadınızın kemiklerini torbalara koyup mezarlıklarınızı başka yere taşıyın’ talimatı verir?

Zehirlenen doğa ve çölleşen şehirler

Açık alan madenciliği; devasa orman ve tarım alanlarının yüzeyinin tamamen sıyrılması, canlı yaşam ortamlarının yok edilmesi demektir. Maden çıkarıldıktan sonra ise geride doğaya saçılmış milyonlarca ton zehirli atık, canlılığını yitirmiş dereler ve zehirlenmiş yeraltı suları kalmaktadır. Ülkemizde bu şekilde ‘öldürülmüş coğrafya parçaları’ hızla çoğalmaktadır.

Özellikle 1980 sonrasında yabancı sermayenin sektöre girişi ve altın madenciliğinin yaygınlaşmasıyla birlikte -İliç faciasında görüldüğü üzere- patlayan, sızan ve yeraltı sularına karışan siyanür liçi havuzları hayatımızın parçası haline geldi. Biga Yarımadası’nda, Murat Dağı’nda ve ülkenin dört bir yanında yürütülen IV. Grup ve özellikle altın madenciliği; hızla çoğalan cehennem çukurları, geri dönüşsüz biçimde tahrip edilen ormanlar, artezyenlerle tüketilen yeraltı suları ve susuz bırakılan şehirlerle gerisinde felaket filmlerini aratmayan bir tablo inşa etmektedir.

Kent yoksulları ve işçiler de hedefte

Sömürge madenciliği yalnızca köylülerin hayatını karartmakla kalmamaktadır:

Gıda enflasyonu ve açlık: Tarım arazilerinin yok edilmesi kentlerde gıdaya erişimi zorlaştırmakta, gıda enflasyonunu tetiklemekte ve kent yoksullarının yaşam koşullarını daha da ağırlaştırmaktadır.

Emek gaspı: Şirketler, iktidardan aldıkları destekle işçi haklarını da çiğnemektedir. SSS Yıldızlar Holding bünyesindeki Doruk Madencilik örneğinde olduğu gibi, işçilerin ücret ve tazminatlarını ödememeyi kendilerine hak görmektedirler.

Çözüm: Yerel çoban ateşlerinden ülke çapında birleşik mücadeleye

Konferansımız; memleketin her köşesinde toprağını, suyunu ve doğasını korumak için yakılan çoban ateşlerini son derece değerli bulmaktadır. Halkımız, toprağını savunurken ortaya koyduğu yerel mücadele pratikleriyle demokratik bir geleceği adım adım inşa etmektedir.

Ancak yerel direnişler önemli kazanımlar sağlasa da, devlet destekli sömürge madenciliği kuşatmasını kırmak için ülke çapında birleşik bir mücadele zorunludur. Konferansımızın temel amacı da bu birleşik hattın imkânlarını açığa çıkarmaktır. Bu mücadele yalnızca maden tehdidi altındaki köylülerin değil; gıdaya erişemeyen kent yoksullarının ve hakları gasp edilen maden işçilerinin de ortak kavgasıdır.

Konferansımızın ortak eğilimleri ve mücadele ihtiyaçları

Konferans boyunca yürütülen tartışmalarda; birleşik bir mücadeleyi örebilmek için önümüzde duran temel ihtiyaçlar ve ortak yönelimler şu başlıklarda öne çıkmıştır:

Bileşenlerin meclisleşmesi ihtiyacı: Konferansa katılan kurumların ilişkilerini güçlendirerek zamanla daha genişleyen, katılımcı bir ortak meclis zeminine evrilmesi yönünde güçlü bir irade ve ihtiyaç ortaya konmuştur.

Kent ve kır arasında dayanışma bağları: Yerel direniş platformları ile büyük şehirlerde faaliyet gösteren yöre dernekleri, federasyon ve konfederasyonlar arasında yaşam savunuculuğu temelinde kalıcı köprüler kurulmasının önemi vurgulanmıştır.

Bölgesel koordinasyon ve eşgüdüm arayışı: Merkezi bir eşgüdümün yanı sıra yerel dinamikleri büyütecek bölgesel koordinasyonların oluşturulması; yerellerde ortak kampanya, etkinlik ve buluşmaların teşvik edilmesinin gerekliliği dile getirilmiştir.

Hukukçular arası dayanışma ağı: Ülke genelinde yürütülen hukuk mücadelelerinin birikimini ortaklaştırmak adına çevre alanında çalışan hukukçular arasında sürekli bir iletişim ağının kurulması ve baroların çevre komisyonlarıyla işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiği tespit edilmiştir.

Bilim ile sahadaki mücadelenin bütünleşmesi: Biliminsanlarının ve araştırmacıların ortaya koyduğu bağımsız verilerin, sahadaki fiili yaşam savunusuyla iç içe geçmesinin hayati olduğu yönündeki ortak anlayışın altı çizilmiştir.

Konferanstan yükselen acil talepler ve kampanya çağrıları

Konferans katılımcıları, yürütülen yaşam savunusu davalarının doğrudan kamu yararına olduğunu vurgulayarak şu somut talepleri ve kampanya başlıklarını kamuoyunun ve karar vericilerin dikkatine sunmuştur:

Yargı harçları ve keşif giderleri sıfırlanmalıdır: Yaşam alanlarını savunan yurttaşların açtığı davalar kamu davası niteliğindedir. Hak arama özgürlüğünü engelleyen ve en az 250.000 TL’yi bulan fahiş yargılama harçları ve keşif giderleri sıfırlanmalı, bu doğrultuda acilen yasal düzenleme yapılmalıdır.

2009/7 Sayılı ÇED Genelgesi iptal edilmelidir: Şirketlerin önünü açmak ve yargı kararlarını baypas etmek için bir araç olarak kullanılan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2009/7 sayılı ÇED Genelgesi derhal yürürlükten kaldırılmalıdır.

Madene kapalı alanlar kanunla güvenceye alınmalıdır: Milli parklar, doğal ve arkeolojik sit alanları, ormanlar, su havzaları, zeytinlikler ve mutlak tarım arazileri, yasal düzenlemelerle istisnasız ve koşulsuz olarak her türlü madencilik faaliyetine kapatılmalıdır.

Şirketlerin rantı, halkın yaşam hakkından ve doğanın dengesinden üstün değildir. Ne zeytinliklerimizi ne ormanlarımızı ne de suyumuzu sömürgeci madencilik anlayışına terk edeceğiz.

Halkın meşru ve haklı direnci, çıkarılan tüm engellerden büyüktür. Yaşamı, toprağı ve adaleti savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

İmzacılar:

Demokrasi İçin Birlik

Barınma Hakkı Meclisleri

Bolkarlar Doğasını ve Suyunu Koruma Kurulu

Doğa İçin Sanat Derneği

Giresun Çevre ve Ekoloji Aktivistleri

Gümüşhacıköy İlçesi Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği

Gümüşhacıköy Çevre Platformu

İstanbul Demokrat Ordulular Platformu

KAY-KEF, Karabel Yöresi Köy Dernekleri Federasyonu

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği

Komşu Kapısı Derneği

Kulp Dernekler Federasyonu

Kuzey Ormanları Savunması

Merzifon Çevre Platformu

Munzur Koruma Kurulu (DEDEF)

Munzur Çevre Derneği

Mustafa Suphi Vakfı

Ordu Ünye Üç Pınar Köyü Derneği

Ordu Çevre Derneği

Polen Ekoloji Kolektifi

Saros Gönüllüleri Platformu

Ulaş Köyleri Dernekler Federasyonu

Sosyal Adalet Hareketi Derneği

Tokat Dernekler Federasyonu

Yeşil Artvin Derneği

Yazarın Diğer Yazıları

Anadillerimizde Jineps’in Eylül 2026 sayısı yayımlandı

Anavatanda yayımlanan Adige Psale (АДЫГЭ ПСАЛЪЭ) ve Çerkes Heku (ЧЕРКЕС ХЭКУ) gazeteleriyle ortak hazırladığımız sayımızı yayımladık. Eylül sayımızı 4 Kuzey Kafkas dilindeki (Abazaca, Adigece, Çeçence,...

Lâlin Ensemble’ın ilk konseri

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM-Kadıköy) 23 Eylül Çarşamba akşamı 20.30’da Lâlin Ensemble’ın konserine ev sahipliği yapacak. Sanat yönetmenliğini Muammer Ketencoğlu’nun üstlendiği grup, NHKM Bahçe’deki ilk...

Güner Kuban hayata veda etti

Kurucu Meclis vekillerinden Pşevu Reşit bey ile Seher Hanım’ın kızları, Pşevu Ethem Bey’in yeğeni Güner Kuban Vefat etti. Ailesi, yakınları ve sevenlerine sabır dileriz. Tha –...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img