Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Çok eski bir özlem (*)

Utıj Boris (lутlыж Борис)



İçinden çıktığı halkın geleceğini düşünen her Adige, kuşkusuz, kendi kendine sık sık şu soruyu sorar: “Tanrım, dünyanın dört bir yanına dağılmış, birçok ülkede birbirinden kopuk halde yaşayan halkımızın, morali bütünüyle bozulmadan ve aralarında yaşadığı daha büyük halkların içinde asimile olmadan varlığını sürdürebilmesi için neler yapılabilir?”

Kuşkusuz, bizden önce de bizim gibi dağınık yaşamak kaderi olmuş ve buna rağmen çıkış yolları bulabilmiş başka halklar vardır.

Bu çare ve çıkış yolları arasında, bugün Adigeler için bana göre en geçerli olanı; nerede yaşıyor olursak olalım anadilimizi korumamız, anadilimize büyük güç veren ve onu kanatlandıran yazı dilini kusursuz bir biçimde ortaya koymamız, halkın yaşamına daha fazla girmesini ve yaşamın her alanına ulaşmasını sağlamamızdır.

Yazı dili, bir ulus için adeta tutkal gibidir. Bizim gibi ayrı ve dağınık yaşayan soydaşların birbirlerine yabancılaşmadan ayakta kalabilmeleri için, temeli aynı olan bir dilin farklı dallarını yeniden bir araya getirmek büyük yarar sağlayacaktır. Bunun doğruluğunu gösteren pek çok örnek de vardır.

Örneğin Arap edebiyatını ele alalım. Araplar farklı ülkelere dağılmış ve konuşma biçimleri birçok bakımdan birbirinden ayrılmış olsa da bildiğim kadarıyla, bütün Arapların ortaklaşa kullandıkları tek bir yazı dili ve bu yazı dilinin ortak kuralları vardır.

Gürcülerin kullandıkları yazı dili de böyledir. Kökleri tek bir temele dayandığı ve aynı bölgede yaşadıkları halde, lehçe farklılıkları bir yana, Gürcülerin dili üç kola ayrılmış durumdadır: Kartvelce, Megrelce ve Sonece. Sonelerle Megreller kendi aralarında konuştuklarında, birinin söylediğini diğeri anlayamaz; onların söylediklerini de Kartveller anlayamaz.

Dilleri arasında böylesine büyük farklılıklar bulunmasına rağmen, bir zamanlar bütün Gürcülerin tek bir dil kullandıklarını, ortak bir kökene ve ortak temellere sahip olduklarını göz önünde bulundurarak, Kartvellerin yazı dilini Soneler de Megreller de benimsemiş; bu dili okumada, yazmada ve iş yaşamında kullanmaya başlamışlardır. Megrellerin ve Sonelerin ayrı yazı dilleri yoktur… Bu iyi bir şey midir, yoksa kötü müdür?

Kuşku yok ki Sonelerin ve Megrellerin bunu kabul etmemeleri için birçok gerekçeleri vardı. Ancak “Tamamını yiyecek olan, yarısını yemeyi bilemez” dedikleri gibi, daha büyük bir yararın söz konusu olduğu durumlarda bu tür fedakârlıklarda bulunmayı bilmek, bir ulusun sahip olması gereken erdemlerden biridir.

Yazı dilinin gücü yalnızca bir ulusu birleştirmek ve bir arada tutmak için kullanılmaz; aynı zamanda ulusu parçalara ayırmak ve bu parçaları birbirinden daha da uzaklaştırmak için de yazı dilinin gücünden yararlanılabilir. Üzülerek belirtmeliyim ki biz Adigeler, daha çok, bu ikincisini gerçekleştirmek için çalışıyoruz.

Bildiğimiz gibi, Adigelerin bayrağında 12 yıldız yer almaktadır ve söylenen doğruysa bu yıldızlar ulusun 12 boyunu temsil etmektedir. Bu 12 yıldız, zamanında -vatan bozgununu getiren Rus-Kafkas Savaşı’ndan önceki dönemde- tek bir yıldız halinde kaynaşabilseydi, bugün çok daha şanslı olurduk. Ancak ne yazık ki kaynaşamadılar…

Bugün varlığını sürdüren Adige boylarının iki yazı dili vardır: Kabardeylerin yazı dili ile Adigeylerin (K’ahelerin) yazı dili.

Anavatanda kalan Adigelerden bugün kendilerini “Çerkes” olarak adlandıranlar arasında bazı biliminsanları da kendilerine özgü ayrı bir yazı dili bulunduğunu düşünmektedir. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde gazete ve kitaplar Adige dilinin bu çeşidiyle yayımlanmakta, radyo ve televizyonda da aynı dil kullanılmaktadır. Kısaca söylemek gerekirse biz Adigeler, yazı dilimizi üçe çıkararak Çerkesleri de ayrı bir ulus haline getirme yolunda olduğumuzu -eğer bunu henüz yapmadıysak- söyleyebiliriz.

Bu, Adigeler olarak eskiden beri taşıdığımız zayıf yönlerimizden biridir: Herkes kendi boyunun işini, bütün ulusun işinden ayrı tutmayı tercih etmektedir. Hep birlikte kaynaşmaya gayret etmek yerine, “Yoğurdun senin olsun, içindeki pastamı ben yiyeyim” deyiminde olduğu gibi, bütün olanı kendi elimizle parçalara ayırıp kendimizi diğerlerinden uzaklaştırdığımızda daha rahat ediyoruz. Böyle çekişerek, birbirimize üstünlük taslayarak bu işi, sonunda her lehçenin kendi yazı dilini ya da yazı dili çeşidini yaratmasına kadar vardıracağız.

Örneğin, deniz kıyısında yaşayan Şapsığlar için ayrı bir yazı dili oluşturmak neden mümkün olmasın? Peki Besleneyler? Ya Jılahsteneyler?.. Adigeylerin yazı diline temel olan, yanılmıyorsam, Kemırguey lehçesidir. Bundan hoşnut olmayan Bjedıuğların durumu ne olacak peki?.. Bunların her birinin de Çerkeslerin ayrı bir yazı diline sahip olması gerektiğini savunanların gerekçeleri kadar geçerli gerekçelere sahip oldukları kanısındayım.

Dilin doğal gelişimine karşı koymak güçtür. Haklı gerekçelere dayanarak bir yazı dili ortaya çıkıyorsa, bunu engellemeye çalışmak dilin kendi kuralları açısından yanlış da olabilir. Ancak bir yazı dilinin kendiliğinden ve doğal biçimde ortaya çıkması başka, lehçe farklılıklarından hareketle bilinçli olarak yeni bir yazı dili yaratmak başkadır. Bunun, bizim gibi küçük bir ulusun sevineceği ya da gurur duyacağı bir durum olmadığı kanaatindeyim.

Böyle bir tutum, daha önce de belirttiğimiz gibi, ulusu parça parça bölmekte; insanları birbirlerinden uzaklaştırmakta ve toplumu daha da güçsüz hale getirmektedir.

Sırası gelmişken belirtmek gerekir ki, uzun zamandır ayrı yazı dilleri kullanıyor olmaları, Kabardeylerle Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayan Adigelerin birbirlerinden bir hayli uzaklaşmalarına yol açmıştır. Açıkça söylemek gerekirse, meseleye ulusal bilinç ve psikoloji açısından bakıldığında, bugün Çerkesler ve Kabardeyler arasında aynı soydan gelmediklerini düşünen pek çok insan vardır. İşte asıl acı olan da budur. Bu durum, takma adların ve sonradan verilmiş isimlerin ötesine bakabilmemiz gerektiğinin açık bir kanıtıdır.

Bütün Adigeler için “Çerkes” adının kullanılmaya başlamasının ve “Kabardey Hajret” olarak adlandırılanlara bu tür isimlerin verilmesinin üzerinden, XIX. yüzyıldan bu yana, aslında çok da uzun bir zaman geçmemiştir (Bu ad, geçen yüzyılın 20’li yıllarında, bugün “Adigey” olarak adlandırılan bölge ve orada yaşayan Adigeler için de kısa bir süre kullanılmıştır).

Şunu söylemek istiyorum: Ayrı ayrı ulus adları kullanmamızın bizi parçalara ayırması yetmiyormuş gibi, bir de ayrı yazı dilleri oluşturarak kendimizi birbirimizden uzaklaştırmasak, biz Adigeler için daha hayırlı olurdu.

Anavatanda kalıp bugün “Kabardey”, “Adigey” ve “Çerkes” adlarını taşıyanların, geçen yüzyılın 20’li ve 30’lu yıllarında ortak bir yazıya ve ortak bir yazı diline sahip olmalarına ramak kalmıştı. Böyle ortak bir yazı dili oluşturmak için çaba gösteren bilge insanlarımız ve biliminsanlarımız defalarca toplantılar yapmış, görüşbirliğine varma aşamasına kadar gelmişlerdi. Ancak…

Ancak eskilerin, “Keçi tepeledi” dedikleri gibi, halkı bölmeye yönelik politikalar yüzünden bu güzel girişim de bozuldu, sonuçsuz kaldı…

Anavatanda kalmış olup bugün farklı ulus adları taşıyan biz Adigelerin, kendi çabamızla ortak bir yazı diline geçebileceğimize inanmak, kendimizi kandırmak olur. Niçin derseniz, hem Kabardey yazı dili hem de Adigey yazı dili artık sağlam temeller üzerinde durmakta ve kendi edebiyatlarını oluşturmuş bulunmaktadırlar… Demem o ki bu, Adigelerin bir altın kuş misali ellerinden kaçırdıkları büyük bir fırsattı.

Peki, bu fırsat elimizden uçup tamamen gitmiş midir acaba? İşte şimdi sözümü buna getirmek istiyorum.

Niçin yalan söyleyeyim; sözünü edeceğim konunun ayrıntılarını ben de tam olarak bilmiyorum. “İstanbul’u bizden uzak görüyorum” diyen kişi gibi, beni yanlışlayanlar da çıkabilir. Ancak bildiğim kadarıyla, Türkiye’de yaşayan Adigeler de anadillerini öğrenme ve geliştirme özgürlüğüne kavuşmuş durumdalar. Bunu düşünüp hayata geçirenlere Tanrı iyilikler versin.

Ayıp olmayacaksa, Türkiye’de yaşayan Adigelerden bu konuda bir isteğim olacak. Bunu, benim düşüncelerime ihtiyaç duyduğunuzu sandığım için söylemiyorum. Ancak ilk adımı atacak olanların, anavatanda kalan Adigelerin ellerinden alınmış olan bu fırsatı kaçırmamaları beni çok sevindirir: Bütün Adigeleri ortak bir yazı dilinde buluşturmak.

Eğer bu gerçekleşir, bütün Adigelerin birlikte kullandığı ortak bir yazı dili ortaya çıkar ve gelişme yoluna girerse, kim bilir, belki bu durum anavatanda yaşayan Adigeleri de konu üzerinde yeniden ve farklı biçimde düşünmeye sevk eder.

Peki, böyle bir yazı dili için Adige dilinin hangi kolu temel alınabilir? Bu konuda herkesin kendi düşüncesi ve bakış açısı olabilir. Bu nedenle, acele edip beni hemen yanlış anlamayın.

Açıkça söyleyeyim: Önünüze getireceğim öneri, benim ortaya attığım bir düşünce değildir. Bu, birçok bilge insanın üzerinde görüşbirliğine vardığı ve benim de benimsediğim bir yaklaşımdır.

Evet, konuya dilimizin gelişim yönü açısından yaklaşıp gerçeği olduğu gibi ifade edecek olursak, Kabardey dil kolunun bu iş için daha zengin olduğuna kuşku yoktur. Niçin derseniz, bu konuda daha yetkin dilbilimciler beni doğrulayacaktır: Bir yazı dili için gerekli görülen başlıca özellikler; daha yaygın kullanılan, dolayısıyla zaman içinde daha işlek hale gelmiş sözcüklerin, deyimlerin ve dil kurallarının bulunmasıdır.

Adige-Abaza dil grubunu bir bütün olarak ele aldığımızda, ses özelliklerinden başlayıp dilin daha derin yapısal özelliklerine kadar uzanan birçok bakımdan, Kabardey dilinin daha kullanışlı ve daha sade olduğundan kuşku duymuyorum.

Bu konuyla ilgili olarak Trahua Ramazan’ın “Çerkesler” adlı kitabında yer alan bilgiler oldukça ilginçtir (Kitap 1992 yılında Nalçik’te yayımlanmıştır). Bu değerli insanı tanımayanlar varsa, kendisini kısaca tanıtmak isterim.

Trahua Ramazan, Adigey’den (K’ahe’den) yetişmiş bir biliminsanıdır. Moskova’daki Filoloji Enstitüsü’nü geçen yüzyılın 20’li yıllarında bitirdikten sonra, Kabardey-Çerkes ve Adigey dillerinin gramerlerini hazırlayan Profesör N.F. Yakovlev ile birlikte Kuekipepıg Enstitüsü’nde çalışmıştır.

Büyük Savaş sırasında esir düşme talihsizliğini yaşayan ve doğduğu bölgeye dönmeyi göze alamayan Trahua, Türkiye’de yaşayan Adigelerin yanına gitmiştir. Burada uzun yıllar kaldıktan sonra Almanya’ya göçmüş ve 1964 yılına kadar Münih’te yaşamıştır. Adigelerin etnografyası, tarihi ve kültürü üzerine çok sayıda yazı kaleme almış; “Çerkesler” ve “Kuzey Kafkasya” adlarıyla iki kitap yayımlamıştır.

Trahua’nın yazdıklarına göre, Adigeylerin ve Kabardeylerin bugün kullandıkları alfabelerin kabulünden önceki dönemde, Adige dili üzerinde çalışan biliminsanları bir araya gelerek bütün Adigelerin ortaklaşa kullanacağı tek bir alfabe ve tek bir yazı dili oluşturma konusunda anlaşmaya varmışlardı (O dönemde bu çalışma sonuçlandırılabilmiş olsaydı, bugün dil konusunda yaşadığımız sorunlar çok daha az olurdu).

Ancak bu da biz Adigelere kısmet olmadı: O kasvetli dönem, bu güzel girişimi daha filizlenirken söndürüp geçti.

İşte Trahua’nın bu konuyla ilgili yazdıkları:

“Gördüğümüz gibi, o dönemde Sovyet Hükümeti, akraba halkları ve aynı halkın farklı boylarını birbirlerinden uzaklaştırıp onlara ayrı ayrı adlar vermekle kalmamış; aynı zamanda bu halkların geçmişteki gerçeklerini hiç dikkate almadan, onları dil bakımından da birbirlerinden koparmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Adige dilinin iki ayrı yazı diline bölünmesi, bu halkı parçalama politikasının açık örneklerinden biridir.

Bu tür bir bölünmeyi büyük bir yanlışlık olarak gören Adige biliminsanları (geçen yüzyılın 30’lu yıllarında – U.B.), bütün Adigelerin ortak bir yazı diline sahip olması ve bu ortak yazı diline Kabardey dilinin temel alınması gerektiği görüşünü ortaya koymuşlardı.”

Görüldüğü gibi bu, yeni ortaya atılmış bir düşünce değildir; ayrıca Kabardeylerin kendi aralarında bir araya gelip tek başlarına geliştirdikleri bir görüş de değildir. Bu düşünceyi benimseyen bilge insanlardan biri olan Trahua Ramazan’ın, her şeyden önce büyük bir biliminsanı olduğu, ikinci olarak da Kabardey olmadığı bilinmelidir.

Öte yandan, Kabardey dil kolunun bütün Adigelerin ortak yazı diline temel olabilecek ölçüde diğerlerinden ayrıldığı ve geliştiği doğruysa, bu dil yalnızca Kabardeylerin değil, geçmişte bir arada yaşamış ve bugün de yaşamaya devam eden bütün Adigelerin duygu ve düşünceleriyle yoğrulmuş ortak bir zenginliktir.

Şapsığların da Bjeduğların da, Besleneylerin de, Kemırgueylerin de… Kısacası bütün Adigelerin birlikte geliştirmeleri gereken; her kaynaktan, her boydan en güzel sözcüklerin ve en anlamlı deyimlerin içine katılabileceği, denenebileceği ve kaynaştırılabileceği büyük bir dil potasıdır.

Yanılmıyorsam, Türkiye’de yaşayan Abzehler, Şapsığlar, Kabardeyler, Hatıkoeyler, Besleneyler ve Bjeduğlar birbirleriyle çok daha fazla kaynaşmış ve iç içe yaşamaktadırlar. Bu nedenle, Adige dilinin bütün lehçelerindeki “iyi şeyleri” birbiriyle kaynaştırmak, anavatana kıyasla Türkiye’de daha kolay olabilir.

Şunu da unutmamak gerekir: Ortak yazı diline temel olacak dil kolunu seçerken, vazgeçmek istemediğimiz bazı özelliklerin göz ardı edilebileceğini ve içimize sinmeyen bazı unsurları da kabul etmek zorunda kalabileceğimizi baştan göze almalıyız.

Bugün var olan iki Adige yazı dilinin de anavatandaki Adigelerin konuştuğu bütün lehçeleri eksiksiz biçimde temsil ettiğini söylemek mümkün değildir. Örneğin, Besleneylerin dilinden pek çok unsur dışarıda kalmıştır.

Adigey’e dahil edilmiş dört büyük Kabardey köyünde yaşayanların konuşma dili Kabardeycedir; ancak okullarda Adigey yazı diliyle eğitim görmektedirler. Adigey Cumhuriyeti’ne dahil olmayan Bekmırzey ve Kurğoekoey köylerinde yaşayan Besleneylerin durumu da aynıdır.

Eğer birkaç dil kolundan birini seçip bütün Adigelerin kullanacağı ortak bir yazı diline temel yapmak yanlış kabul ediliyorsa, sözünü ettiğimiz bu Kabardeylere ve Besleneylere de haksızlık yapıldığını kabul etmemiz gerekir.

Birkaç Adige boyunun ortak bir yazı diline sahip olmasının, bu boyların kendilerine özgü özelliklerinin yok olup gitmesine yol açmayacağını göstermek için şu örneği vermek isterim: Sözünü ettiğim köylerde yaşayanlar bugün de Kabardeydir, Besleneydir…

Büyük bilgin Keraşe Tembot, bu köylerden biri olan Koşhable’de doğmuştur. Tembot Kabardeydir ve Kabardey diliyle büyümüştür. Buna rağmen, aynı zamanda Adigey edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olmuştur. Aynı şekilde, Keraşe’nin eserlerinde Kabardey ve Çerkes edebiyatının değerli örnekleri de yer almaktadır.

İşte bu da, aynı kökten gelen dillerin tek bir ortak yazı diline sahip olmalarının herhangi bir sakınca yaratmadığını göstermektedir. Böyle yapmakla kendi soyunuzu terk etmiş olmaz, Adige olarak kalmaya devam edersiniz.

Tanrı, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan Adigelere, temeli hangi dil kolu olursa olsun, bütün Adige halklarını kapsayacak ortak bir yazı dili oluşturmayı ve kullanmayı nasip etsin. İnşallah, bir gün Dünya Çerkes Birliği’nin de böyle ortak bir yazı diliyle gazete çıkardığını görürüz!..

Sözlerimi şöyle bitirmek istiyorum: Bütün ulusun iyiliği için bu tür tavizleri vermeye hazır değilsek; konuşurken birlikten söz ederken içimizden kendi mahallemizi ayrı bir devlet, bize uymayanı ya da kendisiyle uyuşamadığımızı yabancı ve dil bilmez biri olarak görüyorsak, o zaman süslü birlik sözlerimiz yalnızca sözde kalacaktır.

İşte bunları düşünerek, herkesin yalnızca kendi boyunu geliştirmeye yönelmesi yerine, ortak geleceğimize ilişkin meseleleri açıklığa kavuşturmak için çaba göstermesi gerekir.

(*) Dünya Çerkes Birliği’nin 2004 yılında İstanbul’da düzenlenen toplantısında yaptığım konuşma.

Çeviri: Muvaffak Temel

Yazarın Diğer Yazıları

İstanbul Çerkes Buluşması Gazhane’de

İstanbul Çerkes Buluşması İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür’ün ev sahipliğinde 24-25 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek. Kafkas kültürünü odağına alan etkinlik, iki gün boyunca Müze Gazhane’de...

“Sansüre hayır! Habere özgürlük!”

Basın meslek örgütleri, gazetecilere yönelik baskılara, gözaltı ve tutuklamalara, çeşitli sosyal medya hesaplarının engellenmesine karşı bir eylem planlıyor. 24 Ekim Cumartesi saat 14.00’te birçok...

Dünya Oset Birliği Temsilciği’nden dayanışma vurgusu

İstanbul’a gelen Dünya Oset Birliği Kuzey Osetya Mezdegu Bölgesi Temsilcisi Fridon Gutsaev çeşitli temaslarda bulundu. Bu temaslar kapsamında anavatanla olan ilişkileri ve dayanışmaları için...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img