Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Kültür nasıl süregider? Gelenekle geçmiş, gelenekle bugün, gelenekle gelecek…

Merhaba sevgili okur. Hatırlar mısın geçen ayki sohbetimizin sonunda bir soru havada kalmıştı, bu aya bırakmıştık. “Peki” demiştim; Temo, Shiri ve Blizkey’in “Azamat” şarkısının düzenlemesinden bahsederken ve devam etmiştim: “… geleneği olduğu gibi muhafaza etmek mi, yoksa çağın rengiyle, sesiyle bezemek mi; hangisi kültürün sürdürülmesini ve kalıcı olmasını sağlar?” Sence hangisi?.. Hadi gel bu yazıda hem söyleşelim hem de birazcık dertleşelim seninle.

Temo, Shiri ve Blizkey’in “Azamat” düzenlemesini dinledikten ve yorumları okuduktan sonra “Kuzey Kafkasya’da çağın rengiyle, sesiyle bezenen başka düzenlemeler var mı?” sorusunun izinde dijital dünyada gezinmeye başladım. Beyaz Kelebekler misali pop gruplarıyla, rock gruplarıyla tanıştım. Caz, blues düzenlemeleri dinledim. Yolculuğum gitgide renklenmeye başladı. Sonra karşıma şahane bir röportaj çıktı. Her yıl kasım ayında Hollanda’da düzenlenen “Le Guess Who?” müzik festivali kapsamında araştırmacı, müzik küratörü ve Ored Recordings’in kurucusu Bulat Khalilov ile yapılan bir röportajda, Çerkes müziği içindeki dönüşüm ele alınıyordu. İzlemeni tavsiye ederim sevgili okur, bağlantı linkini yazının sonuna bıraktım1. Bu röportajda adı geçen bir metal müzik grubunun kayıtlarını dinlemeye ve yorumlarını okumaya başladım. Şu yorum, yolculuğumun renklerini biraz soldurdu ve beni soruma yeniden döndürdü:

“Çerkeslerin rock müzik çalması o müziğin Çerkes müziği olduğu anlamına gelmez. En azından bazı ulusal motifleri katabilirlerdi.”2

Sonra aklıma Abhaz müziğini araştırırken “Discover Abkhazia”3 adlı bir sitede Frank Sinatra’nın “My Way” şarkısının Abhazca kaydını ve farklı tavırlarda müzik kayıtlarını dinlediğimde yaşadığım şaşkınlık geldi. Benim de bir yanım, Abhaz müziği örneklerinde “ulusal motifleri” bekliyordu demek ki… Diğer yanım da hemen o an bir soru yöneltmişti şaşkınlığıma:

“Senin yaşadığın ülkede Tarkan, Ajda Pekkan, Athena, Ezhel, Barış Manço, Duman, Pentagram, BaBaZuLa ve farklı tarzda müzik yapan pek çok sanatçının, müzik grubunun yaptığı müzik, Türk müziği altında yer almaz mı?”

Bu soruyla şaşkınlığım uçup gitmişti.

Peki, şimdi bir daha soruyorum: “Geleneği olduğu gibi muhafaza etmek mi; yoksa çağın rengiyle, sesiyle bezemek mi; hangisi kültürün sürdürülmesini ve kalıcı olmasını sağlar?”

Sana uzun uzun teorilerden, kitaplardan, makalelerden, araştırmalardan bahsederek bu soruya günler, geceler boyu cevap arayabilirdim. Bir gün o da olur, şimdi yerimiz sınırlı, zamanımız dar. Ben nesnel bilgiler yerine, belleğimin öznel bilgileriyle cevap aramak istiyorum bu yazıda. Hazır ol, dertleşme kısmı başlıyor.

Her diaspora çocuğu gibi ben de sürgün hikâyeleriyle, göç anılarıyla büyüdüm. Zamanımızdan bir buçuk asır önce dünyada var olan büyüklerimizin yaşadıklarını anlatmak adeta bir ritüeldi aile toplantılarında. O anıları, hikâyeleri bilmeliydik, korumalıydık ve anlatmalıydık bizden sonra gelenlere de. Çok uzun yıllar sonra, yetişkinlik çağımda Nalçik’ten gelen bir soydaşımla tanıştım. Aynı yaştaydık, aynı çağın kadınıydık ve ailelerimizin ritüelleri, anlayışları, ananeleri, hayata bakış açıları pek çok noktada aynıydı. Gözlerimiz parladı. Bir-iki saat içinde kaynaştık, ailemden biri gibi hissettim. Sürgün hikâyeleri, göç anıları hem yaşadığımız coğrafyadaki diğer insanlardan bizi farklılaştırıyordu hem de bizi birbirimize daha da çok yaklaştırıyordu. Korkuyorduk, kaybetmemeliydik, kaybolmamalıydık. Kültürü yaşatmalıydık. Nalçik’ten gelen misafirimin gözlerinde kültürü yaşattığımızı gördüm.


Farklı şehirlerde, farklı ülkelerde yaşayan Kuzey Kafkas kökenli insanların dilinden bildiğim Kuzey Kafkas ezgilerini dinlediğimde, ayakları bildiğim figürlerle coştuğunda, sofralarında bildiğim tatlarla karşılaştığımda; memleketimden bambaşka yerde bir “thamade”nin yüzünde ve kırık Türkçesinde babaannemi gördüğümde kültürü yaşattığımızı anladım

Kuzenim, çeşitli hediyelerle ve jestlerle Kafkas derneğinin dans ekibine girmesi için yönlendiriliyordu. Babam ile annem, kardeşimin ve benim de Çerkes danslarını bilmemizi, dans etmemizi istiyorlardı. Dayım aile haritamızı çıkarıyor, başka bir dayım akordeon çalıp bana şarkılar söylüyor ya da söyletiyor, uzun uzun kültürümüz anlatılıyordu. Farklıydık. Geleneği bilmeliydik, kaybetmemeliydik, kaybolmamalıydık. Kültürü yaşatmalıydık. Daha sonraki zamanlarda farklı şehirlerde, farklı ülkelerde yaşayan Kuzey Kafkas kökenli insanların dilinden bildiğim Kuzey Kafkas ezgilerini dinlediğimde, ayakları bildiğim figürlerle coştuğunda, sofralarında bildiğim tatlarla karşılaştığımda; memleketimden bambaşka yerde bir “thamade”nin yüzünde ve kırık Türkçesinde babaannemi gördüğümde kültürü yaşattığımızı anladım.

Üniversite günlerimde gittiğim bir Kafkas derneğinde Kafkas tarihi üzerine söyleşi yapılacağını duydum bir gün. Heyecanla gittim. Kısaca kitabi bilgi verildikten sonra ortam “zexes”e döndü; kaşen sohbeti, akordeon ve dans başrolü oynadı. Yaşattığımız kültüre ve dinlediğimiz tarihe dair sorularım havada kaldı. Dans müziği, akordeon, pheçıç ve Adige dilinde birkaç kelime, cümle, nida dışında kültüre dair hiçbir şey duyamadım, cevap alamadım. Yıllar sonra başında ve ortasında uğultuların ve “Susun artık, yeter” cümlesinin duyulduğu Kuzey Kafkasya’dan gelen bir müzik grubunun konserinde yine en çok duyulanın akordeon, pheçıç, tanıdık ezgiler ve Adige dilindeki yıllar önce duyduğum nidalar olduğunu gördüm. Bir kalabalık dernek toplantısında Çerkes kültürüne dair önemli bir konuşmada yine uğultunun sürdüğünü ve yine en çok duyulanın akordeon, pheçıç ve o tanıdık dans ezgileri olduğunu gördüm. Geleneği ne kadar biliyorduk, geleneği bilmek istiyor muyduk, biraz kaybetmiş miydik, biraz kaybolmuş muyduk ve kültürü ne kadar yaşatıyorduk? Üniversiteden sonra zaman zaman farklı derneklerde, farklı ortamlarda bu sorular hep asılı durdu hayatımda. Sonra başka Kafkas dernekleri, başka kuruluşlar ve başka kişiler sayesinde cevaplarımı adım adım buldum. Geleneği biliyorduk, zaman zaman kaybeder gibi olsak da yeniden sarılıyorduk, kaybolmuyorduk ve kültürü çağın, diasporanın koşullarına göre yaşatma çabasındaydık.

Bir Kafkas derneğinde koro çalıştırırken Çerkes olmayan ancak Çerkes müziğine ve kültürüne ilgi duyan, müzik kulağı olan kişilerin koroya alınmasının uygun olmadığı belirtildi bir gün bana. Aynı derneğin dans ekiplerine de Kuzey Kafkasya kökeni olmayan birinin alınmadığının altı çizildi. Kuzey Kafkasya ile aile bağı olmayan bir kişi Kuzey Kafkas müziğiyle ilgili bir çalışma yaptığında “O bizim müziğimizi ne kadar bilebilir ki? Ne yapabilir?” minvalindeki cümlelerle eleştirilip, dinlenmiyor ve alkışlanmıyordu. Kafkas kültürü hakkında resim yapmak isteyen, Kafkas kültürüne ilgi duyan ve yine “Kuzey Kafkasya” ile kan bağı olmayan bir kişiye başka bir dernekten herhangi bir bilgi verilmiyordu. Başka bir dernek, elinde olan bilgileri dijital ortamda yayımlamaktan ve ileride ne şekilde kullanılır bilemediğinden yayımlamak istemiyordu. Kişisel arşivler, bir hazine misali sandıkta tutulup mümkün mertebe paylaşılmıyor ya da küçücük bir parçası paylaşılıyordu.

Araştırmalarımda bir dernek hariç hiçbir derneğin bir müzik arşivinin olmadığını gördüm. Türkiye diasporasında Kuzey Kafkas müziği, Çerkes müziği üzerine profesyonel çalışmaların az olduğunu, ortaya koyulduğunda ilk zamanlar parlasa bile zamanla ışığının söndüğünü gördüm. Müzik araştırmalarımda Türkiye diasporasında bilinen, icra edilen ezgilerin ve sözlü müzik parçalarının kendini tekrar ettiğini duydum. Aynı ezgiler, aynı şarkılar, aynı ezgiler, aynı şarkılar, aynı ezgiler, aynı şarkılar… Kuzey Kafkas müziği, Çerkes müziği, Abhaz müziği belli sayıda şarkıdan, belli sayıda ezgiden mi ibaret? Pek tabii değil. Çok sevilen Adige dilindeki “Si Paq” adlı şarkı rock’n roll tarzında icra edildiğinde ve geçen ay örnek verdiğim “Azamat” şarkısı pop, rock, techno gibi türlerle birleştirildiğinde bu çalışmanın kültürü yansıtmadığına dair söylemleri duydum. Geleneği böyle koruyorduk, koruyacaktık. Kültürü de böyle yaşatacaktık. Kendi içimizde, kendi kendimize, bildiğimiz insanlarla, bildiğimiz zihinlerle, sadece bizim bildiğimiz gibi… Oysaki başka bir dernekte dans ekibine dışarıdan isteyen kişiler katılabiliyor ve grup, ahengi bozulmadan dans etmeye devam ediyordu, hatta günden güne daha da çok kişi tarafından tanınıyordu. Akademik camiada Kuzey Kafkas müziğini tanımak isteyenler vardı. Bana sorular soruyorlar, ilgi duyuyorlardı. Kuzey Kafkasya ile aile bağı olmayan kişilerin muazzam müzik arşivleri, Kuzey Kafkasya müziğine dair bilgileri vardı. Türkiye diasporasında Kuzey Kafkas müziğine dair profesyonel çalışmalar sürdürme çabasındaki müzisyenlerin bu kültüre derin bağlılığı, tutkusu vardı ve yapıcı olmayan eleştirilerle, o konser uğultularıyla o tutku günden güne kayboluyordu. Hangisi doğruydu? Geleneği kendi içimizde sürdürmek mi? Dışarıya açmak mı? Değişimi kapı dışarı etmek mi, değişime kapı aralamak mı? Sadece atadan bildiğini okumak mı, başka okumalar yapıp kültüre gönül vereni desteklemek mi?

Bu noktada sana bir örnek daha vermek istiyorum sevgili okur. “Bhangra”yı duydun mu? Bhangra, Hindistan ve Pakistan olarak bölünen Güney Asya’daki Pencap bölgesine dayanan geleneksel bir dans stili. Şu an dünyanın farklı bölgelerinde biliniyor. Hatta bir bhangra müziğini sen de duymuş olabilirsin. Panjabi MC’nin “Mundian To Bach Ke” parçasının Jay-Z’nin de yer aldığı “Beware of the Boys” adlı 2003 tarihli versiyonu, bhangra müziğinin rap ile birleşimi4. Pencap bölgesinden İngiltere’ye göç ile başlayan bhangra’nın tanınma yolculuğu; 1980’li yıllardan itibaren teknoloji, farklı müzik türleri, farklı kültürlerle bir araya gelerek, önce Londra’da, sonra başka şehirlerde ve ülkelerde devam etti. Bhangra, geniş bir izler/dinler kitle yakaladı ve anaakıma geçti. Rock bhangra, house bhangra ve bhangra muffin gibi varyasyonlar da dahil olmak üzere akustik enstrümanlarla ve yeni teknolojik imkânlarla farklı çeşitlemeler ortaya çıktı. Şu an bhangra; farklı kültürler, farklı danslar, farklı müzikler ile birleştirilerek pek çok farklı yüzüyle karşımıza çıkabilmekte. Popüler kültür ile geleneğin birleşimine bir örnek… Bhangra ile ilgili 2020 yapımı “Bhangra Paa Le” adlı filmi izlerken de yine aynı soru takılmıştı aklıma: “Geleneği kendi ortamında muhafaza etmek mi, başka renklerle ve başka kişilerle bir araya getirmek mi? Hangisi kültürü daha kalıcı hale getirir, yok olma korkularımızı giderir?” E, özendim mi, pek tabii özendim. “Bizim danslarımız da böyle bilinse ve sahiplenilse nasıl olur” diye hayaller getirdim gözümün önüne. Bhangra, Pencap bölgesi kökenli olup dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan kişiler için en çok gurur duydukları kültürel unsurlardan biri.

Peki, sevgili okur, sana bir soru; bugün her düğünümüzde, eğlencemizde olan ve en çok sesi duyulan akordeon, garmon ya da diyatonik akordeon (mızıka/pşine) günümüzden bir buçuk asır önce, 150 yıl önce hikâyelerini dinlediğimiz atalarımızın ne kadar hayatındaydı? Düğünlerinde, eğlencelerinde çalıyorlar mıydı? Şeşen dansını “thamadeler”imiz oynuyor muydu? Gelenek dediğimiz davranışlar, tavırlar, unsurlar bugünle aynı mıydı? Peki, zevkle dinlediğimiz, bizim için kaynak işlevi gören, Sovyet döneminde “ulusal” düşünceyle oluşturulan ve operatik tavrın ön planda olduğu Vladimir Baragun, Nafiset Zhane, Anzerıko Çeslav, Valentina Sosmokava kayıtları geleneği ne kadar yansıtıyor? Gelenek değişmez mi, dönüşmez mi? Aslında bu soruların cevabını sen de biliyorsun.

Edebiyat teorisi içinde yer alan metinlerarasılık kuramına göre hiçbir metin yoktan var edilmez, her metnin kendinden önceki metinlerle bağı vardır. Okura düşen görev, o bağları çözümlemektir. Bunun yanında bazı metinler; geleneksel, ulu bir metnin yeniden yazımıdır, taklididir. İsmiyle, biçimiyle eski metni işaret eder. Okur; yeni metni okur; döner, eski metni okur. Bir kadim metnin yeniden yazımı, yeniden düzenlenmesi o kadim metni yeniden gün yüzüne çıkarır. “Si Paq” şarkısını Noba Rey Band’den rock düzenlemesiyle dinleyenler, orijinalini merak edip dinler ve orijinal melodi yeniden duyulur olur. Türk metal grubu Pentagram’ın konserinde yüzlerce kişi Âşık Dertli’nin “Şeytan Bunun Neresinde” sözlerini bir ağızdan söyler, Âşık Dertli duyulur olur.


Kültürün sürdürülebilir olmasında “biz” olmak, örgütlenmek, muhafaza etmek, değişime direnç göstermek de var; uyumlanmak, icat etmek, yeni söylemler inşa etmek, dayanışmak da var. En önemlisi, korkulardan sıyrılıp yeni olana da kucak açmak

“E şimdi, nereye geldik, o zaman cevap ne?” diyorsun değil mi sevgili okur? Sorunda haklısın. Bu sorunun tek bir cevabı yok. Kültürün sürdürülebilir olmasında “biz” olmak, örgütlenmek, muhafaza etmek, değişime direnç göstermek de var; uyumlanmak, icat etmek, yeni söylemler inşa etmek, dayanışmak da var. En önemlisi, korkulardan sıyrılıp yeni olana da kucak açmak. Şu an geleneksel enstrümanımız dediğimiz “pşine” bundan bir buçuk asır önce geleneksel değildi. Kökü bırakmadan göğe ilerleyebilirsek ne mutlu. Bir sonraki yazıda göğe ilerleyenlerden, Kuzey Kafkas müziğinde farklı janralarda müzik icra eden gruplardan konuşalım. Bir de oradan bakalım gelenek kaybolmuş mu, kültür yok olmuş mu?

Belki de geleneğin bugüne cevabını onların tınısında buluruz. O zamana kadar müzikle kal sevgili okur.

1 Le Guess Who? ve Bulat Khaliov röportajı bağlantı linki: https://www.youtube.com/watch?v=IFbLXAOFzD4

2 Bağlantı linki: https://www.youtube.com/watch?v=6It5MqKt9qs

3 Bağlantı linki: https://www.discoverabkhazia.org/music

4 Bağlantı linki: https://www.youtube.com/watch?v=C8oZBYNpRjs

Önceki İçerik

Yazarın Diğer Yazıları

Abhaz müziğine dair: Birkaç müzik listesinden bir şarkıya varan hikâye – 3. Bölüm –

Merhaba sevgili okur. Biliyorsun birkaç aydır zihin dünyamda Abhaz ezgileri yankılanıyor. Bu ezgilerden biri, hemen her listede neşeli neşeli el salladı; “beni gör” diye...

Abhaz müziğine dair – Bir müzik listesinden doğan hikâye… 2. Bölüm

Kim, kiminle, nerede, ne söylüyor? Merhaba sevgili okur. Seninle sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim. Geçen ay önerdiğim listeleri dinledin mi? Dinlemediysen belki bu sohbetten sonra...

Bir müzik sohbetinden zihne kalanlar: Abhaz müziğine dair – 1. Bölüm

Merhaba sevgili okur. Geçen hafta Doçent Doktor Dıjın Çurey ile tanıştım. Adige müziği, Abhaz müziği ve Türkiye diasporasındaki Kuzey Kafkasya kökenli kişilerin müzik kültürleri...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img