Sürüldük sürgün olduk ama…

0
10

142 Yıla Rağmen ne Acılarımz Dindi Ne De Vatanımız Unuttuk!
21 Mayıs 1864, 1500’ lü yılların ikinci yarısında başlayan Kafkas-Rus savaşlarının sonucunda; harekatını tamamlayan Çarlık Rusyası birlikleri için zafer, Çerkesler içinse sürgünü anma günüdür.
Karadeniz ile Hazar Denizi arasında, Kuzey Kafkasya’ nın hemen her kesiminde gerçekleşen direnişin doğu cephesinde yani Dağıstan ve Çeçen-İnguş Bölgesi’ nde 1859’ da Şeyh Şamil’ in teslim olması sonucu Çarlık hakimiyeti ele geçirdi. Sonra tüm gücüyle batıya yüklendi. Bütün Kafkasya cephe iken artık cephe küçülmüş, Kuzey-Batı Kafkasya ile sınırlanmıştı.
Cephenin küçülmesine karşın Çarlık hemen sonuç alamadı. Dağlık coğrafyada 1864 yılına kadar süren savaşların sonucunda, Çar tarafından Kuzey-Batı Kafkas Halklarına; Adige, Abhaz ve Ubıhlar’a silahlarını bırakarak işaret edilen yerlere yerleşmeleri ya da Osmanlı topraklarına sürgün seçenekleri sunuldu, seçenek denebilirse. Yaklaşık 1.5 milyon insan vatanını terketti, 500 bin civarında insan sürgün yolculuğunda ve ilk yerleştikleri bölgelerde yaşamını yitirdi. Sadece Trabzon’ da 53 bin insan öldü.
Karadeniz sahil şeridinin Rusya için stratejik önemi vardı. Denize komşu olduğu için her türlü operasyona açık olan sahil şeridi, gelecekte sorun yaratmaması için yerli nüfustan sürgün yoluyla arındırıldı. Çarlık, boyunduruk altına almakta zorlandığı Çerkesler’ i bu bölgede bir arada tutmak istemiyordu. Zayıf düşen ve sınır sorunları yaşayan Osmanlı ise savaşacak güç peşindeydi. Osmanlı Sultanı ve Rusya Çarı, çıkarlarına denk düştüğü için Çerkesler’ in sürgünü konusunda hemen anlaştı. Her anlamda eşitsiz savaşın sonucu yaşanan sürgün, trajediye dönüştü.
Çerkesler 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası; hem Kafkasya’ dan ve hem de 1864 sürgünü ile yerleştirildikleri Balkanlar’ dan bir kez daha sürgün edildiler.
Adıge, Abhaz ve Ubıhlar açısından bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşayanların, Anavatan Cumhuriyetleri’ nde (Kafkasya’da) yaşayanlardan daha fazla oluşu, yaşanan trajedinin sadece bir yanıdır. Adıge ve Abhazlar kendi yurtlarında azınlık olarak yaşamak durumunda kalan halklardandır. Bu halklar doğal ortamından koparıldı. Çerkes Kültürünün Geleceğe Taşınması ve İnsanlığın Ortak Kültürüne Katma Hakkı tehdit edildi. Kafkasya’ da yaşayan, özgürlüklerini ve vatanlarını savunmak için savaşan Çerkesler diasporik bir toplum oldular. Kendi iç dinamikleri ile gelişmeleri kesintiye uğratıldı.
1990’lı Yıllarda Yeniden 21 Mayıs
1990’ lı yıllarda SSCB’ nin dağılması ile yeni olaylar gelişti. 1992’ de Abhazya-Gürcistan savaşı yaşandı, yanı sıra Güney Osetya-Gürcistan çatışmaları. Sonuçta de’facto bağımsız iki Cumhuriyet oluştu; Abhazya ve Güney Osetya. 1994’ de I., 1999’ da II. Çeçen savaşları yaşandı ve halen süren savaş mülteci sorunu yarattı. Federasyon Cumhuriyeti olan Adıgey’ in statüsü tartışma konusu yapılarak planlanmış senaryolar sahneye konulmaya başlandı. Beslan trajedisi ile Çeçenya’ daki savaşta, Çeçen Halkı’ na her gün uygulanan devlet terörü meşrulaştırıldı. Nalçik olayları ile bir yandan Cumhuriyetlere göz dağı verilirken diğer yandan da potansiyel girişimler için prova yapıldı…
Önce Onurlu BARIŞ
Savaşla ulaşabileceğimiz ve halkların lehine olacak bir hedef yoktur. Yaşanan bütün olaylara ve savaşlara karşın Çerkesler’ in Gürcü ve Rus Halkı ile bir sorunu olmayacaktır. Kendi halkının çıkarını gözetmek gibi bir derdi olmayan egemen yöneticilerle sorunumuz vardır ve bu sorun herkesin sorunudur. Özgürlük, eşitlik ve adaleti kendileri ve yakınları için yani bir avuç ayrıcalık için –bu noktada milliyetlerin bir önemi yoktur- isteyenlerin, kendi halklarının çıkarına çabaladığı söylenebilir mi? Halklar arasında serpiştirilen düşmanlık tohumlarının filizlenmesine izin vermememiz gerekiyor. Özgürce gelişebilmemiz için her koşulda barışa gerksinmemiz var.
Geri Adım Atamayız
Geldiğimiz noktada Çerkesler’ e bulundukları mevziden geri adım attıracak girişimler var.
  1. Coğrafi tanımlamada Kuzey Kafkasya yerine Güney Rusya kullanılır oldu.
  2. Çarlık Rusyası dönemindeki savaşlar tarihte Kafkas-Rus Savaşı olarak anılırken sadece Kafkas Savaşları olarak anılmak istenmekte.
  3. 21 Mayıs Çerkes bilincinde “sürgünü anma” günüdür. Savaşın sona erdiği gün olarak anılması yerleştirilmeye çalışılmakta.
Taleplerimiz var
Çerkesler bulundukları pozisyon itibarıyla geri adım atacak durumda değildir. Aksine ileri adımlara gereksinimi vardır ve bunun için de talepleri vardır: 
1- Çerkesler ‘SÜRGÜN HALK’tır ve bunun tescilini talep ederler.
2-Çerkesler’ in anavatan topraklarına geri dönüş hakları vardır ve hak teslim edilmelidir.
 (Not: Boris Yeltsin’ in başkanlığı döneminde bu konuda Duma komisyonlarına gelmiş bir tasarı vardır. Ayrıca UNPO (Temsil Edilmeyen Halklar Örgütü)’ nun konuyla ilgili kararları vardır.)
3-Diasporada yaşayan Çerkesler’ in çifte vatandaşlık hakkı olmalıdır.
4-Adigeler 4’ e bölünmüş durumdadır. Adigey, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes Cumhuriyetleri ve Şapsığ Bölgesi’ nde yaşayan Adıgeler tek etnik gurup olmalarına karşın çatıları farklıdır. Abhazlar ve Osetler için benzer durum vardır. İyileştirici önlemler konuşulmalı ve uygulanmalıdır.
Sürgün ve soykırım konusunda uluslar arası sözleşmeleri imzalamış ülkeler, Yahudi sorununda olduğu gibi bu sorunda da taraf olmalıdır.
Daha Etkin 21 Mayıslar Hedeflemeliyiz
2006’ nın 21 Mayıs’ ına geldik. 142 yıldır diasporada yaşıyoruz. Anavatanda ve Türkiye’de, yani Karadeniz’in her iki yakasında her 21 Mayıs’ ta sürgünü anıyoruz. Kefken Karaağaç Köyü’ nde ve Samsun’ da sürgünün anıtları var artık. Yaşadığımız süreçte Çerkesler’ in diasporik halk oluşuna dair yaktığı ağıtları sonlandırıp yaşanan gerçekliği avantaja çevirmek için uğraş vermesi gereklidir. Sürgün bir insanlık ayıbıdır ve telafisi için talepler sesli dile getirilmelidir.
Sürgünü anma çerçevesinde yürütülen; Kefken/Karaağaç köyü, Üsküdar/Kız Kulesi ve Samsun’ daki etkinlikler devam ettirilirken, bir güne sıkışmışlığı da aşarak, yazılı taleplerimizin muhataplarına ulaştırılmak üzere Türkiye’ deki temsilcilerine teslim edilmesi, resim – fotoğraf sergisi vb. organizasyonları da içeren ve bir kaç güne yayılmış etkinlikler hedeflenebilir.
Dünya’ nın neresine ve hangi nedenle olursa olsun savaşa karşıyız. “Demokrasi götürüyoruz” diyerek despotluk yaratanlar, “terörü sona erdireceğiz” diyerek her gün terör uygulayanlar, savaşı her zaman politikalarının önemli bir aracı olarak görenlerin senaryolarında figüran olmamak için gerekeni yapmalıyız.
JİNEPS
 
 
 
 
 

Sayı : 2006 05

Yayınlanma Tarihi: 2006-05-01 00:00:00