Nalmes ve Düşündürdükleri

0
10
Dina Tsey

Rustavi Dans Topluluğu İstanbul’a geldiğinde, Zülfü Livaneli köşesinde şöyle yazmıştı.
“Kafkas folkloru kadının kadın, erkeğin erkek gibi dans ettiği bir danslar bütünüdür”.
Uzun zamandan beri folklor gecelerine gitmiyordum. Zira çok üzülüyorum ve umutsuzluğa kapılıyorum. Gösterilerde her şeyin birbirine girdiğini ve bir Kafkaslıya özgü imajın gittikçe yok olduğunu izlemek içimi acıtıyor.
Oysa folklor kabaca şöyle tanıtılır. Bir olayın veya bir kültür ürününün folklor (halkbilimi=folklor, William Thoms, 1803-1885 ) malzemesi sayılabilmesi için sahip olması gereken özellikler:
Halka ait olması, sözlü geleneğe dayalı olması, anonim olması, nesilden nesile, toplumdan topluma geçerek yayılmış olması, Belli bir coğrafya üzerinde yaygın olması, Belli bir tarih geleneğine sahip bulunması vd…
Bu nedenle Nalmes daha başka bir anlam ifade ediyordu benim için, ama ne yazıktır ki pop kültür acımasız bir şekilde her şeyi sarıp sarmalıyor, folklorumuzu bile.
 Gece dansçıların çok hoş fizik özellikleri, (ne yazık ki Türkiye’ deki grupların hiç dikkat etmediği bir konu da bu) ihtişamlı kostümleri, zengin bir müzik ve usta bir ışıkçı ile görkemli bir açılışla başladı. Uzun yıllardan bu yana ilk defa heyecanlandım.
Ama sonra, büyü yavaş yavaş kayboldu. Özellikle aşağıda belirteceğim bir kaç bölüm düşündürücüydü.
 Apsuwa’da Gürcü kıyafetleri giyip (kızlarda sadece yanda hoş bir şekilde bağlanan siyah renkli kuşak eksik), entegrasyon veya asimilasyon sonucu Abhazya’da oynanan Apsuwa (Gürcü folklorundan) Koşara ile çıktılar. Evet, ben de biliyorum, otantik Apsuwa sürgünle Osmanlı topraklarına geldi ve Abhazya’da neredeyse unutuldu ama glasnostla birlikte karşılıklı bilgilenmelerimizden sonra bu dans özüne dönmeli. Şu an sergilenen dans ise farklı bir tanımlama ile sahnelenmeli diye düşünüyorum. 
“Sosruka’nın Ateşi Getirmesi” dansında anaerkillikten ataerkil yaşama geçişin sergilendiğini anons etti sunucu. Oysa Amazonların Kafkasya’ da yaşadığı artık hemen hemen tüm araştırmacılar tarafından kabul gördüğü günümüzde, bu dansta savaşçı bir kadından (Amazon kadınından) günümüz kadınına geçişin işlendiğinin de vurgulanması iyi olurdu. 
Son dönemlerde gösterilerde yeni koreografiler için eski ünlü tablolardan veya gravürlerden ilham alınıyor. Güzel bir yaklaşım, ama ne yazık ki her zaman yaptığımız üzere biraz seçici olmak yerine her şeyi hiç düşünmeden olduğu gibi benimsemeyi tercih ediyoruz. Zira o tablolar ve gravürlerin çoğu, oryantalistlerin hayal gücü ile yapılmış eserler. Bu demek değil ki bunlar yanlış, ama biraz farklı yorumlanmışlar sanki.
Bütün bunları niye yazdım?
İzleyenler anlamışlardır mutlaka. Tlepecas dansı diye yeni bir koreografi kondu sahnelere bir süredir, farklı videolarını da izlemiştim çünkü. Evet, Nart Efsanelerine ait anlatılarda ve tasvirlerde devler (Nart Badinoka ve Sosruka) sofra üstünde oynuyorlar.
“Nart Efsaneleri’nde Nart Badinoka omuzları Kafkas Dağları genişliğinde, bir omzunda güneş doğarken öbür omzunda gece karanlığının olduğu, bir omzunda bahar başlarken diğer omzunda karakışın hüküm sürdüğü şeklinde tanıtılmaktadır. Badinoka ilk kez Narthase’ye gittiğinde yiğitlik, cesaret, ok ve kılıç dövüşü sınavlarından geçer. Fakat Sosrıko ile Badinoka birbirlerine üstünlük sağlayamayınca dans sınavına girerler. Sosrıko masanın üstüne çıkıp masayı devirmeden parmaklarının ucunda dans eder. Çanağın içindeki eti ve sosu dökmeden çanağın kenarında oynar. Badinoka buna çok sinirlenir ve kılıcını kabzasından toprağa dikerek, kılıcın keskin ağzından yukarıya doğru dans eder. Kılıcın ucunda da parmaklarının üzerinde dans etmeye devam eder.”
Bir de kostümlerin dahi aynen alıntılanılarak gösteride de uygulandığı, kimin çizdiğini ne yazık ki bilmediğim bir gravür var. (Gravürde ise sadece masa üstünde oynayan kız figürü eksik.)
Bu efsaneyi bilmeyen, kültürümüze aşina veya yabancı her hangi bir kimse için, hele hele sofranın; (ane-üç ayaklı alçak yemek masası) bir evin, hanenin varlığının sembolü olarak kabul edilen bu simge eşyanın üzerine çıkan bir kız ve erkeğin çıplak ayakla dans etmeleri efsaneyi bilmeyen insanlar için çok yadırgatıcı ve de estetik dahi olmayan bir görüntü oluşturuyor. Bu nedenle, özellikle Nart efsaneleri ile ilgili koreografiler, mutlaka kısa bir anlatı ve arka planda da alıntı yapılan tasvir yansıtılarak sahnelense, belki ilk defa seyreden veya kültürümüze yabancı izleyicileri bu denli şaşırtmazdı.
Yazmadan geçemeyeceğim bir başka konu ise zaten yıllardan beri şikayetçi olduğumuz abartılmış akrobatik (Rus mujik folklorundan apartma) figürlere şimdi bir de kızların kırıtması ve çok fazla sıçraması eklendi. Oysa her bir folklorcu Çerkes kültürünü fiziği, duruşu, bakışı ve her türlü davranışı ile temsil etmekle yükümlü. Ve Çerkes kültüründe kadın veya erkek hiç kimse abartılmış (sahnede dahi olsa) hareketler yapmaz. Sadedir, durudur, saygındır. Bu yüzdendir ki, yazıma başlarken alıntı yaptığım benzeri pek çok hayranlığı ve övgüyü hak etmiştir.
Ve gelelim herkesin çok beğendiği ve uzun uzun alkışladığı akordeon şova. Yine Rus folklorundan apartılmış bir gösteri, hatta Kızılordu Korosunun hemen her konserinde kullandığı bir sahne. Aynısını dansçıya Çerkeska giydirerek, akordeonu ve mızıkayı körüğünü yırtacak kadar açarak çalmanın çok ayıplandığı bir kültüre adapte etmek ne kadar doğru bilemiyorum.
Oysa Hollanda’ da sahne sanatları okulunda balenin bile bizim danslarımızdan esinlendiği söylenerek öğrencilere araştırma ödevlerinin verildiği folklorumuzun, sözüm ona zenginleştirme ve modernleştirme anlamında kopyalamalara hiç ama hiç ihtiyacı yok.

Sayı : 2010 11

Yayınlanma Tarihi: 2010-12-01 00:00:00