Yeltsin’in Kafkasya’daki Karmaşık Mirası – I

0
23
I. Bölüm

Boris Yeltsin yaşasaydı 1 Şubat’ta 80 yaşına girmiş olacaktı. Doğum yıldönümünün Domodedovo’da meydana gelen trajik olaylarla yakın bir tarihe denk gelmesi, Kuzey Kafkasya’ya bıraktığı mirasın yeniden gözden geçirilmesine davetiye çıkardı.
Yeltsin’in yönetimde olduğu 90’lı yıllar Rusya’nın kaos ve felaket dönemiydi. Sovyetler Birliği’nin molozundan yeni bir devlet ortaya çıkmıştı ama idari sınıfı, yasal çerçevesi ve ordusu henüz yoktu. 1990’ların başında Rusya hükümeti kurumların karışımından derlenmiş bir yapıdaydı, ülkenin tüm düzeylerinde Sovyetlerin (konseyler) birleşmesinden oluşuyordu. Yeni başkanlık gücü ise Sovyet anlayışı dışında ilkelerle faaliyet yürütecekti.
Boris Yeltsin ters koşullarda Rusya’nın lideri olmuştu. Siyasi analist Fyodor Lyukanov’dan aktaralım: “Yeltsin’in iktidar dönemi en zor olanıydı, işlerin yoluna konmasının ve siyasi erklerin terk edilmesinin ardından göreve gelmişti. Rusya’nın saldırılara karşı koymayı başarması Yeltsin’in hanesine artı olarak kaydedilmiş olsa da yolunda ilerlerken birçok hata yapmış olabilir. Açıkçası Rusya büyük güç statüsünü yitirmişti ve durumu izleyen Batı karşısında kendini küçük düşürmüştü. Ancak Kremlin’in davranışı göreceli olarak başka türlü de değerlendirilebilir. İnsanlar mevcut rezervleri ve yatırımsal başarıları unutmamalı. Böyle bir ışıktan bakıldığında algılar değişir.”
Lyukanov çok önemli bir noktaya parmak basıyor. Araştırmacılar ve gazeteciler ‘Putin istikrarını’ ‘Yeltsin istikrarsızlığı’ ile kıyaslarken basmakalıp klişelere eğilim gösteriyorlar. Birçoğu Yeltsin’in sınırlı fırsat penceresinden söz etmeyi başaramıyor. Yeltsin yönetimini bugünkü bakış açısıyla değerlendirme yanlışına düşüyorlar. Yeltsin, Putin’in sahip olduğu tatminkar petrol fiyatı gibi güçlü bir pazar avantajından yoksundu. Rus ordusu 1992 yılında derme çatma bir şekilde birleştirildi, değişen tek şey göçmen Çingene kampına benzeyen halinin bitmiş olmasıydı. Ve ‘dikey yetki’nin Yeltsin’e geçişi hiç de kolay olmadı. Son bir nokta daha: Dikey yetkiyi düzenleyen ve Putin’e devreden kim?
Bence yönetimini genellemelerden ziyade noktası noktasına analiz etmeden Yeltsin’in tarihsel rolünü layıkıyla değerlendiremeyiz. Mesela iç ve dış politika konusundaki başarıları neydi? Bu anlamda Kuzey Kafkasya, Yeltsin’in iç politikasının niteliklerini gösteren mükemmel bir örnektir. Rusya’nın birliği, siyasi kimliğinin sağlamlığı, RF devletinin ve kamu kurumlarının etkinliği birçok yönden bu bölgeye bağlıdır.
Rusya, bir başka düzenin (etnik milliyetçilik ve bölgecilik) itirazıyla karşılaşınca ‘titrek eller ayaklanması’ ile uğraşmaya başladı. Rusya bir nebze de olsa Sovyetler Birliği görüntüsüne benzer bir şekilde yapılandırılmıştı. Federasyonu oluşturan üyelerin 36’sı ulusal bölge esasına dayanarak kurulmuştu ve her birinin Moskova ile ödeşmek istediği tarihsel hesapları vardı.
Kafkasya’daki yedi cumhuriyetten altısının belleğinde sürgünler mevcut ve tarihsel haklarının iadesinini talep ediyorlar. Bölgede siyasal liberalleşme başladığında, yerli haklar ve ortak hakların egemenliği için yapılan özgürlük çağrıları insan haklarının savunulmasına dair çağrılardan çok daha fazlaydı. 1990-91’de kendilerine özgü yapıları olan rekor sayıda devlet vardı. Mesela Karaçay-Çerkesya tek başına Karaçay ve Çerkes cumhuriyetlerini, iki Kazak cumhuriyetini (Batalpashinskaya and Urup-Zelenchuk) ve hem de Abaza cumhuriyetini barındırıyordu. Dağıstan’da cumhuriyetin etnik çizgilerle bölünmesine dair bir zorlama vardı. Kabardey-Balkar’da iki etnik grup arasında sınır çizme mücadelesi vardı. 1992 yılında Kuzey Osetya Prigorodni bölgesinde Osetlerle İnguşlar arasında bir savaş patlak verdi. Beş günde 478 insan can verdi. Çatışmaya son verilmeseydi kim bilir daha ne kadar insan ölecekti? Bölgede bir de 1991-94 yıları arasında iç ve dış politikasıyla etkin olan devletimsi devlet Çeçenya vardı.
Bu noktada Güney Kafkasya’daki etnopolitik çatışmaların (Gürcistan-Osetya-Abhazya) Kuzey Osetya, Kabardey-Balkar, Adıgey ve Karaçay-Çerkes üzerindeki etkilerinden bahsetmekte yarar var. 1996 yılında emekli General Süfyan Beppaev liderliğinde bağımsız bir Balkar cumhuriyeti kurulması için girişimler oldu. 90’ların ortasında Karaçay-Çerkes çatısı dışında bağımsız bir Çerkes cumhuriyeti kurulması konusunda yoğun tartışmalar yaşandı. Aralık 1998’de İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi adlı meclis, inancı olmayanlara karşı cihad çağrısında bulunarak ‘yabancı lejyon’ bile kurdu. Ve 4 yıl sonra Kafkasya Halkları Kongre Meclisi adlı kuruluş şöyle bir karar aldı: “Herhangi bir Rus saldırısı olması durumunda Kuzey Kafkasya halkları Çeçenistan’a toplu olarak yardım sunmalıdır.”
Yeltsin yönetimi sonu gelmeyen iddialara karşılık vermek, mümkünse uzlaşma yolları bulmak ve gerektiğinde güç kullanmaya hazırlıklı olmalıydı. 1992 sonbaharında Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu’nun Nalçik’teki gösterisini dağıtmak için federal güçlerle yerel güçler Kabardey-Balkar’da bir araya geldiğinde Moskova dönemin devlet başkanı Valeri Kokov’u seçmeyi tercih etti. Rusya ile ‘Yetki Alanlarının Ayrılması’ anlaşmasını Tataristan’dan sonra ilk imzalayan Kabardey-Balkar oldu. (1.Temmuz.1994) Moskova iki yıl sonra bölgede yapılması gereken başkanlık seçimlerini iptal etti ve 1999’a dek seçim yapılmadı. Bu müdahale, durumun kontrol altında tutulmasını ve daha önce radikal olanların bir kısmının sistemin içine çekilmesini sağladı.
Yeltsin’in farklı çıkarlara uyum sağlayan karmaşık düzenlemeler yapma politikası, 1999’da Karaçaylarla Çerkesler arasında büyük bir çatışma çıkmasının engellenmesinde rol oynamıştır. Aynı şey 1994’te Dağıstan’da tertiplenen etnik kotalar için de söylenebilir. Hatta azınlık oldukları halde Adığelerin parlamentoda yüzde elli ile temsil edilmelerini sağlayan ‘parite sistemi’, Ruslarla Adığeler arasında çatışma çıkmasının önlenmesini sağlamıştır.
Rusya yönetimi 1990’larda Kafkasya’daki durumu kızıştırmaktan genellikle kaçındı. Yani Yeltsin Rusyası bir ‘kaos ve başarısızlık’ dönemi olmaktan çok uzaktı, birçok çatışmayı önlemeyi başarmıştı. (Kabardeylerle Balkarlar, Karaçaylarla Çerkesler, Ruslarla Adığeler, Dağıstan’daki Çeçen-Akkinlerle Avarlar, Laklarla Kumuklar, Neo-Kazaklarla Nogaylar ve Avarların çatışmaları) Tacikistan ve Gürcistan’daki çatışmaların aksine Osetlerle İnguşlar arasındaki savaşın kızgın dönemi sadece beş gün sürmüştü.
Çeçenya’nın Yeltsin’in Kafkasya politikasında çok özel bir yeri olduğu şüphe götürmez. Yeterince bilgi sahibi olmayanlar Dudayev’le diyalog kurma konusunda Yeltsin’i işi ağırdan almakla suçladı. Oysa durum tersini göstermektedir. Aralık.1991’de uzmanlardan oluşan bir grup Çeçenya’ya gönderilmiş ama Dudayev görüşmek istememiştir. Mart 1992’de Çeçen ve Rus uzmanlar, Rus-Çeçen ilişkilerinin kurulma ilkelerini görüşmek için Dagomys’te bir araya geldi. Çeçenya ‘Federasyon Antlaşması’nı imzalamadı ve Çeçen liderler ülkelerinin Rusya’nın yasal çatısı dışında tutulması isteklerini netleştirmiş oldular. (31.Mart.1992) Federal merkezle Kafkasya arasında Kasım.1992’de başlayan müzakerelerin sonucunda Rusya, Oset-İnguş savaşını yatıştırdı. Yeltsin yönetimi Çeçenya ve İnguşetya idari sınırındaki önemli noktalarda, Dudayev oluşumlarının yanında Rus güçlerinin konuşlanmasını kabul etti.
1992 sonunda ayrılık yanlısı Çeçen yönetimi, Rusya-Çeçenya ilişkileri için temel ilkeleri açık ve kesin olarak ifade etti. Buna göre Rusya Çeçenya’nın bağımsızlığını tanıyacak, bunun karşılığında Çeçenya Rusya’yla ekonomik birliğini koruyup güvenlikle başa çıkma konusunda yetki verecekti. Çeçenya böylece kendi ‘tüketici-müşteri’ ulusal güvenlik anlayışını sergilemişti.
Dudayev Yeltsin’den görüşme talep etti. Yönetimin Sovyetler karşısındaki zaferini ‘ehveni şer’ şeklinde niteleyerek Yeltsin’i desteklediği imasında bulundu. Ancak Dudayev’le görüşmek Yeltsin için çok riskli bir hareket olabilirdi. Etnopolitik konusunda uzman biliminsanları Emil Pain ve Arkadi Popov şu noktalara dikkatleri çekiyor: “Yeltsin’le bir görüşme yapma konusunda sergilediği aşırı inatçı tavrı, Dudayev’e güvenmenin ne kadar tehlikeli olacağının bir göstergesiydi. Eğer görüşme gerçekleşseydi, bu durum Dudayev’i meşru kılıp güçlendirecekti, Rusya’nın yardım edeceğine inanan, Rusya’ya sadık Çeçenleri demoralize edecekti.” (opendemocracy.net)
*Siyasi ve Askeri Analizler Enstitüsü-Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı
Çeviri: Serap Canbek
 
 

Sayı : 2011 05

Yayınlanma Tarihi: 2011-05-01 00:00:00