“İskitya’dan Kamelot’a”

0
8
Günümüzde halka göre hiçbir şey “Kamelot ve kutsal kadeh” hikâyesinden daha İngiliz (ya da bilimsel çevrelere göre Kelt) olamaz. Oysa bu kitabın yazarları su götürmez bir şekilde efsanenin, anavatanı Avrasya stepleri olan antik İrani halklara dayandığını kanıtlıyor.

C. Scott Littleton ve Linda A. Malcor [1]
I. Bölüm
Sunum
Victor H. Mair – Pensilvanya Üniversitesi
Muhtemelen dünyada en iyi bilinen efsane, Kral Arthur ve yuvarlak masa şövalyeleri efsanesi; yaklaşık 30 yıl önce insanların Kamelot tutkusuna şahit olmuştum. O yıllarda Dartmouth Üniversitesi’nde öğrenciyken “casque & gauntlet” (miğfer & eldiven) adlı bir derneğe katılmıştım. Oldukça görkemli bir törenle derneğin her üyesine birer efsane kahramanının adı veriliyordu ve ondan sonra kendimizi şövalyelerin büyülü dünyasında buluyorduk. Dernek, Dartmouth’ta halen faal, diğer kampüslerde de benzer dernekler var. Efsanelerin günümüzde bile ne kadar diri olduğuna dair bir başka kanıt da şu; büyük gazetelerde okuduğuma göre İtalya’da yaygın bir dini tarikat da, İngiltere’de amatör bir tarihçi de kutsal kadehin onlarda olduğunu iddia ediyorlarmış! [2]
Bu küflü masalın kökenleriyle ilgili yanılgılarımız gerçekten dikkate değer. Bilim, Kral Arthur efsanesinin farazi Kelt kökenlerini analiz ederken çoğunluk onun halis muhlis İngiliz olduğunu düşünür. Sokaktaki insan için “yuvarlak masa”nın İskit kökenli olduğu iddiası hayli abes olacaktır, hem de halkın sadece çok çok küçük bir kısmi İskitleri duymuşken. Bu da tarihimizin ana hatlarını anlayabilmek için yeni baştan eğitimin ne kadar önemli ve altından kalkılması güç bir vazife olduğunu gösteriyor.
C. Scott Littleton ve Linda A. Malcor’un harika çalışması bu çabalara mükemmel bir başlangıç teşkil ediyor. Gerçekten de bu çalışmanın muazzam yankılar uyandırmasını umut ediyorum.
Kral Arthur ve yuvarlak masa şövalyeleriyle ilgili yüzlerce kitap yazıldı, ancak bence bu, bugüne kadar yazılanların içinde en önemlisi. Hakikaten, sadece Kral Arthur ve şövalyeleriyle ilgili yazılan en önemli kitap değil, aynı zamanda bu yüzyıl boyunca yapılan en kayda değer bilimsel çalışmalardan da biri. Bu ateşli övgülerimin sebeplerini ilerleyen paragraflarda inanın siz de göreceksiniz.
Malum, günümüzde halka göre hiçbir şey “Kamelot ve kutsal kadeh” hikâyesinden daha İngiliz (ya da bilimsel çevrelere göre Kelt) olamaz [3]. Oysa bu nefis kitabın yazarları su götürmez bir şekilde efsanenin, anavatanı Avrasya stepleri olan antik İrani halklara dayandığını kanıtlıyor.
İskit kavramı halen belirsiz olmakla birlikte, MÖ. 1. binyılda Avrasya steplerinde at koşturan ve İrani dil konuşan halklar için kullanıldı. Bu halkları oluşturan tüm boyların adlarını bilmiyoruz ancak bunların topunu rahatça “İskitler” diye adlandırmak bilimsel bir gelenek. İçlerinden en iyi bildiklerimiz de klasik-antik çağlarda Karadeniz steplerinde yaşamış olanlar. Bu halklar hayvan motifli zarif altın işlemeciliğiyle, fevkalade binicilikleriyle, girift zırhlarıyla, mükemmel metal silahlarıyla, okçuluk yetenekleriyle, cesaret ve güçleriyle nam salmışlardı. Karadeniz’in kuzeydoğusundan Uralların güneybatısına tüm stepleri arşınlayan klasik-antik çağ İskitleri, Çin sınırlarına kadar tüm Orta Asya’ya uzanmışlardı. Karadeniz-Ural İskitlerini geç klasik çağlarda Sarmatlar ve daha sonraları Alanlar gibi yine İrani gruplar izledi.
Littleton ve Malcor, Arthur efsanelerinin açıkça İrani nitelik taşıyan öğelerinin kesin kaynaklarını bulmak için dikkatlerini doğruca Sarmatlara, özellikle de Yazigelere, ve soydaşları Alanlara yöneltmişler [4]. Arkeolojik, sanatsal, tarihi ve dilbilimsel kanıtlara dayanarak biliyoruz ki tüm bu İrani halklar Avrupai bir fiziğe, genellikle sarı saçlara ve mavi gözlere sahiplerdi. Hem kültürleri hem de doğuştan gelen fiziki özellikleri birçok yönden Avrupalıları andırıyordu -ki aslına bunlar Avrasya steplerinden gelen Hint-Avrupalı halklar için pek de beklenmedik nitelikler sayılmaz. Elbette güneye göç eden ve oralı yerel halklarla karışan İrani halklardan (yani Persler ve Medler’den) farklıydılar. Hatta onlarla, sonraları doğudan gelen ve tamamen farklı lisanlar konuşan diğer bozkır göçebeleriyle olduğundan (Hunlar, Türkler, Moğollar) bile daha az benzer tarafları vardı.
Osetler işte bu antik çağların kuzeyli İranileri’nin Moğollar ve doğulu diğer göçebelerce itildikleri Kafkas dağlarında yaşayan son kalıntıları. Birçok yönden gelen askeri, kültürel ve siyasi tehditlere rağmen şaşırtıcı bir biçimde arkaik İrani dillerini ve Nartlar’dan bahseden söylencelerini koruyabilmişler. Nart söylenceleri, Roma İmparatorluğunun çöküş yıllarında Sarmatlar ve Alanlarca Karadeniz-Ural steplerinden Galler ve Britanya’ya taşınan antik batı İskit hikâyelerinin bir deposunu oluşturuyor sanki. Nart söylenceleri Arthur efsanesiyle öyle çok, öyle inanılmaz benzerlikler taşıyor ki ikisi arasında bir ilişkinin varlığını inkâr etmek gerçekten imkânsız!
Yazarlar iddialarına MÖ. 2. binyıla uzanan arkeolojik temellerden başlıyorlar ve sonra Heredot, Ammianus, Marcellinus gibi klasik yazarların notlarıyla devam ediyorlar. Bu kaynaklar vasıtasıyla Kuzey Kafkaslardan ve Karadeniz-Ural steplerinden çevreye dağılan çeşitli kuzeyli İrani grupların hareketlerini izlemeye çalışmışlar. Bu gruplar dışarı doğru yayılırken Akdeniz sahili ve Avrupa da dâhil olmak üzere tüm çevrelerini etkilemişler. Hareketleri sırasında Romalılarla ilişki kurmuş ve savaşmışlar. Bu süreçte çok önemli bir dönüm noktası da Sarmatlar’ın Marcus Aurelius kuvvetlerine yenildikleri Marcomanya savaşıydı -ki bu savaştan sonra 5500 Yazige, Hadrian Seddi boyunca savunmayı güçlendirmek üzere zırhlı destek süvarileri olarak zorla Britanya’ya gönderilmişti. İşte bu, Arthur efsanesinin temelini atan Sarmatların Britanya’ya ilk geniş çaplı nüfuzuydu. Zaten bu usta savaşçıların ezici çoğunluğu bir daha asla evlerine dönmedi. Lancashire şehri Ribchester kasabası yakınlarındaki büyük Roma süvari üssü Bremennacum Veteranorum’daki gibi bir askeri yerleşimde kaldılar.
Kuzey İrani halkların bölge kültürüne ikinci büyük nüfuzu Alanlarca oldu. Alanların İrani bir halk oldukları kesin. Aslında isimleri de muhtemelen sesbilimsel olarak “Aryen” kelimesinin dönüştüğü “İran” kelimesinin bir türevi (Alan kelimesi Osetlerin başlıca diyalekti İronca’da hiçbir şey ifade etmiyor, yine de “asil” anlamına gelen aynı kelimenin başka bir türevi). Yazarlar Avrupa’daki Alanlarla ilgili tarihi kaynaklara ilişkin çok ayrıntılı bir çalışma yapmışlar. Bu hummalı ön çalışma en inatçı yabancı düşmanları hariç herkesi Avrupa tarihi ve kültürünün tamamen yerel olarak kendi kendine meydana gelmediğine ikna edebilecek güçte. Eser, aynı zamanda dünyanın diğer bölgelerinin tarihini araştıranlar için de harika bir model teşkil edebilir.
Yazarlar, kitabın çeşitli bölümleri sırasında okuyanı, aşağıdakiler de dâhil olmak üzere efsanenin en önde gelen özelliklerine topyekûn ya da peyderpey İskitlerin (yani Kuzey İranilerin) kaynaklık ettiğine ikna edebilir.
-Arthur, Lancelot, Perceval, Galahad, Gawain, Kay, Tristan, Bedivere, Bors, Caradoc, Kral Ban De Benoich, Sakat Kral, Aziz George, Elaine (Helaine), göldeki kadın ve diğer karakterler.
-Öykünün kılıç merkezli olması.
-Kahramanın kılıcını bir su kütlesine atması ve suyun köpürmesi.
-Taşa saplı kılıç hikayesi.
-En cesur kahramanın şölene gelişinden hemen önce ortaya çıkan, asla boşalmayan kadeh/kazan. (Yazara göre bu, kutsal kadeh efsanesinin doğuda ve batıda ne kadar yaygın olduğunun bir göstergesi. Araştırmaları sonucunda bu efsanenin birçok versiyonu olduğunu keşfetmişler).
-Sık sık tekrarlanan ejderha/yılan teması ve tasviri.
-Kadın ve yılan arasındaki bağlantı (örneğin “göldeki kadın” figürü ile beyaz yılana gönderme yapılıyor.[5])
Savaşçı kadınlar ve onların suyla ilişkisi. (Amazonlarla ilgili Yunan ve Çin efsaneleri hiç şüphesiz İskitler ve sonrasında diğer göçebe kabilelerin erkekleriyle omuz omuza savaşan kadınlarından esinlenilerek yaratılmıştı.)
Littleton ve Malcor her türlü kuşkunun ötesinde Arthur efsanesinin kuzey İrani kaynaklı olduğunu ispatlıyor. Ancak efsanenin tamamen İskit olduğunu iddia etmiyorlar. Arthur’un babası Uther Pendragon (Galce “askerlerin muzaffer önderi” anlamına geliyor) veya aşağıda göreceğimiz gibi kraliçesi Guinevere (İrlanda dilinde Finnabair –“beyaza doğan” anlamında, Yunanca Afrodit’in “köpüğe doğan” anlamına gelmesi gibi-), Welsh Gwenhwyfar (beyaz hayalet anlamında) gibi birçok canlı figürün apaçık Kelt kökenli olduğunu da belirtiyorlar. Neticede efsanenin ana örtüsü Kelt ve tabii ki Hıristiyan, Cermen ve diğer unsurlardan oluşuyor.
Bu inandırıcı sonuçlar efsaneyle ilgili genel kanıdan o kadar uzak ki, ne bilimsel çevrelerle ne de halkın geneliyle bu konuda uzlaşmak mümkün gözüküyor. Yine de biz bu yeni anlayışı benimsemeli, tarihi çarpıtacak girişimlere meydan vermemeliyiz.
[1] “The Heroic Age” dergisinin 1999-kış tarihli 2. sayısından.
[2] Kutsal Kadeh: Ortaçağ efsanelerine göre İsa’nın havarileriyle yediği son yemeğinde kullandığı, sahibine uzun ömür ve güç vereceğine inanılan ve yuvarlak masa şövalyelerinin aradığı kadeh.
[3] Kamelot: Kral Arthur’un büyülü kılıç Ekskalibur’a sahip olduktan sonra kurduğuna, adalet ve refahın hüküm sürdüğüne inanılan altın şehir.
[4] Yazigeler (İazyges): İlk olarak Azak Denizi civarında, büyük Mithradates’in müttefiki iken adları duyulmuş bir Sarmat kabilesidir. Sonradan İskitya’nın batısına göç ettiler ve Metanaste adıyla adındılar. Ovid döneminde aşağı Tuna’ya, MS. 50’lerde de Theiss’in doğusundaki (Transilvanya’nın kuzeydoğusu) düzlüklere yerleştiler. Burada Sarmatlar genel adı altında Roma eyaleti Dacia’yı sürekli rahatsız ettiler. Toplumları hür insanlar ve köleler olarak ikiye ayrılmıştı. Köleler, muhtemelen farklı geleneklere sahip, daha önceden o topraklara yerleşmiş ve sonradan gelen göçebelerce köleleştirilmiş yerlilerdi. Köleleri Yazigeler’e karşı MS. 34’te ayaklandılar ancak isyan dışarıdan gelen yardımla bastırıldı. Hun istilasından sonra Sarmatlar ve Yazigeler tarih sahnesinden çekildiler. Transilvanya’nın kuzeydoğusundaki mezarlara ait kazılar bu mezarların MS. 1. yüzyıldan kalma göçebelere ait olduklarını göstermektedir.
[5] Beyaz Yılan: Havva’yı kandırarak Âdem’le cennetten kovulmalarına sebep olan yaratık, şeytan.
Çeviri: Tkhostati Engin Polat

Sayı : 2011 07

Yayınlanma Tarihi: 2011-07-01 00:00:00