O gazetecilerden yanıt

0
13

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, Adalet Bakanı başta olmak üzere, tüm bakanların ve yandaş gazetecilerin ağız birliğiyle “terörist, polis katili, bombacı” diye suçladığı gazetecilerin Adalet Bakanı’na hitaben yazdıkları mektupların bir bölümünü kamuoyuyla paylaştı. Evrensel gazetesinde yayınlanan mektuplarda, söz konusu gazeteciler, haklarındaki iddialara resmi tutanaklara yanıt vermelerine rağmen, onların sesini duymazlığa gelmeye devam ediyorlar. KCK, Ergenekon ve Devrimci Karargah gibi operasyonlarla uzun süredir işlenen hukuk katliamına en iyi yanıtı yine bu katliamın mağdurları veriyor. Şu ana kadar sayısı 106’yı bulan tutuklu gazeteci listesindeki iki ismin anlattıklarından özetle aktarıyoruz.
Kanıtlar bile lehime
Erdal Süsem: “Sayın Sadullah Ergin, … beni kastederek; ‘Gazeteci dediğiniz, bir polisin silahını gasp etmiş, bu silahla gidip birini vurmuş’ dediniz. Bu ifadenizi hangi delile, bilgiye dayanarak söylediğinizi bilmiyorum ama ‘yargılanıp’ hüküm aldığım dosyamı incelemediğinizi açıkça beyan ederim. (…)
Şefkat ve şefaat beklentisinde de değilim. Yalnızca gerçeğe hürmet etmenizi ve kağıt üzerinde de olsa hukuki normlara bağlı kalmanızı istiyorum. Polis silahını gasp ettiğimi söylüyorsunuz. Bu içerikli bir iddia, 21 Mart 2000 tarihinde beni gözaltına alan TEM Şube polislerinin hazırladığı fezlekede ve tutuklanmamın ardından iddianameyi hazırlayan savcılık makamının iddiaları arasında bulunmazken, siz neye dayanarak bu denli kesin bir yargıyla konuşuyorsunuz?
Ortada bir polis silahı bulunmakta, bu doğru…  Ama bu silahı benim gasp ettiğime dair somut tek bir kanıt yok. Mevcut deliller aleyhime değil, lehimedir. (…) O silahı gasp edilen polisi bulup, silahını benim gasp ettiğimi söylemesini istiyorlar. (…) Yaklaşık altı ay sonra gözaltına alınıp TEM Şubesine götürüldüğümde, silahı gasp edilen polis memuru teşhis için çağrıldı. Teşhiste, beni tanımadığını, silahını gasp eden kişinin benim olmadığını beyan etti. Sizin “Polis silahını gasp etmiş” dediğiniz hadise bu. Polisin lehime tutanağı dosyada mevcut… Hâlâ ‘polis silahını gasp etmiş’, diyecek misiniz? (…)
Lehime deliller bulunmasına rağmen çıkarıldığım hâkimlikte tutuklandım: Polis silahını gasptan ve adam öldürmekten tutuklanmadım. İşkence ve baskıyla üzerime verilen ifadeden dolayı, örgüt üyeliği ve örgüt adına para toplamak/almak suçlamasıyla tutuklandım. İddianame de bu doğrultu da açıldı. (…) Örgüt adına para aldığımın suçlamasına dayanak yapılan kişi, yine mahkeme heyeti huzurunda; beni tanımadıklarını, böylesi bir olayın da olmadığını söylediler. (…)
Maktulün eşinin olay yerinde yazılı ifadesi bulunuyor. Bu ifadede, eşini vuran kişinin; kilolu, kelli felli/iriyarı ve uzun boylu olduğunu belirtiyor. Ben ise minyon, 1.65 boyunda ve zayıf bir yapıya sahibim. Bu bariz lehime delil bile, tek başına suçlamayı çürütüyordur. Buna rağmen,… 12. ACM Heyeti, bağlı olduğu hukuku kuşa çevirerek bana “müebbet” cezası verdi. (…), yedi buçuk yıllık uzun tutukluluğun ardından tahliye edildim.
Tahliye olup tutuksuz yargılandığım dosyayı, Yargıtay yeniden aynı saiklerle esastan bozup, yerel mahkemeye geri gönderdi. Yerel mahkeme, yargılamasını yapıp kararında direndi. Halbuki üst mahkemenin kararına uyması gerekiyordu.
Olan oldu, 1 Şubat 2010 tarihinde yeniden başka bir örgüt suçlamasıyla gözaltına alıp tutukladım. Delil olarak sunulanlar, tam da “ileri demokrasi” örneği: Eylül Sanat Edebiyat Dergisi adına hapishanelerden (bunlar hapishane mektup okuma komisyonu tarafından okunup denetlenerek gönderiliyor) gelen kartlar ve mektuplar, hemen hemen her kitapçıda bulunabilecek sosyalist yayınlar, Eylül Dergisi adına yaptığım görüşmeler… (…)
Hala, “Polis silahını gasp etti, bu silahla birisini vurdu” mu diyeceksiniz? Gerçeği çarpıtmaya, manipülasyona neden gereksinim duyuyorsunuz ki?”
‘Sehven’ kayıtlar

Mehmet Yeşiltepe: “Sayın Adalet Bakanı; Doğrudur Sayın Bakan; ben sizin Başbakan’ınız ve pek çok milletvekiliniz gibi bir dönem yargılandım. Ancak o yargılama, üşenmeden titizce incelendiğinde, sözünü ettiğiniz eylemlerden biri gerçekleştiğinde hapishanede, diğeri gerçekleştiğinde ise askerdeydim. (…) Ne var ki mahkeme süreci çok uzun sürdü, aldığım ilk cezada hiçbir eylemle ilişkilendirilmediğim halde Yargıtay davayı lehime bozdu. (…) Tahliye olduğum ve dışarıda yaklaşık 10 yıl geçirdiğim bahsettiğiniz dava sürecinde, bir trafik suçu dahi işlememiş olmama rağmen, Yargıtay süreci tekrar yaklaştığında, komik (yoksa trajik mi?) sayılabilecek iddialarla gözaltına alındım. Polis ve savcılık sorgusunda “Teknik takip beni doğrular, ne biliyorsanız ortaya koyun. Çünkü ben bu süreçte hiçbir suç işlemedim. Ve şeffaf yaşadım.” dememe rağmen, sonradan yanlışlığı kabul edilip geri çekilecek iddialarla tutuklandım. 10 ay sonrasında, tahliye edilmiş de olsam bu sürede eski davam, apar topar onaylandı.
Biliyorum bunlar size, çok anlamlı gelmeyecektir. Bana da, beynimdeki su birikmesi nedeniyle doktor yasakladığı için hiç cep telefonu kullanmadığım halde, “telefon kayıtların var, ama gizli!” denilerek tutuklanmam hiç anlamlı gelmemişti. Yani çeşitli davalardan bildiğiniz kavramla söylersek, “sehven” çekilmiş ve sonradan bana ait olmadığı anlaşılan fotoğraflarla, olmayan telefon kayıtlarıyla suçlandım. (…)
Bir gün sizlerin de bu hukuka ve bu normlara ihtiyacınız olabilir…”

Sayı : 2012 02

Yayınlanma Tarihi: 2012-02-01 00:00:00