Seçmeli Anadil Aldatmacası

0
272

2012-2013 öğrenim yılında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “seçmeli ders” uygulaması başlatıldı. Bu kapsamda “Yaşayan diller ve lehçeler” tanımı ile anadili eğitimi 5. sınıftan itibaren seçilebilecekti. 31.08.2012’de yayınlanan genelge ile (3-10) Eylül 2012 tarihleri arasında öğrenim görülecek okulun müdürlüğüne dilekçenin ulaştırılması gereği bildiriliyordu. En az 10 öğrenci aynı dersi seçerse grup oluşturulabilecekti.

Konuya dair çeşitli kimliklere mensup aydınlardan gelen ilk tepkileri Jıneps gazetesi 2012 yılı Temmuz ve Ağustos sayılarında vermişti. Değerlendirmeler; iktidarın büyük bir reform iddiasıyla ve anadil talepleri konusunda çok önemli bir devrim gibi propagandasını yaptığı bu adımın, sunulduğu gibi yorumlamadığını gösteriyordu. Birçok eleştirinin yanısıra gerek yaşama geçirilmesinin zorluğu gerekse hayatın tüm alanlarında kullanılmasının sağlanamaması nedeniyle yetersiz kalacağı vurgulanıyordu. Bir diğer dikkat çekilen nokta da; anadillerin korunması ve geliştirilmesi için maddi kaynaklardan, güçlü bir altyapıya kadar konunun çok farklı boyutları konusunda yasal ve bürokratik önlemlerin alınması gerekliliğiydi. Anadili eğitimi ve anadilde eğitim ise özellikle tartışılan bir konu olmuştu.

2013-14 öğrenim yılında söz konusu uygulama 5. sınıflarla birlikte geçen yıl başlayanlar için bu yıl 6. sınıfla da devam edecek. Ancak bu yıl Temmuz ayı içinde duyuru yapıldı ve bir hafta içinde dilekçenin verilmesi gereği bildirildi. Dolayısı ile sadece anadiller konusunda değil diğer seçmeli dersler konusunda da sıkıntı yaratıldı.

Anadil konusunda sıkıntı yaşayan, Türkiye’nin renklerini oluşturan çeşitli kimliklerden aydınlarla yapılan görüşmelerin sonuçları şöyle özetlenebilir:

Anadilde eğitim siyasi malzeme olmaktan çıkarılmalı, insan hakları kapsamında, eşitlik ve özgürlükler temelinde ele alınmalı. Herhangi bir dile ayrıcalık tanımadan anadiller anayasal güvenceye kavuşturulmalı. Gerekli alt yapı (öğretmen, kitap vd.) koşulsuz oluşturulmalı.

Çocukların anadillerini öğrenebilmesi öncelikle çocuk hakları kapsamındadır ve Türkiye bu konuda sınıfta kalmıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesi, BM Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 yılında benimsenmiş, 02 Eylül 1990’da yürürlüğe girmiş, 142 ülke (Türkiye dahil) imzalamıştır. Türkiye, 1995 yılında uygulamaya başladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3 maddesine koyduğu çekinceyi henüz kaldırmış değil. Bu konuda gerekli adım atılmalıdır.

Demokrasinin ağır-aksak ilerleyebildiği süreçte, güvercin tedirginliğinde seslerini duyurmaya çalışan farklı kimliklere mensup insanlara, özellikle velilere “seçmeli anadil” tedirginliği yaşatılmadan kimliğin taşıyıcısı özelliği ile olmazsa olmazı olan anadilde eğitimin önü açılmalı, devlet teşvik edici olmalı ve konuya dair her alanda açık destek vermelidir.

 

Sayı : 2013 08