Mizahın dili: Çeçence

0
281

Çeçence unutulmayı hak etmiyor. Günümüzde yaklaşık bir milyon kişinin konuştuğu Çeçenceyi yazabilenler, konuşanların üçte biri oranında. Çeçen yetkililer Çeçenceye neden destek vermiyorlar? Uzmanlar Çeçencenin mizah dili olduğunu söylüyor. İmam Şamil şunu söylemiştir: “Savaş ya da kavgada Avarca ve Kumukça şakalaşmak için Çeçence konuşurum.” Çeçen yazar ve çocuk dergisi “Raduga”nın (Gökkuşağı) genel yayın yönetmeni Musa Beksultanov da Şamil’le aynı fikirde… “Başka hiçbir dilde Çeçencede olduğu gibi şakalar yapamazsınız. Mizahın dilidir Çeçence” diyor.

-Kelimelerin birkaç alt metni var demek istiyorsunuz değil mi?
-Evet. Mesela “bir bardak gibi dolusun” dendiğinde “o kadar aptalsın ki, dolu bir bardak kadar” olarak anlarız. Çeçencedeki esprileri Rusçada ifade edemezsiniz. Eski Çeçenceyi bilenler, her türlü durum ve düşünceyi geniş bir kapasiteli kelimelerle ifade eder. Ama bilgisayar ve cep telefonu kullanımı yaygınlaştıkça Rusçaya geçiş başladı. Mesela Sovyet döneminde telefona tilpo, traktöre teraktör derlerdi.
Çeçencede bazı sesler vardı ama artık telafuzumuz da Rusça telafuz kurallarına uyduruldu. Günümüz gençleri kelimeleri yazılan harflere göre öğreniyor. Mesela Stavropol şehrine eskiden “Torpol şehri” derlerdi. Bunu şimdi nasıl yazacaksınız? Rusça ve İngilizce kelimelere geçersek dilimizi kaybederiz. Artık kullanılmayan nesnelerin adları da unutuldu. At arabası, düven, mengene gibi kelimelerin Çeçencesini gençler bilmez. Böyle nesnelerin birer adı olduğunu bile hayal edemiyorlar.

-Çeçence konuşanları dinlediğimde birçok kelimenin Rusça söylendiğini ve hatta sohbetin giderek Rusçaya döndüğünü farkediyorum.
-Evet bu doğru ama çok da üzücü. Grozni caddelerinde gezerken bir dükkan, berber ya da kafede Çeçence yazılmış bir tabelaya rastlamasınız. İnsanlar buraya geldiğinde şaşırıyorlar, özellikle de yabancı turistler… Güya Çeçenya’dalar ama Çeçence bir yazı yok.
Üç-dört yıl kadar önce birkaç meslektaşımla okulllarda en azından dört dersin Çeçenceye dönüştürülmesi konusunda mücadele verdik. Birçok cumhuriyette bu uygulanıyor ama buradaki okullar Çeçence-Rusçadan ziyade Rusçaya dönüştü. Önerimiz konusunda çok istekliydim. Başbakan Yardımcısı, Parlamento Başkanı ve Cumhurbaşkanı ile toplantılar yaptık. Benim gibi yazarlar ve ayrıca dilbilimciler de toplantılara katıldı. Şu anda 61 yaşındayım ama öğrenciliğim döneminde hepimiz Çeçenceye tutkuluyduk. Çeçence romanlar ve hikaye kitapları elden ele gezerdi. Ama artık sadece yazarlar ve Çeçence öğretmenleri Çeçen edebiyatıyla ilgileniyor, üzücü bir durum.

-Çeçence kitap, dergi ya da gazetelerin durumu ne?
-Çocuk dergisi Raduga’nın genel yayın yönetmeniyim. Sovyet döneminde 32 bin abonemiz vardı, şimdiki abone sayısı ise zorlaya zorlaya 2500 ile 3700 arasında geziniyor. Tüm okullara, ilçelere ve köylere gidiyorum. Okullara gittiğimde, gerçek yazarların değil de tarihe geçmek isteyen eski müdürlerin ya da anılarını yazmış bakanların kitaplarını satın almak zorunda bırakılmış insanlara dergi aboneliği teklif etmeye utanıyorum.

-Asıl sorun dilin popüler hale getirilmesi galiba. İlk sınıflarda anadilde eğitim için ne düşündüklerine dair veli ve öğrencilerle bir anket çalışması yaptınız mı?
-Başbakan Yardımcısı ile konuyu görüşürken açık açık şunu söyledi: “İlkokula başlayan bu çocukların anneleri de Çeçence eğitim almadı, çocukları aptallaştırmak mı istiyorsunuz?” Bakış açıları böyle iken popüleştirmek mümkün mü?

-Çeçence gramerin son versiyonunu hazırlamanız lazım. Mesela Rusçadaki “u” ve “s” gibi takılardan arındırılması gibi çalışmalar yapılmalı.
-Kesinlikle… Çeçencede “s”den çok “sh” vardır. Ama önemli olan sadece bu değil. Hükümet en azından televizyondan şu çağrıyı yapabilir: “Eğer öğretimin ilk dört yılında öğretilenlerin anadile tercümesi yapılıp çocuklara öğretilmezse, lise öğrencileri Çeçence yazamaz hale gelecektir.”
Biz yazarlar olarak konuşuyoruz ama dilbilimciler çok daha fazla şey söylüyorlar ve bu konunun uzmanı da onlar. Doğrusunu söylemek gerekirse bu konuda fazla bir dayanışma yok.

-İnsanların Sovyet dönemindeki baskı altında, dillerini koruma konusunda şimdikinden daha başarılı olduklarını mı düşünüyorsunuz?
-Küçük halklar kendilerine ait bir tüyden çok, diğer halkın kümesini korumayı tercih eder. Baskıdan kurtulduklarında başlarına ne geleceğini tahayyül edemezler. Eğer böyle devam ederse 20-30 ya da 50 yıl sonra konuştuğumuz Çeçencenin ancak yüzde 30’unu kullanırız. Çeçence kelimeleri biliyorlar ama konu yazmaya gelince Rusça ve Çeçence neredeyse yarı yarıya kullanılıyor. Hükümetin bunu görmesini ve insanları dillerini öğrenmeye teşvik etmesini çok istiyorum. Kastettiğim yazı dili… Birşey söylediğinde herkes anlıyor ama yazılı hale gelmezse halkımızın geleceği çıkmaza girecek.

-Dilin korunması için devlet düzeyinde çalışmalar yapılmıyor mu?
-Bilmiyorum. 25 Nisan Çeçen Dili Günü dışında bir çalışma ya da çaba göremedim. Okullardaki Çeçence dersleri bile Sovyet döneminden daha aza indirildi. Bu şartlarda herhangi bir ilerlemeden bahsedebilir miyiz sizce?

-Çeçencenin tarihçesine bakalım. Arap alfabesiyle yazılan Çeçence daha sonra Kiril alfabesine geçti. Sonra Latin alfabesi denendi. Tüm bu süreçler dilin canlılığını nasıl etkiledi?
-Evet, önce Arap alfabesi vardı, Sovyet döneminde Latin alfabeye geçildi. Sonrasında ise Kirile. Kiril alfabede “a”, “n”, “h”, “m” yerine “kb”, “Ti”, “xi” yazmak bizim için çok zor. Aslında en uygunu Latin alfabeydi ama siyasi nedenlerle bu mümkün olamadı. İnguşlar ve bizim dışımızdaki cumhuriyetler ilk dört yılda anadilde eğitime geçti. Moskova’nın umurunda değil gibi görünüyor, “ne istersen onu yap” diyor adeta ama biz Rustan daha Rusuz…

-Çeçence ile İnguşça arasında şive, sözcük ve mana açısından ne gibi farklılıklar var?
-İnguşçadaki kelimeler daha kısadır, kelimeleri kısa söylerler. Ama net olan şudur: Aynı dili konuşuyoruz. Kazakistan’dan dönmemize izin verildiğinde (1944 sürgünü sonrasında) Çeçen ve İnguş yazarlarla biliminsanları bir araya gelmiş ve tek halk olarak ortak bir edebiyat dili hazırlamaya karar vermiştik. İnguş halkı Sovyetler Birliği tarafından farklı kılınmıştır. Biz aynı halktık. 1958’de Akkin, Çeberloy ya da İnguş lehçeleri yerine tek bir dil kullanalım istedik.
Ama işler bu noktaya varınca tabi ki KGB devreye girdi ve İnguş gençlerini etkiledi.
Ben bir yazarım, kitaplarım Avrupa’da yayınlanıyor ama Çeçenya’da tanınmıyorum çünkü kimse okumuyor. Çeçen okurlarım olsun istiyorum. Çeçen halkının sorunları, savaş, acı ve adaletsizlikler hakkında yazıyorum ama Çeçenler okumuyor.
Bir dil kendisini beslemezse, anadilde yazılı belgeleri olmazsa zamanla yok olur. Bizim ve komşu diğer halkların dili neden bugüne kadar korundu? Çünkü herhangi bir devletin parçası olmaksızın bir arada yaşıyorduk. Bir de Gürcüce biliyorduk, çünkü komşuyduk. Grozni’yi görmeden ölen yaşlılarımız vardı çünkü dağda yaşıyorlardı. Dilimizi böyle koruduk ve bugüne taşıdık.
Ama şimdi şartlar farklı. Kanunlar, raporlar veya doktora tezleri anadilinizde yazılmıyorsa dilinizi korumak zorlaşır. Resmi dillerin Çeçence ve Rusça olduğuna dair bir yasa olsa da bir işe başvurduğunuz zaman kimse Çeçence belgeleri sormuyor. Devletin dili ne o zaman?
Bir milyondan fazla Çeçenin yaşadığı Çeçenya’da Çeçence yayınlanan sadece bir gazete ve iki dergi var. Yazım dilini bilenlerin sayısı o kadar az ki… İngilizceyi bile Çeçence değil Rusça üzerinden öğretiyoruz. (ekhokavkaza.com)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here