Derin Nehirler

0
117

Devletin resmi televizyonunda anadilimde bir film (Derin Nehirler) izledim. Paha biçilmez bir keyifti bu. Film üzerine birçok eleştiri yapılacaktır ancak ben konunun keyif tarafında kalmayı tercih ediyor ve düşündürdüklerine yoğunlaşmak istiyorum.
Film Önü/Film Arkası başlıkları ile yapılan programın iki sunucusunu da her filmde dikkatle dinlemeye çalışırım. Yorumları çoğunlukla konu üzerinde çalışmış olduklarını ve birikimlerini yansıtır. Bu sefer de öyle oldu.
Filmin birçoğumuzu şaşırtmış olduğu ve Çerkes kültürüne güzelleme yapmaktan çok fazlasına niyet ettiği açık. Final sahnesinde, gencin, yaşlı adamı ve filmdeki tek kadını geride bırakıp uzaklaşması, düşündükçe içimi acıtan bir saptama.
Sert doğa koşullarında geçen bu hikâye, anlatılan toplumun kültürel dinamiklerini bilmeyen birine nasıl ulaşıyor acaba?
Sunucuların son derece nitelikli ve evrensel normlar üzerinden yürümeyi hedefleyen yorumlarını dinlerken dışardan nasıl gözüktüğümüzü anlamaya çalışıyorum.
Sert, erkek egemen, gerektiğinde ölmeyi öldürmeyi olağan bulan bir yaşamı öne çıkarmak yönetmenin tercihi gibi duruyor ama hikâyenin içinde yaşam kültürüne ilişkin başka öğeler de var. Çekip çeviren, gerektiğinde erkeklerle birlikte odun kesmeye gidebilen, babanın küçük kardeşin aranması için yardım istediği, evdeki patatesler azalınca erkeklere görevini hatırlatan, yemekleri koyup, ‘yanına yoğurt al’ diyen, köyde kendisine sataşıldığında cevabını veren kadın figürü bize hiç yabancı değil. Evrensel değerlerle baktığınızda, sert erkek egemen öğeler gibi rahatsız da etmiyor. Kadın karakter, hikâyeyi içerden okuduğumda gördüğüm kadim unsurlardan biri. Dışardan yapılan bir okumada ise ancak farklı toplumlardaki kadının konumu ile bu kültürdeki kadın arasındaki farkı geçmişe dönük olarak yakalayabilirseniz hakkını teslim edebilirsiniz. Bugünün değerlerine daha yakın, daha anlaşılır bu duruşun kıymeti yeni olmayışında. Hayatımızdaki, tarihimizdeki, aklımızdaki Çerkes kadınını her yönüyle temsil etmiyor olabilir elbette.
Ailenin bir başka Çerkes köyünden sürgün edilmesi Xabzeye ilişkin. Babanın, yemek sahnesinde masadaki yerini oğluna bırakması ve hem kadının hem kendisinin sahneden çekilmesi kadim bir anlayışın ürünü.


Ortanca kardeşin köprüde rastladığı ihtiyarın neye ihtiyacı olduğunu sormasına da bazı sahnelerdeki şakaların sınır tanımazlığına da biz yabancı değiliz. Filmi yorumlayan iki kişinin bunları aynı şekilde yakalayamayabileceğini anlamak gerekir ki üstelik onların yakaladıklarından öğreneceklerimiz var.
Belki bahçenizde ancak Ubıh babaannenin hatmi çiçeği, Adige dedenin ayva ağacı, anneannenin avlusundan taşınmış Abaza üzümü varsa evinizde bilirsiniz kendinizi. Çim üzerine ekilmiş begonvil güzeldir de aynı yaşanmışlığı barındırmaz kimilerimiz için. Biri diğerinden daha iyi ya da kötü olduğu için değildir bu. Birikimimizi evrensel normlarda yeniden üretebilmekten geçiyor geleceğe taşıyabilmenin yolu. Bizim bu sorumluluk. Kanallardan birinde yeni başlayan dizide yine bir Çerkes aile yerleştirilmiş hikâyeye. Evrensel normlarda yeniden üretemeyince, hâkim kültürün masasında ‘Çerkes-Abaza Allah muhafaza’ mertebesinde bir çeşni oluyor ne yazık ki kültür.
‘Derin Nehirler’ ‘in ne anlattığı bir yana, ihtiyacımız olan dilden konuşuyor.
Ve aklımda deli sorular;
Karşındakine anlatabilecek olduğun onun anlayabilecek olduğu kadar mıdır?
Biz aynı kültürden gelenler aynı kaynağın farklı öğelerine tutunup, kuyruğunu yakalayıp fili tanımlamaya kalktığımız için mi bir arada duramıyoruz?
Geleceğe neyi taşıyacağız?
Hangi çelişkilerin belirleyici olacağını kim seçiyor?
Başka bir dünya mümkün ise biz Çerkesler buna hazır mıyız?

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here