Oubykh Mektupları Mayıs 2021

0
37

Duvara asılı halıyı görünce kendine hâkim olamadı, dokundu…

Sol elini, soldan sağa doğru gezdirdi, elinin izi kaldı halının üstünde, geyiğin boynuzu kırıldı, elin değdiği yerlerde halının dokusu değişti…

Yerde duran saçaklı halıya baktı, akrep var mı diye silkeledi ayağının ucuyla, hafif bir toz kalktı ortaya, güneşin ışıklarıyla havalanan tozun dansını izledi…

Piyanodan gelen sesler tozlara çoktan eşlik etmeye başlamıştı…

Yılın en uzun gecesine az kaldı, gece ile gündüzün eşit olduğu değil, eşit olmadığı geceye az kaldı…

Piyano çalan ne notalara bakıyor, ne uçuşan toza, ne de saçaklı halıya…

Piyano çalan, kırılan boynuza ağlıyor, kırdığı boynuza ağlıyor…

Bir kadeh olacak boynuza ve onu uçuracak halıya ağlıyor…

Sonra, sol yanından iki damla, tek kadehe döküldü…

Ne duvar kaldı, ne halı kaldı…

Geyiğin boynuzu, saçaklı halıda kayboldu…

Kadeh yere konamadı, piyano tuşlarında yerini buldu…

Kabza oldu, kemik olduğunu unutturmadı…

Kemik metale dokundu, ateşte eridi, keskin oldu…

Gecenin sessizliğinde piyanonun kuyruğundan çıkan ses, daha keskin…

Salkımın suyu isli meşede bekliyor, toprağı sulayan kemik sayesinde…

Pası saklıyor toprak, kül ile temizlendikten sonra…

Nar, en uzun gecede sofrada, kırılmadan, ezilmeden…

Kemanın sesi açık pencereden geliyor, pencere kapatılmadıkça, dans eden, havada uçuşan perde kemana eşlik ediyor…

Yürekten geliyor ses, soldan sağa…

Bir yudum su, sessizce gitti…

Üç defa ses geldi, topraktan…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here