Geleneksel Abaza dansı: Apsua Koşara

0
165

Edebiyat öğretmeni Palba Kudret Çiçek’in araştırması, Folklor Akademi Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 2’de yayımlandı. Makalenin kaynakçası, yazı dizisinin son bölümünde yer alacaktır.

Kafkasya, küçük bir coğrafya olmasına rağmen çevresini büyük oranda etkilemiştir. Masalla gerçeğin iç içe geçtiği bir yer olan Kafkasya’nın; kendine has kültürel ve karakteristik özellikleri ile kadim vatanları Abhazya’nın otokton halkı olan Abazalar, kültürlerine bağlı bir şekilde geleneklerinden gurur duyarak yaşamlarını sürdürürler. Pagan, Hristiyan ve İslam dini Abazaların geleneklerini etkilemiş ve geleneklerinde izler bırakmıştır. Günümüzde dahi bu izler rahatça görülebilmektedir. 157 önce Türkiye’ye gelen Abazaların özel zamanlarda icra ettikleri geleneksel dansı Apsua Koşara’nın tarihsel izleri takip edildiğinde tüm işaretler Anavatanları Abhazya’yı göstermektedir. Bu araştırma ile Türkiyeli Abazaların geleneksel dansı Apsua Koşara’nın Abhazya bağlantısının kurulması hedeflenerek Türkiye’deki Abaza kültürünün köklerinin Abaza ülkesi Abhazya’ya dayandığı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Kafkasya’nın kadim halklarından olan Abazaların geleneksel halk dansı Apsua Koşara’nın her yönüyle araştırılması ve kayda geçirilmesidir. 19. yüzyılda Kafkas-Rus savaşı sonrasında Abazaların beş yüz binden fazla olduğu tahmin edilen nüfuslarının neredeyse %60’ı Rus orduları tarafından yok edilmiştir. Geriye kalan 200 bin kişinin ise neredeyse %85’inden fazlası Ruslar tarafından Osmanlı Devleti topraklarına sürülmüştür. Sürgünün neticesinde 19. yüzyılın sonlarında Abhazya’da sadece 27 bin Abaza kalmıştır. Abhazya’daki Abazalardan kat kat fazla Abaza; Osmanlı Devleti’nde iskân olmuştu. Abaza dilinin tüm lehçeleri, Abaza kültürünün en eski parçalarının birçoğu Türkiye’de bulunuyordu. Dolayısıyla Abaza kültürünün en canlı yaşandığı yer de Osmanlı toprakları ve sonraları Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Yeni vatanlarında kadim kültürlerini devam ettiren Abazalar, kimliklerinin bir parçası olan müzik ve danslarını da günümüze kadar taşıyabilmişlerdir. Geleneksel Abaza dansı Apsua Koşara da Türkiye’ye taşınmış ve küçük değişikliklerle varlığını koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır. Daha önce hakkında çalışma yapılmamış bir alanda hazırlanan bu makalede, Kafkasya göçmeni Abazaların kültürlerinin bir parçası olan Apsua Koşara dansının tarihsel geçmişi ve pagan kültürlerle olan bağlantısı irdelenmeye çalışılmıştır. Apsua Koşara dansı ve bu dans çevresinde oluşmuş geleneksel davranış şekilleri tespit edilmiştir. Bu dansla içi içe geçmiş ritüel ve uygulamalar, ilgili kavramlar ve kavramların ayrıntılı açıklamaları makale içerisinde yer almaktadır. Apsua Koşara’nın diasporadaki Abazaların kimliklerini koruma çabalarına katkısı açıklanmaya çalışılmıştır. 

  

Giriş 

İnsanlık tarihi boyunca dans etmeyen hiçbir bir toplum görülmemiştir. Hayat binlerce yıl coşkun bir nehir gibi akmış, çağlar çağları kovalamış ama insanlar her devirde ve şartta dans etmişlerdir. Bilim adamları tüm dansların kökenini inançlara ve tapınmaya bağlamaya meyilliler. Eroğlu, bu konuda şöyle diyor: “Doğal toplumların bazılarında dans doğrudan arınma ve ibadet anlamı taşırdı. Ritüellerde yer almasıyla Tanrı karşısına çıkmış gibi arınma sağlamaktaydı” (Eroğlu, 2017: 222). İlk insanlar yağmur, şimşek, güneşin doğuşu ve batışı gibi pek çok tabiat olaylarına anlam veremedikleri ve bir nevi mucize zannettikleri, korktukları ve faydalı gördükleri tabiat olaylarını tanrı olarak görmeye başladılar. Kendilerine kutsal varlıklar ve kutsal yerler oluşturdular. Bu durum insanların dış dünyanın somut bazı tabiat yasalarıyla yönetildiğini kavrayamamış olmasından kaynaklanmaktaydı (Koçkar, 1998: 9). Kendi oluşturdukları kutsal varlıklara tapınmak için ritim tutarak dans etmeye başlayan insanoğlunun dans serüveni başlamış oldu. Dünya sahnesinde ilk uygarlıklar görünmeye başladığında, dans ve müzik daha da gelişmişti ama dansın ortaya çıkışındaki ana ilke, antik uygarlıklarda hala geçerliliğini koruyordu. Babil, Asur, Pers, Yunan, Hint, Mısır, Çin, Japon, İnka, Aztek… gibi pek çok uygarlıkta dinsel danslar hala varlığını sürdürüyordu. Bunun yanında dans çeşitlenmiş, savaş ve eğlenmek için de dans edilmeye başlanmıştı (Koçkar, 1998: 10-22). 

  

Abazalarda dansın tarihsel gelişimi 

Dünyanın kadim halklarından olan Abazaların dans kültürü, diğer halklarda olduğu gibi belli bir tarihsel süreçten geçti. Bu tarihsel sürecin izlerini, Abazaların şarkılarında ve danslarında sürmek mümkündür. Güneş kültü; kaybolmadan önce Abaza dilinde, dans ve şarkılarında izlerini bırakmıştı. İnsanlık tarihinde, “güneş kültü” en eski tapınma biçimlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Putperestlikle aynı kefeye koyulan güneşe tapınmaya gerçekte ender rastlanır. Ender rastlansa da güneşin hayat kaynağı olması ve hayat bahşedici özelliği dolayısıyla değişik kültürlerde güneşe tapınmanın neredeyse eş zamanlı bir şekilde başladığı bilim adamlarınca kabul görür. Hemen her kültürün güneş motifleri kullanmasına karşılık, görece az sayıda kültür (Mısır, Hint-Avrupa ve Orta Amerika) güneş dinleri geliştirmiştir (Güç, 2021). Abaza dili ve kültüründe güneşe farklı bir önem atfedilmektedir ve güneşe tapınmayla ilgili izler Abazacada varlığını günümüze kadar sürdüre gelmiştir. Abazacada güneş “Amara/Amra” ismiyle anılır. Beygua, Abazaca “güneş” anlamına gelen “Amara/Amra” sözcüğünün morfolojik serüvenini şöyle tahlil eder: “A-ma-ra: “Hâkim-güç”, “Tanrı-ra” anlamına gelmektedir“ (Büyüka, 1985: 321). Güneş, Abazaların olduğu gibi dünya üzerinde yaşamış pek çok ilkel topluluğun ilk tapındıkları tanrılarıdır. Abaza geleneksel inanç sisteminde Amara/Amra, bütün varlıkların ve güçlerin anacı ve yaratıcısıdır. Evrensel güç-ruhtur. Abaza dilinde “Amara/Amra” hem güneş hem de tanrı anlamına gelmektedir (Büyüka, 1972: 104). 

Karatıgina, Abhaz müzik ve dansında güneşe atfedilen önemi şöyle anlatıyor: 

“Tarihi milattan önce 5. yüzyıla dayanan kadim Abaza kültüründe, bütün evreni yaratıp yerle bir etme gücünün sonucu olarak müziğe ve sese özel bir rol bahşedilmiştir. Birçok dans ve şarkının kökeni MÖ 6. ve 4. yüzyıldaki “Kolkhid” krallığına ve daha eski ayinsel ritüellere dayanır. Abhaz geleneksel sistemi, ruhsal temelinde, doğanın güçlerine ve en önemlisi güneşe ibadet etmekle bağlantılı Geleneksel Abaza Dansı: Apsua, 337 karışık şekilde düzenlenmiş kültler sistemini içerir. Günümüz Abhaz folklorunda, güneşe atfedilmiş büyü formülleriyle ilgili birçok şarkı ve dansa rastlamak mümkündür. Bu tür örneklerin arasında hasat zamanındaki ayinsel hareketleri temsil eden eski bir halka dansı olan ‘Auraaşa’ muazzam bir üne sahiptir. Bu tür şarkıların sözleri her zaman anlaşılır değildir, çünkü onlar tılsımların, büyülerin, doğanın çeşitli ruhlarıyla iletişim kurmak için kullanılan özel bir dilin, hastalıkları, şarkıcıların ve diğerlerinin ruhlarını koruyanların işlevlerini taşıyan büyülü heceler zincirini temsil ederler. Bu tür büyüsel duaların formüllerinin temel bilgileri birçok şarkının “Wa-raida, Waraida, Siwarada” gibi çevrilemeyen formlarına yayılmıştır” (Karatıgina, 2010). 

Karatıgina’nın güneşe tapınma ile ilgili Abaza dans ve şarkılarında tespit ettiği izler, günümüzde Türkiye’deki Abazaların “Apsua Koşara” dediği geleneksel Abaza dansında da bulunmaktadır. Apsua Koşara dansı yapılırken tempo tutup Arğızra (şarkı) söylenir. Arğızra’da, M. Karatıgina’nın bahsettiği nakaratlar ve sözler, koronun sözlerinde ve solo yapan kişinin sözlerinde sıklıkla geçer. Bu da Apsua Koşara’nın tarihsel serüveninin çok eskilere dayandığını düşündürmektedir. 

Ancak, Karatıgina’nın yanıldığı bir nokta var. O da Abaza halk şarkılarında nakaratların anlamsız olması, çevrilememesi konusudur. Warada, Rada, Raşa, Ridada gibi her şarkıda söylenen nakaratlar çevrilemeyen büyülü sözler değildir. Aslında Abaza halkının hafızasında saklanarak günümüze kadar kahramanlıkları, kuşaktan kuşağa anlatılagelmiş, Abaza mitolojik kahramanlarıdır. Abazalar neredeyse her şarkıda bu kişileri anarak, onlara seslenir. 

Bganba Cengiz’in 1987 yılında Düzce’nin Guma Köyü’nden Tug-pha (Gabliya) Behire’den (78) derlediği Nart destan parçasında, isimleri “Warada, Rada, Raşa” olan üç kardeşin başından geçenler anlatılıyor: 

Abhaz mitolojik kahraman ailesi Nartların torunu yiğit Ridada ve onun akıllı karısı Jaja’nın, Warada isimli bir oğulları olur. Olağanüstü güçler bahşedilen Warada, 12 yaşına geldiğinde boyu dört metreyi bulur. Elleri çelik gibidir. Nartların ölümünden sonra Abhazya’da çoğalan ejderhalarla savaşa tutuşan Warada, ejderhalarla uzun bir savaş yapar. En sonunda on iki başlı bir ejderhayla savaşırken, ejderha onu nefesiyle zehirler. Warada ejderhayı öldürür ama kendi de ağır yaralanır. Kendisine ilaç hazırlanırken uyumaması için “Ahura aşva” (yaralı şarkısı) söylenmeye başlanır. 

İlk defa Warada için söylenen “Ahura aşva” (yaralı şarkısı) o zamandan beri son anlarını yaşayan yaralılara ve hastalara şifa olacağı düşüncesiyle söylenerek gelenekselleşir. Warada’ya söylenen Ahura aşva’nın şifalı sözleri ve diğer tüm çabalar iyileşmesini sağlamaz; Warada ölür. Annesi Jaja, Warada için ağıt yakar. Warada isminin geçtiği ilk şarkı da o zaman dile getirilir. O zamandan beri Abazalar şarkı söylerken, halkı için kendini feda eden kahraman Warada’nın adını her şarkıda nakarat olarak anar ve ona saygılarını sunarlar.  

(Devam edecek) 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here