‘Eşitlik olmadan aşk olmaz’

0
383

Kadınlar ve LGBTİ+’lar her yıl olduğu gibi, bu 14 Şubat Sevgililer Günü’nde de Kadınlar Birlikte Güçlü’nün çağrısıyla Kadıköy Khalkedon Meydanı’nda bir araya gelerek “Eşitlik olmadan aşk olmaz” dedi.

“Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop; inadına isyan, inadına isyan, inadına özgürlük”, “Hediye değil eşitlik, tektaş değil özgürlük”, “Eşitlik olmadan aşk olmaz”, “Kadınlar birlikte, birlikte güçlü” ve “Öldüren sevgi istemiyoruz” sloganları atan kadınlar ve LGBTİ+’lar, “Şiddet dolu aşkınız, kutsal aileniz sizin olsun” ve “Altınların ardında katliam var” yazılı pankartlar açtı.

Dilek Başaran ve Merve Altıntaş tarafından okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Bugün 14 Şubat. Her sene olduğu gibi bugün de şiddet dolu aşklara, içine hapsedildiğimiz kutsal ailelere isyanımızı dile getirmek için buluşacaktık fakat dün Erzincan’da Çöpler Altın Madeni’nde milyonlarca ton zehirli toprağın kaydığını, 9 işçinin ise göçük altında kaldığını öğrendik. Daha önce de siyanür sızıntısı olduğu bilinirken, uzmanlar tarafından defalarca kapatılma çağrısı yapılan, işçilerin güvensiz olduğunu söylediği maden kapatılmadı, bağlı olduğu Anagold Madencilik’in ruhsatı iptal edilmedi, bu da yetmezmiş gibi bizler gün geçtikçe yoksullaşırken Anagold’un vergi borçları silindi.

Güncel verilere göre dünyada çıkarılan toplam altının %50’den fazlası kuyumculuk, mücevherat sektöründe kullanılıyor. Madencileri öldüren, doğada dönülmez hasarlar bırakan altın madenlerinin sahipleri kâr ederken, her Sevgililer Günü’nde televizyonlar, bilboardlar, altın, mücevher reklamlarıyla dolup taşıyor.

Bu iktidar da bu düzen de her gün işçileri, kadınları, doğayı katlediyor, hepsine de kader diyor, fıtrat diyor.

Bugün her yerde kırmızı renkli süsler, kalpler, reklamlarda birbirine sevgi dolu bakan, makbul kabul edilen çiftler, ihtişamlı ‘aşk’ güzellemeleri var. Bu güzellemeler ile ‘aşkını ispat’ için alışveriş yapmamızı, daha çok tüketmemizi bekleyen reklamlarda ‘Bir anlık gözüm döndü’, ‘Çok sevdim, çok kıskandım’ bahaneleriyle aşk cinayetleri adı altında kadınları öldüren, 14 Şubat da dahil her gün şiddet uygulayan erkekler yok. Sömürülen ev içi emeğimiz ve bedenimiz, uğradığımız tacizler, tecavüzler yok. Kimi seveceği, kiminle birlikte olacağı yasalarla ve ‘genel ahlakla’ kontrol altına alınmaya çalışılan, aşkları ve varlıkları için mücadele eden LGBTİ+’lar yok.

Tüm bunlara rağmen Sevgililer Günü mü? 5 Ocak 2020 tarihinde Dersim’de kaybedilen ve hâlâ akıbeti belli olmayan Gülistan Doku’nun üniversite arkadaşı 26 yaşındaki Rojvelat Kızmaz’ın cansız bedeni birkaç gün önce Hasankeyf Barajı’nda bulundu. Gerekli arama kurtarma çalışmaları, Rojvelat kaybolduktan günler sonra, kamuoyu baskısıyla yapılmaya başlandı. Bu coğrafyada her gün şüpheli kadın ölümlerinin haberini alırken, bizden tozpembe reklamlarınıza, Devgililer Günü’nüze kanmamızı beklemeyin.

Bugün herkes aşkı kutsuyor. Hangi aşk bu? Şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kaldığımız, emeğimizin sömürüldüğü, bedenimizin kontrol altına alınmaya çalışıldığı heteroseksüel aşklar. Ancak kadınla erkek arasında olursa, o da yetmez aile kurarlarsa yaşanabilecek aşklar. Hatta öyle ki deprem bölgesinde bir sene geçmesine rağmen hâlâ barınma sorunu, gıda, temiz su gibi en temel ihtiyaçlar karşılanmamışken iktidar müjde veriyor ‘deprem bölgesinde evlenmek isteyen gençlerimize maddi destek’ diyerek! Biz bu klişelerinize sığmıyoruz, kalıplarınıza uymuyoruz. Makbul aşkla uzlaşmıyoruz!

Kutsal aileniz, aşk tanımınız koskocaman bir yalan, Adem ve Havva’dan kalan. Biz o ailelerde kendi kimliğimizle var olduğumuz için şiddet görüyoruz, dışlanıyoruz, öldürülüyoruz. Sözde ‘bizi çok seven’ ailemizden kapı dışarı ediliyoruz. Huzurlu aşkı kadının itaat ettiği, alttan aldığı, sustuğu kalıplarıyla inşa edip böylece ‘huzurlu aileyi’ yaratma çabanıza karşı susmadan, korkmadan, itaat etmeden haykırıyoruz: Kutsal ailenizi de aşk palavralarınızı da alaşağı edeceğiz.

Aşk adı altında psikolojik, cinsel, fiziksel, ekonomik şiddet meşrulaştırılıyor. Pek çok kadın; sevgilisinin, kocasının baskıcı sınırlandırmalarıyla karşı karşıya kalıyor. Bu ilişkilere mahkûm olmadığımızı biliyoruz, ‘Eşitlik yoksa aşk da yok’ haykırışımız dinmeyecek.

Otobüste sarılan bir çift görünce saldıran, sözde ahlak dersi veren, ‘O saatte orada ne işi varmış’, ‘Kılık kıyafetine dön de bir bak’, ‘Sus, alttan al, kocan o senin’, ‘Erkek o, kıskanır tabii’ diyerek bizi ezen, sömüren aşkınızı alıp başınıza çalın. Çünkü bu aşk değil, erkek şiddetinin ta kendisi. Heteroseksüel ilişki dışında bir ilişki görünce şiddet uygulayan ‘Toplumun ahlak kuralına uyar mı’ naralarınıza karşı standartlarınıza uymuyor, evet duymayan kalmasın, başkaldırıyoruz.

Toplumun ahlak kurallarıymış! Hangi ahlak? Kimin ahlakı? Kutsal ailenizde tecavüze uğrarken, itaat etmediğimiz için şiddet görürken, reddettiğimiz için öldürülürken kurallar tacizcilere, tecavüzcülere, katillere işletilmiyor! Ne oluyor biliyor musunuz? Şikâyete gittiğimiz karakollardan geri çevriliyoruz, susmamız, alttan almamız isteniyor. Mahkemelerde deliller incelenmek yerine yaşam tarzlarımız, ne giydiğimiz, ne içtiğimiz didik didik inceleniyor. Hayır, erkek yargınız, erkek medyanız, erkek iktidar iyi duysun: Makbul kadın değilim, değiliz, olmayacağız! Haddimizi aşıyoruz, haddinizi bildiriyoruz.

Şiddet dolu aşkınız da kutsal aileniz de sizin olsun!

Biz hayatı istiyoruz!”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz