Dünya nereye gidiyor?
Jineps için makale konusu başlığı olarak, ilk akla gelen “Dünyanın güncel meseleleri” oldu. Gündem o kadar yoğun ve karmaşık ki… Hangi konu başlığını seçsem, yazacak malzeme bolluğu o kadar fazla ki sayfalara sığmaz. Sonuçta, ucundan kenarından hepsine dokunan genel bir başlık seçmeye çalıştım.
Aslında “Dünya nereye koşuyor” demek lazım. Yaş ilerledikçe, geçmişte yaşadıklarımız ve gördüklerimizi bugünkü durumlar ve gelişmeler ile karşılaştırmaya kalkışırsak, geçmişe özlem duymamak mümkün değil. Ben kendi payıma bu gerçeği çok derinden hissedenlerdenim. 8-10 yaşlarındaydım. Köyümüzde radyo ve traktör ilk görüldüğünde insanların şaşkınlığını ve garip yorumlarını hatırlıyorum. Köyde yaşayan insanların çoğu, gördüklerini yenilik ve ilerleme olarak değil “kıyamet alametleri”, “dünyanın sonu” diye yorumluyordu. Bisikleti ilk gördüklerinde “şeytan arabası” dediler. Bunun gibi hikâyeler çok.
Daha sonraları, motorlu taşıtlar devreye girdiğinde, haftada bir gün köyden kasabadaki pazara dolmuş seferleri yapan minibüse “gâvur icadı” diye binmeyip, 7 km yolu yaya gidip gelmekte inat edenler vardı. Bazan köye 2 kişilik timler halinde silahlı jandarmalar geldiğinde, yetişkin erkekler saklanacak yer ararlardı. Zira kimi yakalayıp götürecekleri bilinemezdi.
Geçmişin bu tür garip hikâyelerinin yanı sıra, saymakla bitmeyecek zor doğa ve yaşam koşulları karşısında mücadele ederken, insanlar arasında var olan insanca ilişkiler, toplum düzeni, üretim ve tüketim disiplini, güncel mutlulukları ve geleceğe dair umutları beslemeye yetiyordu. Bugün içinde bulunduğumuz yaşam koşulları ve göreceli KONFOR “neredeeen nereye” dedirten tuhaf ve karmaşık duyguları çağrıştırıyor.
Aslında biz de çocuk ve gençlik dönemlerinde, yaşlılardan ve büyüklerden benzer hikâyeleri dinlerdik. Ama o hikâyeler ülke veya dünya çapında değil, genelde köy ile kasaba veya köyler arası belli çevrelerle sınırlı görülen veya duyulan gelişmelere dair olurdu. Zira radyo ve televizyonun dahi olmadığı devirden bahsediyoruz.
Şimdilerde, “Günün KONFORU” içerisinde, tamamen ekranlara bağımlı, ülkenin iç karartıcı haberlerinden başka, dünyanın her köşesinde olup biten savaşları, felaketleri, skandalları, kazaları, katliamları, siyasi ve beşeri rezaletleri takip ederken, sınır tanımayan hayaller ve ihtiyaçlar karşısında şaşkına dönüyoruz.
Günlük yaşamın gerektirdiği ihtiyaçları düşünecek olursak, alım gücünün yeterliliği veya yetersizliği bir tarafa, yediğimiz, içtiğimiz, giyip kullandığımız her şeyden korkar haldeyiz. Acaba “hileli mi zehirli mi”, “sentetik mi kanserojen mi” gibi. Dolayısıyla geriye dönüp baktığımızda, zorluklarla dolu ve KONFORdan uzak da olsa, çocukluğumuzda ve gençliğimizde yaşadığımız doğal hayata özlem duymamak mümkün değil.
Geçmişte yaşanan zor ama doğal koşullar altında yaşanan hayatla günümüzde yaşanan KONFORLU ama korkularla dolu yaşam arasındaki çarpıcı çelişkilere dair bir BEDEL MUHAKEMESİ yapmak istersek, ilk akla gelenler:
1. ULAŞIMDA KONFOR: Kara, hava ve deniz ulaşım açları, otomobil, otobüs, tren, gemi, uçak vb. o kadar bol ve konforlu ki. Bulunduğumuz ülke içinde ve dünyada, istediğimiz her yere kolayca ulaşabiliyoruz.
-Lakin yeryüzünde koşan, uçan ve yüzen bu araçların toplam sayısını, tükettikleri yakıtın miktarını, havaya, suya ve atmosfere verdikleri zararın boyutlarını düşünecek olursak, getirdikleri konforun ağır bedelini hesaplamak korkulu rüya gibi.
-Bu yakıtları elde etmek için yeraltından çıkarılan petrol, gaz ve kömür miktarının, üzerinde yaşadığımız yerkabuğunu ne kadar rahatsız ettiğini ve risk ürettiğini düşünecek olursak, konforun bedeli bir kat daha artıyor.
-Bir de bu araçları ve yakıtları üretmek ve işlemek için kurulan devasa tesisler ve fabrikaların tahribatının bedeli az değil.
Ulaşımdaki konforun insanlığa ve yeryüzü canlılarına BEDELİ kabaca bunlar ve daha fazlası.
2. İLETİŞİM KONFORU: Günlük yaşamı ve iş hayatını sıfır maliyetle müthiş kolaylaştıran, sözgelimi 7’den 70’e her yaşta herkesin cebinde ve elindeki cep telefonları dünyada olup biten haberlerin yanı sıra sınır tanımayan her türlü sapıklık, dolandırıcılık ve rezaletleri sergilerken muzır yayınların hedefine dönüştürülüp bebek yaştan itibaren insanların çoğunu bağımlı ve ruh hastası haline getirme gibi bir bedeli var.
-2–3 yaşlarından itibaren bebeklerin eline tutuşturulan bu sihirli aletin nasıl bir insan karakteri, nasıl bir nesil oluşturduğu başlıca güncel sorunlardan biri. Sadece bebekler ve çocuklar değil, her yaşta bireylerin genelde ekran bağımlılığı farklı bir felaketin habercisi. Günlük haberlerde sürekli izlediğimiz, aile içi ve sosyal çevrelerde, okul ve iş ortamlarında yaşanan anormallikler iletişim konforumuzun bedelini yansıtıyor.
-Lakin hızla yayılmakta olan bu teknoloji harikaları, insan ilişkilerini bozduğu gibi, yeni nesil hırsızlık, dolandırıcılık ve ahlak çöküntülerinin zeminini hazırlamakta.
Bunlar da haberleşme, iletişim konforunun BEDELİ.
3. ÜRETİM VE TÜKETİM BOLLUĞU VE KONFORU: Başta gıda maddeleri, giyim kuşam, her türlü eşya ve alet edevat bolluğundan geçilmiyor. Neredeyse köylere kadar yayılan, ihtiyaç olan olmayan her şeyi sunan süpermarketler giderek artıyor. Üstelik satın almak için marketlere gitme zahmetini de ortadan kaldıran internet ortamı her şeyi ayağınıza getiriyor. Lakin tüketim ekonomisi denen bu vahşi sistemin bedeli hiç düşünülüyor mu?
-Başta gıda maddeleri üretimi bolluğu için toprağın ve suyun ne kadar vahşice kullanıldığı, insan ve canlı sağlığını hiçe sayan mantıkla kimyasal madde ve zehirlerin ölçüsüzce kullanıldığı sürekli gündemde.
-Giyim kuşam ve ev tekstili ağırlıklı eşya bolluğu ve tüketimine gelince, başka bir rezalet. Ortalama yaşam düzeyinde her bireyin, özellikle kadınların dolapları onlarca kostüm ve çeşitli giyim eşyası ve ayakkabılarla doludur. Peki, bunları üreten devasa tekstil fabrikalarının üretim teknikleri ile kullandıkları kimyasalları biliyor muyuz? Kullanılan kimyasalların toprağı, suları ve denizleri nasıl kirlettiğini biliyor muyuz?
-Dolayısıyla, insan ve canlı yaşamını tehdit eden ekolojik tahribattan başka giyim kuşam ürün ve malzemelerinin kanserojen, alerjik gibi sağlığı tehdit etme özellikleri de sıkça gündem konusu olmakta.
-Tüketim ekonomisinde ticaret ahlakı, ithalat cambazlıkları, pazarlama teknikleri ve reklam sahtecilikleriyle tetiklenen tüketim ve israf çılgınlıkları da sağlık sorunları ve ekonomik çöküntü olarak karşılaştığımız ağır BEDELdir.
ESAS BÜYÜK BEDEL: Bu felaketin asıl sebebi, dünyayı ve insanlığı yok etmekten çekinmeyen, gözleri doymak bilmeyen, paraya ve güce tapan vahşi kapitalizm baronları ve onların oyuncağı siyaset cambazlarıdır.
Bolluk, zenginlik ve hükmetme konforuna alışmış olan bu gruplar, geçmiş büyük savaş felaketlerinden ders çıkarıp barışa çözüm üretmeye çalışmak yerine, daha güçlü, daha etkili silahlar üretme yarışı içindeler. Mevcut ve gittikçe artan gerilim ortamında birbirlerini atom bombasıyla tehdit etmekteler.
Eğer, aklıselim galip gelip bir yol bulunamaz ise BEDELİ, kendileri de dahil yeryüzündeki tüm canlılığın yok edilmesi çılgınlığı olabilir.








