Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Durum muhakemesi – 31

Drau’ya giden yol

Yeryüzünde yaşamış ve yaşamakta olan toplumların bazıları, devlet düzeninde örgütlenip kendi dil ve kültürleri ile hâkimiyet kurarlarken, diğer toplumları egemenlikleri altına alarak yönetmeyi başardılar. İtaat etmek veya boyun eğmek zorunda kalan toplumlar ise bu duruma katlanmak istemedikleri zaman isyankâr veya terörist oldular. Kuzey Kafkasya halklarının (Çerkesler) kaderi ikinci kategoride gözüküyor maalesef.

Kafkasyalılar, anavatanlarının stratejik konumu nedeniyle, istilacı ve emperyal güçlerin mücadele alanı olduğu için, büyük güçlerin etkisi ve baskısı altında, fırsat buldukça çıkış yolu aramaya devam ettiler. Ancak çoğu kez farklı yollar izleyip kendi aralarında bölünerek savaşan karşı cephelerde yer almak zorunda kaldılar.

Mesela, büyük sürgünden sonra, bir kısmı anavatan Kafkasya’da, Rusya yönetiminde, Rus Çarlığı orduları safında savaşırken, sürgündekiler Osmanlı İmparatorluğu ordusu saflarında olup karşı karşıya gelmek zorunda kaldılar.

Diğer bir acı örnek, Bolşevik İhtilali sürecinde, Çerkeslerin yarısı Bolşeviklerle birlikte savaşırken, diğer yarısı çar taraftarı orduların ön saflarında savaşarak karşı karşıya geliyorlardı.

İkinci Dünya Harbi’nde, faşist Nazi orduları Kafkasya’ya ulaştığında, kimse onların faşist veya demokrat olduğundan bahsetmiyordu. Lakin, tabii ki günün koşullarında, Çerkeslere kulağa hoş gelen cazip şeyler vaat ettiler kuşkusuz. Ayrıca, Birinci Dünya Harbi sonrası Batı Avrupa ülkelerine sığınan Kafkasyalı liderlerden bazılarının Kafkasya cephesine gittiği de bilinmektedir.

Ancak, onların en önde gelenlerinden Sultan Kılıç Girey’in köy köy dolaşarak Çerkes halkına, “Bu gelenlerin propagandalarına aldanmayın, onlar burada kalıcı değil” diyerek uyarıda bulunduğunu canlı şahidinden dinledim. Ayrıca Drau faciasından tesadüfen kurtulanlardan, karşılaştığım birçok kişiden hiçbirinin Nazi cephesi tarafında işbirlikçi oldukları ve onlara hizmet ettikleri izlenimini almadım.

Buna rağmen, komünist rejimin getirdiği çok ağır koşullar nedeniyle, bir çıkış yolu ümidiyle Nazilerin vaatlerinden etkilenen birileri olmuştur kuşkusuz. Diğer taraftan, o günün koşullarında iki ateş arasında kalan insanların kendi iradeleri ile davranma şanslarının olmadığını kabul etmek lazım.

Geçen yıl mayıs ayında Drau faciasının 80. yıldönümü nedeniyle gerçekleştirilen anma etkinlikleri dolayısıyla gündeme gelen konuda, Sovyetler Birliği döneminde “Büyük Vatanseverlik kahramanları” üzerine üretilmiş eserler referans alınarak yapılan yorum ve değerlendirmeler tek taraflı olmuş gibi gözüküyor.

Nazilerin hezimeti ile sonuçlanan savaşın, Kafkasya cephesindeki olayları ve gerçekleri tarafsızca anlatacak bilgi ve belgelere ulaşmak çok zordur kuşkusuz. Zira o ortamlarda yaşamış olup, günümüzde gerçekleri yazacak veya anlatacak kimse hayatta kalmadı. Zaten malum tarihi yazan ve yazdıran zaferi kazananlardır. Ayrıca, SSCB döneminde ve Demirperde’nin arka tarafında yaşamış olanların gerçeği yazma ve anlatma şansları yoktu.

Ancak ikisi de hayatta olmayan, Natho Kadir ve Musa Ramazan’ın anıları durumu anlamaya yeterli olabilir. Savaşın galibi Sovyetler Birliği zamanında ve o coğrafyada, “Büyük Vatanseverlik Savaşı” üzerine yazılmış kitaplar, şiirler, romanlar referans alınarak Drau olayını değerlendirmek doğru olamaz. Bu nedenle, zafer kazanan tarafın kahramanlarını yüceltirken, kader kurbanı mağdurları işbirlikçi olarak değerlendirmek, böyle bir algıyı yaratmak büyük haksızlık olur.

DRAU faciası dünyanın gözü önünde işlenmiş büyük bir cinayettir. Tarihte gerçek yönleri ile yer alması ve anılması gerekir. Bu cinayetin failinin sadece SSCB ve Stalin olduğunu söylemek de eksik olur. Ayrıca gerçek durumu ve teslimatın sonucunu bilerek, birçoğu kadın ve çocuklardan oluşan binlerce kader kurbanını teslim eden İngiliz ve ABD askeri yönetimlerinin de büyük payı olduğunu kabul etmek gerekir.

28 Mayıs 1960’ta Avusturya’nın İrshen Köyü’nde dikilen anıt

Yazarın Diğer Yazıları

Durum muhakemesi – 30

Dünya nereye gidiyor? Jineps için makale konusu başlığı olarak, ilk akla gelen “Dünyanın güncel meseleleri” oldu. Gündem o kadar yoğun ve karmaşık ki… Hangi konu...

Durum muhakemesi-29 – Dünya nereye koşuyor?

Aslında koşmuyor, uçarak ilerliyor. Geçen ayki DURUM MUHAKEMESİ başlıklı yazıda Birleşmiş Milletler’in 80. Genel Kurulu konusunda, dünyada yaşanan büyük savaşların sebep ve sonuçlarından bahsetmiştik....

Durum muhakemesi – 28. Birleşmiş Milletler 80. Genel Kurulu

İnsanlık tarihi boyunca, insan toplulukları arasında kavga ve savaşlar bitmedi. Halen devam ediyor. Her savaşın sonunda, yaşanan büyük yıkım ve acıları geride bırakan barış...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img