Ocak ayında Suriye’nin Rakka kentinde Suriye Arap Ordusu’na bağlı güçler tarafından esir alınan bir Kürt kadın savaşçının saç örgülerinin kesilerek dijital medyada teşhir edilmesi büyük tepki topladı. Görüntülerin yayılmasının ardından kadın hareketleri ve dünya kamuoyu saldırıyı insanlık onuruna yönelik açık bir suç olarak değerlendirdi. Tepki gösteren binlerce kadın, saçlarını örerek eylem başlattı. Eylem, “Saçlarımız onur, hafıza ve direnişin sembolüdür” sloganıyla küresel bir dayanışmaya dönüştü. Kampanyaya katılan kadınlar, “Eğer bir örgü kesilirse, yerine binlerce yeni saç örülecektir” mesajı vererek tüm dünyadaki kadınları bu direnişe ses olmaya çağırdı.
RiseUp4Rojava (Rojava için Ayağa Kalk) ve Women Defend Rojava (Kadınlar Rojava’yı Savunuyor) kolektifleri eylemlerin sürdürülmesi çağrısı yaptı. Kolektifler, Greta Thunberg ve Raúl Zibechi gibi tanınmış isimlerin de olduğu Arnavutluk, Arjantin, Avusturya, Şile, Fransa, Belucistan, Belçika, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Katalonya, Kolombiya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Danimarka ve Finlandiya gibi 45 ülkeden 242 kuruluş ve 113 kişi tarafından imzalanan bir çağrı yayımladı.
Özgür Kadın Hareketi’nin (Tevgera Jinên Azad-TJA), hazırladığı “Kuzey ve Doğu Suriye-Rojava Ocak 2026 Kadın ve Çocuk Hak İhlalleri” başlıklı raporda, saldırıların doğrudan kadın kimliği ve özgür yaşam modeline yönelik olduğu kaydedildi.
Saldırılarda sağlık sisteminin kasten hedef alındığı, temel hizmetlerin ve cinsel şiddetin bir savaş silahı olarak kullanıldığı vurgulanan raporda şu ifadelere yer verildi: “Hayatını kaybeden kadın savaşçıların bedenlerine yönelik teşhir, işkence ve onur kırıcı eylemler münferit vakalar değildir. Kürt kadın hareketinin yarattığı özgür iradeyi kırmaya yönelik kasıtlı birer ‘kadın kırımı’ ve psikolojik harp taktiğidir.
Kadın bedeninin bir savaş sahasına dönüştürülmesi ve kadın bedenine yönelik sömürgeci-eril söylemler, etnik ve mezhepsel temelli kaçırmalar ve cinsel şiddet vakalarıyla pekiştirilerek toplumu terörize etme amacına hizmet etmektedir. Yerinden edilen 1,3 milyon sivilin %70’inden fazlasının kadın ve çocuklardan oluşması, krizin yükünü en ağır şekilde bu kesimlerin üzerine yıkmaktadır. Kadınlar, suya erişimden regl sağlığına, gebelik ve çocuk bakımından yaşlı bakımına kadar tüm ‘hayatı sürdürme’ yükünü, kaynaklardan mahrum bırakılarak taşımak zorunda bırakılmaktadır.”







