Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Umudumuz da var, inadımız da…

Roman okumayı çok severim ve iyi bir roman okuyucusu olduğumu düşünürüm. Son yıllarda çok iyi kadın yazarlar keşfettim; bir kısmında geç bile kalmışım. Bu yazıda da aslında sevdiğim kadın yazarlardan bahsetmekti niyetim ama öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki gündem bütün hayatı belirliyor.

Yazıya başladığım gün üç kadın öldürüldü bu ülkede… Biri İstanbul’da, muhtemelen çalışmak ve para biriktirmek için buraya gelmiş bir göçmen kadın, başı vücudundan ayrılmış ve vücudu da parçalanmış olarak bulundu. Bir başkasını İzmir’de, koruma kararı olmasına rağmen, sokak ortasında “Polis çağırın” diye bağırırken eski eşi öldürdü. Sonuncusu da Gaziantep’te eski kocası tarafından koli bandı ile bağlanıp yüzüne kezzap atılarak katledildi. İstanbul Sözleşmesi iptal edildiğinden beri arttı sanki kadın cinayetleri. Bu sözleşmeyi iptal ederek kadınlar bizim umurumuzda değil dedi iktidar; bir de üstüne infaz yasası ile karısına, çocuğuna şiddet uygulayan ne kadar adam varsa sokağa salındı. Zaten ikisi hapisten çıkar çıkmaz eşlerini öldürdü. Boşuna bağırmıyor kadınlar mitinglerde “Kadın cinayetleri politiktir” diye.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin son raporunda(1) dünya çapında kadınların durumunda gerileme olduğu saptanmış; yani sorun sadece ülkemizde değil, küresel bir boyutu da var. Sorunlar esas olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerçekleşmemiş olmasından ve dünyada muhafazakârlığın yükseldiği bu dönemdeki cezasızlıktan kaynaklanıyor; sorunun temeli ise Doğu’da da Batı’da da, kapitalizmde ve artık pek kalmasa da reel sosyalizmde de var olan ataerkil zihniyet.

Bahsetmek istediğim kadın yazarların çoğunda doğal olarak bu konu mutlaka yer alıyor. Ukraynalı Svetlana Aleksiyeviç’in “Kadın Yok Savaşın Yüzünde” adlı sözlü tarihinde, Norveçli Vigdis Hjort’un “Miras” adlı otobiyografik romanında, Nobelli Fransız yazar Annie Ernaux’nun kitaplarında, Doğu Alman Jenny Erpenbeck’in “Kairos” adlı romanında, Hint Banu Mushtaq’ın 2025 Uluslararası Booker ödülünü alan “Kalp Lambası” kitabında da kadınların yaşadığı sorunların temelinde hep ataerkil zihniyet ve değerler olduğunu görüyoruz. Kadınların yaşadığı sorunların sebebini hep kadınlarda arayan bir bakış bu – ya kıyafetleri uygunsuzdur patriarka tarafından konan normlara, ya davranışları. Bu yüzden eşlerini/babalarını/sevgililerini ya da yaşadıkları aileyi/mahalleyi/köyü/cemiyeti/cemaati kızdırmış; sonuçta da “hak ettikleri” muameleyi görmüş, cezayı almışlardır ya da alacaklardır.

Üstelik bu zihniyet, içinde şekillendikleri için, birçok kadın tarafından da içselleştirilmiş durumda. Son yıllarda Amerika’da Tradwives(2) adlı, sosyal medyada aktif bir grup kadın var ve kadınların geleneksel görevlerine dönmelerini, evlerinde oturup yemek yapmalarını, çocuk bakmalarını, evi geçindirmekle yükümlü olan eşlerine hizmet etmelerini ve mazbut giyinmelerini savunuyor. Feministlere tamamen karşı ve muhtemelen iktidardan da destek alıyor. Aklı başında hiçbir kadın ya da erkek bu çağda bunları desteklemez diye düşünüyor insan ama bazılarının sosyal medyada yüz binlerce takipçisi var; ne de olsa ABD her türlü aşırılığın merkezi.

Bu kadar aşırı olmasa da, yakın çevremizde de örneklerini görmek mümkün. Mesela yakın zamanlarda bir kadın profesör büyüğümüz, genç kadınları giyimleri üzerinden tam da ataerkil zihniyete uygun olarak kıyasıya eleştirdi, aldığı tepkiler nedeniyle geri adım atsa da, maalesef pek çok destekleyeni oldu. Daha önce, camiadan çıkan kadın hareketi Almastı üyelerine söylenmeyen kalmadı; hatta benim de bir yazım, bir cümleyle bu hareketten bahsettiği için yayımlanmadı, hem de yine bir hemcinsimiz tarafından! Oysa bu camia daha 20. yüzyıl başlarında ülkenin ilk dünya güzeli Keriman Halis’i, ülkenin ilk kadın ressamlarından Mihri Hanım’ı çıkarabilmişti!

Neyse ki hem ülkemizde hem de dünyada çok ciddi bir feminist hareket var. Bu hareket sayesinde farklı milliyetlerden, dinlerden, ülkelerden, sınıflardan kadınlar yaşanan olumsuz gelişmelere karşı birbirini destekliyor, haklarını savunuyor, taviz vermiyor, hesap soruyor ve toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda mücadelesine devam ediyor. Umudumuz da inadımız da tükenmiyor…

1- https://www.unwomen.org/sites/default/files/2025-09/progress-on-the-sustainable-development-goals-the-gender-snapshot-2025-en.pdf

2- Tradwives İngilizce ‘Traditional Wives-Geleneksel Eşler’ sözlerinin kısaltılmışı

3- https://kadinininsanhaklari.org/dunyadan-haberler-temmuz-aralik-2025/

Yazarın Diğer Yazıları

Bir asır beklememek için…

Müjde! Dünya çapında toplumsal cinsiyet eşitliği 99 yıl sonra gerçekleşebilecekmiş. Yalnız hemen sevinmeyin çünkü bizim coğrafyada biraz daha uzun bir zaman gerekiyor- 139 yıl....

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img