Çerkesler ve siyaset
İnsan sosyal bir varlıktır. Aile ve devlet dahil her boyutta sosyal toplulukların hayatında SİYASET kavramı vardır. Birey veya toplum bazında yaşam tarzı, günün koşulları ve çıkar ilişkilerine göre değişkenlik gösteren, kişiler ve toplumlar arasındaki ilişkilerin genel adıdır SİYASET. Ancak günlük hayatta SİYASET denince akla gelen, devlet ve devletler boyutunda yürütülen ilişkiler ve entrikalardır.
Çerkeslerin yaşam tarzı kılavuzu XABZE hükümleri bozulmamış halde uygulanmakta iken, aile ve akrabalar arasında, köy ve kabile ortamlarında tüm ilişkiler kurallara bağlı olduğu için, farklı davranış biçimleri ve siyaset üretme ve uygulama ihtiyacı pek yoktu.
Çağımızda, sosyal yaşamda özellikle devlet yapılanmalarında, iç ve dış siyaset anlayışı, günün koşulları ve çıkar ilişkilerine bağlı olarak ilerlemekte. Yasalar ve kurallar bu koşullara göre ayarlanıp değiştirilmekte. Genelde, sözde DEMOKRASİ kavramı üzerine kurulan ve uygulanan bu sistemin adına SİYASET denmekte.
Devlet boyutundaki iç siyaset, devlete bağlı vatandaş profilinin etnik yapıları, eğitim düzeyi, kültür ve inanç gruplarının davranışlarına göre temellenirken, devletlerarası siyaset ve ilişkiler uluslararası sorunlar ve çıkar ilişkilerine göre şekillenmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren, vatandaş profilindeki çeşitlilik ile uyumlu olmayan uygulamalar nedeniyle, iç siyasette sorunlar devam etmektedir. Demokrasi kavramına yaslanan politikalar, farklı etnik yapılar ve inanç gruplarını memnun etmemiş, süreç içerisinde tekrarlanan isyan ve terör hareketleri devam etmiştir.
Bu ortamda siyaset kurumu, çoğunluk gibi gözüken etnik yapılar ve onlara yanaşan çıkar gruplarının egoları ve çıkarlarına göre şekillenmeye devam etmektedir. Son yıllarda dış siyasetin uluslararası gelişmelere ayak uydurma girişimleri ve çabaları üzerine, gerçek demokrasi ve insan hakları adına bazı gelişmeler genelde göstermelik de olsa ilerlemekte.
Bu ülkenin vatandaşı olan ve milyonlarla ifade edilen, ülkenin üçüncü büyük etnik yapısı olan Çerkes ve Kuzey Kafkasya diasporası bu ortamda yaşarken, sosyal, siyasi ve ekonomik açılardan sürekli gerilemekte, asimilasyon canavarının pençesinde anadili, kültürü ve kimliği ile yok olma sürecini yaşamaktadır.
Bu sürecin temelindeki gerçeklere bakacak olursak:
1. Türkiye’de SİYASET KURUMU çıkar gruplarının elinde ve kontrolündedir. Dolayısıyla gerek devlet gerekse mahalli yönetimlerin mevcut güç kaynakları ve imkânları siyaset kurumunun elinde ve kontrolündedir.
2. Biz Çerkesler genelde KARAKTER olarak bu sisteme ayak uydurma modunda değiliz. Bu nedenle genelde SİYASET KURUMU’nun dışında ve güç odaklarının uzağındayız. Dolayısıyla devletin ve yerel idarelerin yönetimlerinde temsil edilme, hak ve çıkarlarımızı koruma şansımız söz konusu olmamakta.
3. Bu konuda dezavantajımız, yerleşik olarak ülke sathında çok dağınık oluşumuz ve örgütlü yapımızda işbirliği anlayışının çok zayıf oluşu.
4. Bu durumda, doğrudan SİYASET yolu ile meşru hak ve çıkarlarımıza ulaşma şansımız olmamasına karşın, var olan şu iki potansiyel gücümüzü fark edip kullanabiliriz:
a) Tarihi ÇERKES/KAFKAS imajımız,
b) Milyonlarla ifade edilen OY POTANSİYELİMİZ.
Ancak bu iki gücü kullanmanın doğru yolunu bulmamız gerekiyor. Bu yol, mevcut ve ciddi oy potansiyelimizi konsolide edebilecek şekilde, kendi içimizde siyasi ve stratejik anlamda gereken birliği gerçekleştirmektir. Örgütlü yapılarımızı bu amaca göre organize edebiliriz. Bunu başarabilmemiz halinde, siyaset kurumunda doğrudan yer alamasak da güçlü lobi çalışmaları ile SİYASET KURUMU’nu kullanmayı başarabiliriz. Zira iktidara aday her siyasi partinin seçim dönemlerinde bir oy için dahi nasıl koşturduklarını biliyoruz. Yeter ki ciddi oy potansiyeli görsünler…







