Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Adige folklorunda hiciv ve mizah



N.M. Chuyakova*


Adige folklorunun neredeyse tüm türlerinde hiciv kullanılır. Sözlü edebiyatın bazı eserlerinde temel unsurdur. Destansı masallarda, hiciv ilkesinin baskın olduğu öyküler öne çıkar. Hiciv, folklorun felsefi türlerinde de benzer bir konuma sahiptir. Hayvan masallarında benzersiz bir hiciv ve mizah biçimi vardır.


P. Maksimov’un yazdığı gibi, kendi prenslerinin ve Rus çarlığının baskısı altında Adigeler birçok konuda açıkça konuşamadılar. Sonuç olarak halk, hayvan masalları da dahil olmak üzere kinayeli söylemler oluşturdu

Hayvan masalları toplumsal suçları ifşa eder. Bu masallar çoğunlukla Adigelerin feodal-ataerkil dönemdeki toplumsal ilişkilerini tanımlar. Örnek karakterler, toplumun yönetici sınıfının temsilcilerini kişileştirir ve ahlaki temellerini ortaya koyar. P. Maksimov’un yazdığı gibi, kendi prenslerinin ve Rus çarlığının baskısı altında Adigeler birçok konuda açıkça konuşamadılar. Sonuç olarak halk, hayvan masalları da dahil olmak üzere kinayeli söylemler oluşturdu (1, s. 3).

Bu tür öykülerde, ana tarihi karakterler tilki, kurt ve ayıdır. Tilki çevikliği ve kurnazlığı temsil eder. Bu nitelikleri sayesinde rakiplerine, yani diğer yırtıcı hayvanlara karşı zafer kazanır. Örneğin, “Kurt ve Küçük Tilki” öyküsünde tilki güçlü bir kurdu alt eder. Bal dolu fıçı taşıyan bir arabacıyla karşılaşırlar ve gizlice balı tatmaya karar verirler. Öyle de yaparlar. Kurt arabacıyla konuşurken, tilki fıçıda bir delik açar ve tüm balı yer. Sahibi fıçının boş olduğunu fark edince, tilki bir hile düşünür. Üçünün de güneşte yere uzanıp beklemesini önerir. Vücudunda bal ortaya çıkan kimse suçlu odur. Güneş ısısı vücudundaki balı ortaya çıkarmaya başlayınca, tilki gizlice kurdun postuna bal sürer ve kurdun balı yediğini söyleyerek haykırmaya başlar. Arabacı, kurdu öldüresiye döver (2, s. 322-324).

Böylece, tilki, yönetici sınıfların temsilcileriyle sembolize edilen fiziksel olarak daha güçlü hayvanlarla savaştığında her zaman galip gelir. Alt, ezilmiş sosyal tabakaların üyelerini temsil edenler her zaman veya neredeyse her zaman yenilir ve alay konusu olur. “Tilki ve Kerevit” masalında kerevit tilkiyi yener. Tilki, buldukları ölü kirpiyi kimin alacağına karar vermek için kerevitten daha hızlı koşacağına inanarak bir yarış önerir. Ancak kerevit, tilkiden daha kurnaz olduğunu kanıtlar. Tilki, kirpiyi fırlatmadan önce kerevit, kirpinin kuyruğuna tutunur. Tilki o noktaya koştuğunda kerevitin kendisinden önce oraya vardığını görür. Yenilen tilki, daha zayıf bir yaratık olan kerevit tarafından kandırılır ve komik bir duruma düşer (3).

A.M. Gorki, Adige masallarına büyük değer verirdi. Şunları yazmıştır: “Tavşan, tilki ve yaşlı köylünün yardımcısı kurdun masalı da çok ilginçtir. Hayvan masallarında genellikle hafife alınan insanlar arasındaki sosyal ilişkiler ortaya koyuluyor.” (1, s. 22)


Adige halk masallarında, diğer halklarınkinde olduğu gibi, kurt kaba kuvvetin ve açgözlülüğün vücut bulmuş halidir. Daha zayıf hayvanlara karşı acımasızdır ve hep doyumsuzdur

Adige halk masallarında, diğer halklarınkinde olduğu gibi, kurt kaba kuvvetin ve açgözlülüğün vücut bulmuş halidir. Daha zayıf hayvanlara karşı acımasızdır ve hep doyumsuzdur. Bu nitelikleri çoğu zaman büyük ölçüde abartılır. Kendinden daha zayıf yaratıklar tarafından aldatılır. Örneğin, “Serçe ve Kurt” masalında, güçlü, açgözlü ve doyumsuz kurt bir turnayı yer. Birlikte yiyecek aramaya gittiği serçeyi de yemek niyetindedir. Ancak, kurdun turnayı yediğini öğrenen serçe, onu affetmeyeceğini, kafasında bir yuva yapacağını ve yavrularını orada kuluçkaya yatıracağını duyurur. Serçe, köpeğin kurdu avlamasını sağlar ve kurdun kafasında bir yuva yaparak yavrularını orada kuluçkaya yatırır. Bu masalın ahlaki dersi şudur: Zenginlerin suçlarının bedelini ödeyecekleri zaman mutlaka gelecektir (4).

Adige masallarında hicvin doğrudan hedefi, kitlelerin ezici güçlerini temsil eden en güçlü hayvanlar olan aslan, ayı ve kurttur. Hayvanların kralı aslan, bir sivrisinek ve korkak bir tavşan tarafından yenilgiye uğratılır. Burada hicvin temel özellikleri abartı ve karşılaştırmadır.

Hicivsel masalların karakteristik bir özelliği, gelişiminin her aşamasında iki karakterin çatışmasıdır: Kahraman (alt sınıfın temsilcisi) ve onun zıt kutbu olan sınıf düşmanı, utandırılmış ve cezalandırılmış kişi. Başlangıçta kahraman son derece olumsuz bir ışık altında sunulur: Saftır, eylemleri anlaşılmazdır. Ancak son aşamada bu saflığın tamamen yüzeysel olduğu ve aslında kurnaz bir tuzak kurduğu anlaşılır.

Hicivsel bir peri masalında mucize yoktur. Olaylar günlük hayatta geçer. İnsanlar kendi çevrelerinden gelen; kendi ilgi alanlarını, hayallerini ve umutlarını dile getiren bir adamı “kazanan” yaparlar. Onu ulusal tarihin yaratıcısı olarak görürler. Kahraman her zaman rakibiyle alay eder ve onu tiye alır.

Aldatma ve aptallık öykülerinde, halk din adamlarının yüzüne güler. Dindar, ruhen ve bedenen temiz, dürüst ve adil gibi görünen ama gerçekte kutsal metinleri ihlal eden, yalan söyleyen, aldatan ve kandıran din adamları, efendiler, mollalar ve hacılar için fiziksel cezalar hayal eder. Halk uzun süre din adamlarına inanmış, ayaklarına kapanmış, oruç tutup dua etmiştir. Ancak sonunda birçoğunun iktidardakilerle, feodal elitle işbirliği içinde olduğunu anlamıştır.

Hicivsel öykülerde, din adamları genellikle açgözlü olarak tasvir edilir. Bu da çeşitli talihsizliklere yol açar. Örneğin, “Hacı Nasıl Aldatıldı?” öyküsünde hacı, fakir bir adamın emanet verdiği parayı ele geçirmek ister. Ama fakir adamın kadın komşusu yardım için araya girince başaramaz. Kadın, eşi uzaktayken emanet olarak altın vermek bahanesiyle hacının yanına gelir. Açgözlü hacı, altını görünce fakir adamın parasını geri verir ve gülümseyerek altına uzanır. Bu sırada kadının oğlu koşarak gelir ve babasının döndüğünü haber verir. Doğal olarak, hacı ne altını ne de parayı alır. Öykü, hacıyı açgözlü ve sonuç olarak gülünç ve aptal olarak tasvir eder. İlk bakışta bu öykü komiktir, ancak özel bir derinlik taşımaktadır. Görünüşe göre merkezi rol, aldatılma anına verilmektedir ancak önemli nokta, aptalın ayrıcalıklı bir grubun üyesi olması, fakir adamın ise kazanmasıdır. Aldatılma anı, olaylara komedi katmaktadır. Fakir adamın zaferi bir gülümseme uyandırırken, rakibinin yenilgisi ironi ve kahkaha yaratmaktadır (5). E.F. Tarasenkova’nın haklı olarak gözlemlediği gibi hiciv, din adamlarını halka düşman bir sınıf olarak kınamaktadır (6).

Hicivsel öykülerde, insanlar sadece din adamlarını ve efendileri değil, aynı zamanda kendi eksikliklerini de alaya alırlar: Atalet, ikiyüzlülük, asalaklık, yalan ve aldatma. Bu tür öykülerde dikkat, kasıtlı ve abartılı bir şekilde kahramanın veya karakterin olumsuz bir eylemine çekilir. Çoğu zaman, bu abartı garip bir noktaya ulaşır. Hicivsel öykülerin kahramanları başlangıçta dezavantajlı durumda olurlar, ancak daha sonra rakiplerinden daha zeki ve güçlü olduklarını kanıtlarlar.

Gerçekliği sanatsal olarak tasvir etmenin en önemli araçlarından biri de şarkıdır. Çok sayıdaki Adige şarkısı arasında, hiciv unsurları içerenler öne çıkar. Ana temaları, hicivli masallardakiyle aynıdır. Ahlaki normlardan sapmaları, günlük yaşamdaki ve toplumdaki davranışları ve özellikle savaşta sergilenen eylemleri kınarlar.

Adigeler uzun zamandır cesaretleri ve kahramanlıklarıyla tanınır. Hem içeriden hem de dışarıdan sürekli dayatılan baskınlar ve savaşlar, onlara silahlarıyla uyumayı öğretmiştir. Bir Adigeden vatanını savunması, düşmanı yenmesi veya şanlı bir şekilde ölmesi beklenirdi. Korkaklar utançla damgalanırken, cesurlar şanla ödüllendirilirdi. Eğer biri korkaklık gösterip savaş bitmeden harp alanını terk ederse, arkadaşları o ölmüş gibi yas tutarlardı. Eşi, çocukları, anne-babası ve sevdiklerinin halka açık yerlerde görünmesine izin verilmezdi. Ta ki başka bir savaşta suçunu telafi edene kadar. Cesurca savaşmalı, düşmanı yenmeli ya da ölmeliydi. Her iki durumda da adı şarkılarda sonsuza dek ölümsüzleştirilirdi.

Şarkıların bestecileri ve koruyucuları olan ceguakolar (ozan), savaşın safhalarını beyaz bir at üzerinde izlerdi. Kimse onlara ateş etmeye cesaret edemezdi. Savaş alanında cesurları öven ve korkakları kınayan şarkılar bestelediler. İçlerinden biri eserini şöyle tarif etmiştir: “Cesareti öven, alçaklıkla aptallığı ise aşağılama ve alayla damgalayan bir şarkı besteliyorum. Bir hain benimle görüşmeye cesaret edemez. Tek bir kelimeyle korkağı cesur bir adama, halkının savunucusuna dönüştürürüm. Bir hırsızı dürüst bir adama çeviririm. Bir hain bana görünmeye cesaret edemez; çünkü ben her türlü sahtekâr ve kötünün düşmanıyım.” (1, s. 5)

Savaş hâlâ şiddetle devam ediyordu, ancak korkağı utançla damgalayan veya kahramanı şanla sarmalayan şarkılar herkese ulaşıyordu. Şarkıların insanlar üzerinde muazzam bir etkisi vardı. Rasul Hamzatov şöyle yazmıştır: “Şarkılar, dağların taşkın dereleridir. Şarkılar, savaş alanından gelen hızlı habercilerdir. Şarkılarımızı söyleyin ve dinleyin. Onlar kederin ve sevincin elçileridir. Onurun, cesaretin belgesidir, düşünce ve eylemin tanıklıklarıdır.” (7)

Savaşa giden sevdiklerini uğurlayan kızlar, eski bir Adige şarkısı söylerlerdi. Şarkı, onları cesur ve yürekli olmaya, Yüce Tanrı’ya güvenmeye ve düşmanı yenmeye teşvik ediyordu. Şarkı, düşmanı yenemeyenlerin şansız öleceği konusunda uyarıda bulunuyordu. Toprak onların bedenini, gökyüzü de ruhlarını kabul etmeyecekti. Bu, kural olarak, Adige savaşçı üzerinde derin bir etki bırakırdı; korkaklık göstermektense şan şöhretle ölmeyi tercih ederdi.

Adige halkının hiciv şarkıları arasında, savaştan kaçan, alt sınıftan savaşçıların arkasına saklanan prensleri acımasızca eleştiren bazı şarkılar da vardı. “Hanifa Kaziy’in Şarkısı” bunlardan biridir (8).

Adige sözlü geleneği, siyasi hicvin ağırlıklı olduğu sosyopolitik şarkılarla karakterize edilir. Kahramanları hayvanlardır. Onların çektiği acılar, deli gibi çalışıp sonuç alamayan, kazançları ise yönetici sınıfa kalan insanların çektiği acıları yansıtır. Bu tür şarkılar arasında “Kiralık Öküzün Şikâyetleri”, “Şenji Boğasının Şikâyetleri” ve diğerleri yer alır.

Mizahi şarkılar genellikle gençler tarafından seslendirilir ve bestelenirdi. Gençler birbirleriyle alay eder, eleştirel yorumlar yapar ve şakalarının hedefi olan kişilerin eksikliklerini ve olumsuz özelliklerini kasten abartırlardı. Örneğin, “Bir Aylakla Tanışmaktan Çekinmek” şarkısında, bir kız genç adamın eksikliklerini kasten abartır, Yüce Tanrı’dan kendisini böyle bir talipten korumasını ister ve hatta ona lanet okur. Bu şarkının sözleri hicive bir örnek sunduğu için sözlerini tam olarak alıntılayacağız:

“Hey sen, bir sürü kabak lapası yiyen tembel herif! Ailenin yükü sensin! Senin gibi yüz tane var! Kahrolsunlar!.. Tek yaptıkları köpekleri bir şeylerin üzerine salmak, domuzları kovalamak, durmadan sırıtmak, odun yığınının üzerinde boş boş oturmak, kuytu köşelere saklanmak, atları korkutmak. Tanrı bizi onlardan korusun! Onlardan bıktık artık! Yüzlercesi var! Kahrolsunlar!.. Kamçıları kopmuş, eyerlerinin dikişleri patlıyor… Üç tane eyer kayışı kopmuş. Üstelik de bir sürü varlar! Kahrolsunlar!..” (9)

Atasözleri ve özdeyişler, insanların manevi zenginliklerini ve yaşam deneyimlerini ortaya koymakla kalmaz, aynı zamanda olumsuz karakter özelliklerini, sosyal, ekonomik, siyasi ve dini sistemlerini de kınar. Atasözlerinde insanlar, mevcut sistemden, din adamlarından, prenslerden duydukları memnuniyetsizliği kısaca ifade ederek, onları sert eleştiri ve alaya maruz bırakırlar.

Böylece, “Doymuş bir efendi karnının ötesini göremez”, “Efendiler zenginlerin peşinden gider”, “Efendiler ‘Söylediklerimizi yapın, yaptıklarımızı yapmayın’ derler”, “Prensin arkasından da yumruklarını gösterirler” ve daha birçok atasözü, halkın daha iyiye doğru bir değişime, prenslerin ve feodal-ataerkil ilişkilerin geçiciliğine olan inancını yansıtır. Umutsuzluğa düşen halk, zalimlere duyduğu nefreti, küçümsemeyi ve onları fiziksel olarak cezalandırma arzusunu gizlemez: “Prensle köpek aynıdır.”

Anekdotlar, gerçek anlamda hicivli bir halk hikâyesi biçimi olarak kabul edilebilir. Geleneksel olarak dünyanın birçok halkının sözlü kültürlerinde bulunurlar. Hicivsel anekdotlar güçlü bir anlamsal yüke sahiptir. İlk bakışta eğlendirici gibi görünseler de, daha yakından incelendiğinde, insan yaşamının ve faaliyetinin tüm yönlerini kapsadıkları; sosyal, siyasi ve dini figürlerin yanı sıra çalışan insanların günlük yaşamındaki ve davranışlarındaki eksiklikleri de sert eleştiri ve alaya tabi tuttukları açıkça ortaya çıkar. Z.L. Zukhba’nın şu iddiasına katılmamak mümkün değil: “Anekdotta hakikatin otoritesinden başka hiçbir otorite yoktur.” (10)

İlginçtir ki, birçok fıkranın ulusal bir özgünlüğü yoktur. Herhangi bir yerde, herhangi bir dil ortamında kök salabilirler. Çoğu zaman fıkralar belirli bir kişinin adıyla anılır. Hoca Nasreddin’in maceraları gibi, belirli bir kişinin serüveni olarak anlatılır. Khut Shamsudin’in yazdığına göre, Adige halkı arasında Arapça, Farsça ve Türkçe konuşanların ortaya çıkmasıyla Hoca Nasreddin hakkındaki fıkralar yayılmaya başladı (11). Bu eserler, Adige halkının ideolojik ve estetik ihtiyaçlarını karşıladığı için hızla yaygın bir popülerlik kazandı. Dahası, kısa süre sonra, Adige halk edebiyatının geleneksel ulusal kahramanı Kuitsuk’un yaramazlıklarıyla ilgili bazı hicivli öyküler Hoca’ya atfedilmeye başladı.

Her millet Hoca Nasreddin’i kendi vatandaşı olarak kabul eder, onu kendilerinden biri olarak görür ve adıyla ilişkilendirilen birçok fıkra bilir. Türkiye doğumlu ve şu anda Rusya vatandaşı olan Şengül Mefeşuko, bizimle ilginç bir bilgi paylaştı: “Halk filozofu Nasreddin, Türkiye’de tanınır ve çok sevilir. Türkler onu kendi vatandaşlarından biri olarak görür, doğum ve ölüm tarihini, yerini belirtirler. Akşehir onun mezar yeri olarak kabul edilir. Son zamanlarda Türkler ona çok ilgi duymaya başladılar. Akşehir her yıl bilge Nasreddin’e adanmış bir festivale ev sahipliği yapıyor. Festival sırasında bu şehrin sakinleri her yerden tebrik telgrafları alıyor.”

Geleneksel Adige fıkralarının ana teması, hanları, prensleri ve vârislerini, kısacası Adige feodal elitini alaya almaktır. Fıkra onları ikiyüzlü, hilekâr, kibirli ve aptal olarak tasvir eder. Hiciv, maskelerini çıkarır, iç dünyalarını ortaya koyar ve kendilerini komik durumlarda bulurlar.

Adige folkloru, din adamlarının alaya alan şakalar da içerir. Zina yaptıkları için kendilerini aptalca bir durumda bulurlar. Mollaların, hacıların ve efendilerin ilgisini çeken kadınlar acımasızca cezalandırılır: Soğuk bir odada çıplak oturmaya veya gece boyunca el değirmeninde mısır öğütmeye zorlanırlar.

Sözlü halk edebiyatının geleneksel bir türü olan şaka çok aktif ve yoğun bir şekilde gelişmektedir. Mizah, insanların yaşamlarındaki ve faaliyetlerindeki olgulara hızlı bir şekilde yanıt verdiği için en popüler türlerden biridir. Aynı zamanda, yüzyıllar öncesine dayanan şakaların çoğu eskimez, yeni şakalarla birlikte var olmaya devam eder.

Şunu belirtmek gerekir ki, öykü anlatıcıları hiciv ve mizahı büyük bir incelik ve ölçülülükle, rakiplerini yavaşça alaya alarak kullanmışlardır. Zekice sözün gücüne ikna olan hiciv ve mizah, kahramanlık destanı “Nartlar”a da girmiştir. Gururlu ve zeki Laşin, Nart kahramanları hakkında hicivli beyitler yazmıştır. Nart Sosruko’yu şu şekilde nitelendirir:

“ Küçük Tığujey’i hafifçe topallıyor,

Çelikten yapılmış bir silah taşıyor,

Nart Sosruko benimle evlenmek istiyor,

Ne kadar kur yapsa da, ona ihtiyacım yok.

Bir çobanın oğlu, çarık giyiyor,

Annesi bir cadı, ona ihtiyacım yok.

Nart Sosruko benimle evlenmek istiyor,

Ne kadar kur yapsa da, onunla evlenmeyeceğim.” (12)

Sonuç olarak hiciv ve mizah, gerçekliği yansıtmanın etkili bir aracı olarak işlev görür ve Adige sözlü edebiyat eserlerinde önemli bir yere sahiptir. (cyberleninka)

*Adigey Cumhuriyet İnsani Araştırmalar Enstitüsü’nde folklor bölümü başkanı

Çeviri: Serap Canbek


1. Максимов П. Горские сказки. М., 1937. С. 3.

2. Адыгейские сказания и сказки. Майкоп, 1963. С. 322 – 324.

3. Архив АРИГИ, ф. 1, п. 23, д. 17.

4. Адыгейские народные сказки. Краснодар, 1974. С. 179 – 181.

5. Сказания и сказки адыгов. М., 1987. С. 294 – 295.

6. Тарасенкова Е.Ф. Жанровое своеобразие русских народных сатирических сказок // Русский фольклор. Материалы и исследования. М.; Л., 1957. С. 63

7. Гамзатов Р. Мой Дагестан. Кн. 2. Махачкала, 1985. С. 366.

8. Немеркнущие звезды. Майкоп, 1994. С. 293.

9. СМОМПК. Тифлис, 1898. Вып. 25. С. 71.

10. Зухба С.Л. Типология абхазской народной прозы. Майкоп, 1995. С. 269.

11. Хут Ш.Х. Адыгское народное искусство слова. Майкоп, 2003. С. 262 – 263.

12. Нарты. Героический эпос. М., 1974. С. 341.

***

1. Maksimov P. Gorskie skazki. M., 1937. S. 3.

2. Adygejskie skazanija i skazki. Maikop, 1963. S. 322 – 324.

3. Arhiv ARIGI, f. 1, p. 23, d. 17.

4. Adygejskie narodnye skazki. Krasnodar, 1974. S. 179 – 181.

5. Skazanija i skazki adygov. M., 1987. S. 294 – 295.

6. Tarasenkova E.F. Zhanrovoe svoeobrazie russkih narodnyh satiricheskih skazok // Russkij folklor. Materialy i issledovanija. M.; L., 1957. S. 63

7. Hamzatov R. Moj Dagestan. Kn. 2. Mahachkala, 1985. S. 366.

8. Nemerknushhie zvezdy. Maikop, 1994. S. 293.

9. SMOMPK. Tiflis, 1898. Vyp. 25. S. 71.

10. Zuhba S.L. Tipologija abhazskoj narodnoj prozy. Maikop, 1995. S. 269.

11. Hut Sh.H. Adygskoe narodnoe iskusstvo slova. Maikop, 2003. S. 262 – 263.

12. Narty. Geroicheskij jepos. M., 1974. S. 341.

Serap Canbek
Serap Canbek
İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümündeki tahsilinin ardından sigorta sektöründe çalıştı. 2011 yılından beri Jıneps gazetesinde yayın kurulu üyesidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Kuzey Kafkasya’da cinsiyetin sınırları

S.V. Sirazhudinova* Bu makale, cinsiyet alanı ve sınırların kadınların yaşamları üzerindeki etkisi ve kadınların toplumdaki rolü konularına odaklanan toplumsal cinsiyet çalışmaları alanında yazılmıştır. Çalışma, yazar...

Fra Mauro’nun ‘Dünya Haritası’nda Çerkesya ve Kremuk Prensliği

Hotko Samir Giorgio Interiano, Çerkesya’nın toprakları ve büyüklüğü hakkında ayrıntılı bir açıklama sunar ve Barbaro gibi, ülkenin en yoğun nüfuslu bölgesini Kromukh (Kremuk) olarak tanımlar Venedikli...

Birinci Çeçen Savaşı’ndan önceki son barış dolu yıl…

“34. Avrupa’ya Açılan Pencere Film Festivali”nin büyük ödülü Anton Nefedov’un “Evimizin Arkasında Bir Bahçe Var” filmine verildi. 4-9 Ağustos tarihlerinde Vıborg’da düzenlenen festivalde birinci seçilen...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img