Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Şarkıyla tutulan nöbet: Çerkeslerde müzik, şifa ve dayanışma

Çerkeslerin eski şifa geleneğinde hasta, hastalığıyla baş başa bırakılmazdı. Başucunda şarkılar söylenir, oyunlar oynanır, gecenin korkusu birlikte göğüslenirdi. Çapş adı verilen bu gece nöbetleri, müziğin Çerkes hayatındaki yerini anlamak için bugün de çok şey söylüyor.


Bir Çerkes köyünde gece. Bir evde yaralı ya da ağır hasta biri yatıyor. Köyün gençleri o evde toplanmış. Yaylı çalgı ‘şıçepşın’ın sesine şarkılar karışıyor; kimi dans ediyor, kimi bir oyun başlatıyor. Genç kadınlarla erkekler birbirlerine manzum sözler atıyor. Dışarıdan bakıldığında bir eğlenceyi andıran bu buluşmanın merkezinde, herkesin iyileşmesini beklediği bir insan var.

Etnografik anlatılarda karşımıza çıkan çapş, böyle bir gece nöbetiydi. Hastalığın ve acının karşısına yalnızca şifacının bilgisiyle değil, topluluğun sesiyle de çıkılırdı. Hasta korkusuyla baş başa kalmasın, çevresindeki hayatla bağını koparmasın istenirdi.

Bugün Çerkes müziği dendiğinde çoğumuzun aklına düğünler, danslar ve kahramanlık şarkıları geliyor. Oysa bu müzik, hasta odasında da kendine yer bulmuştu. Çapş geleneği, kültürün daha az hatırlanan bu yüzüne açılan bir kapı.

Hasta başında bir köy

Adı lehçelere göre değişen çapş, yaralanmalarda, kırıklarda ve çiçek hastalığında başvurulan törenlerin genel adıydı. Zaur Naloyev’in araştırmaları, özellikle çiçek hastaları için düzenlenen törenlerle yaralıların başında yapılan nöbetleri birbirinden ayırır. Kurşun ya da ok çıkarılırken söylenen şarkılar da bu geniş geleneğin içindeydi.

Buluşmalar çoğunlukla gece yapılırdı. Eski inanışa göre hastalık, karanlıkta daha tehlikeli hale geliyordu. Bu nedenle bazı çapş anlatılarında hastayı uyutmamak ve hiçbir durumda yalnız bırakmamak temel kurallar arasında sayılır. Bunlar, dönemin hastalık anlayışını yansıtan uygulamalardı.

Gecenin kendine özgü bir düzeni vardı. Şarkıların arasına danslar, oyunlar ve gençlerin nükteli atışmaları girerdi. Şıçepşın çalan kişi, yalnızca iyi bir müzisyen olmakla kalmaz; törenin nasıl yürütüleceğini, hangi ezginin ne zaman çalınacağını da bilirdi. Hastanın başucunda ses çıkaran herkes, bir bakıma o nöbetin sorumluluğunu paylaşırdı.

Geleneğin eski biçimlerinde kahkahanın ve gürültünün hastalık getiren kötü güçleri uzaklaştıracağına inanılırdı. Demir bir saban parçası ya da yumurta gibi nesnelere de koruyucu anlamlar yüklenirdi. Bu dünya içinde müzik, oyun, inanç ve bakım birbirinden ayrı değildi.

Üstelik çapş, yalnızca uzak geçmişte kalmış bir âdet sayılmaz. Araştırmalarda, bazı yerlerde 1960’lı ve 1970’li yıllara kadar yaşadığı belirtilir. Bugün arşivlerde bulunan anlatılar, bu geceleri görmüş ya da büyüklerinden dinlemiş insanların hafızasından derlendi.

Adı söylenmeyen misafir

Çapşın en ayrıntılı biçimi, çiçek hastalığı çevresinde gelişmişti. Bu korkutucu hastalık, eski inanç dünyasında iradesi olan bir varlık gibi düşünülürdü. Onunla nasıl konuşulduğu, nasıl karşılandığı ve ona nasıl davranıldığı önem taşırdı.

Hastalığın adını açıkça söylemekten kaçınılır, onun yerine güzel ve yumuşak ifadeler kullanılırdı. Şarkılarda çiçek hastalığı kimi zaman parlak boncuklara, kimi zaman güzel bir yamçıya, kimi zaman da altın renkli bir güvercinin kanatlarındaki tüylere benzetilirdi. Böylece korkulan şey, gönlü hoş tutulması gereken bir misafir olarak karşılanırdı.

Bu dil ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Ancak arkasında anlaşılır bir kaygı vardı: Tehlikeli gücü öfkelendirmemek, hastalığın hafif geçmesini ve sonunun iyi olmasını dilemek. Çerkes hayatında misafire gösterilen özen, burada hastalığa yöneltilen törensel bir dile dönüşüyordu.

Çiçek hastalığının efendisi sayılan Ziuskhan’a seslenilen törenlerde arınma, adak, yemek, salıncakta sallanma ve dans gibi farklı uygulamalar bir araya gelirdi. Günler sürebilen bu törenler, hastayı ve ailesini geniş bir toplumsal çemberin içine alırdı.

Kaynaklar, Çerkeslerde çiçek hastalığına karşı aşılama tarihinin eski bir uygulaması olan variolasyondan da söz eder. Akademisyen Andjela Guçeva, çiçek törenlerini bu uygulamayla ilişkili olarak yorumlar. Burada şarkıya atfedilen koruyucu güç ile hastalıktan korunmaya yönelik işlemi birbirine karıştırmamak gerekir. Şarkıların çiçek hastalığını iyileştirdiği sonucunu bu anlatılardan çıkaramayız.

Bir yamçının anlattıkları

Bu dünyanın izlerini taşıyan şarkılardan biri, 1959’da Asker Hadagatl tarafından Tevçejhabl Köyü’nde kaydedildi. Şarkıyı söyleyen Ali Ujuhu, 1871 doğumluydu. Onun sesinden alınan Bjeduğ şifa şarkısı, 1980’de yayımlanan Adige halk müziği derlemesinin ilk cildine girdi.

Başlığı Türkçeye yaklaşık olarak “Benim yamçım güzel bir yamçı” diye çevrilebilecek bu şarkıda hastalığın adı geçmez. Onun yerine bir yamçı, sunulan yiyecekler, boncuklar ve bir çit belirir. Bugünün dinleyicisi için bunlar birbirinden kopuk görüntüler gibi durabilir. Oysa Guçeva’nın yorumuna göre her biri, hastalığın gelişini ve iyi bir sonuca ulaşması dileğini taşıyan işaretlerdir.

Yamçıyı yapan kişinin “iyi” diye nitelenmesi bile bu bakımdan anlamlıdır: İyilik, hastalığın seyrine de yakıştırılır. Boncukların olgunlaşması, bedendeki belirtilerin geçip iyileşmenin yaklaşmasını anlatan bir görüntüye dönüşür. Evin çevresindeki çit ise insanın yaşadığı alanla dışarıdaki bilinmezlik arasında bir sınır olarak okunur.

Şarkıda bazı sözlerin ve ezgi kalıplarının tekrar tekrar duyulması da boşuna değildir. Bu tekrarlar, söyleyenlerle dinleyenleri ortak bir akışta buluşturur. Gelenek içinde koruyucu gücün bir parçası sayılan şey, yalnızca söylenen söz değil, onun yeniden ve birlikte söylenmesidir.

Acının karşısında tanıdık bir ezgi

Yaralılar için düzenlenen çapş gecelerinin unutulmaz anlatılarından biri, Kojeberduko adlı savaşçının bacağındaki kurşunun çıkarılmasıyla ilgilidir. Rivayete göre işlem sırasında özel bir ezgi çalınır; müzik, savaşçının acıya dayanmasını sağlar. Bu olayla ilişkilendirilen ezgi, daha sonra törenin bir parçası haline gelir.

Bu hikâyeyi müziğin anestezi yerine geçtiğinin kanıtı olarak okuyamayız. Fakat hikâye, Çerkeslerin müziğe yüklediği anlamı açıkça gösterir: Tanıdık bir ses, en zor anda insana dayanma gücü verebilir.

Müzikolog Alla Sokolova’nın araştırmalarında, kahramanlık şarkılarının hastaya cesaret örnekleri sunduğu; oyunların, şakaların ve hareketli ezgilerin ise dikkatini acıdan uzaklaştırmaya hizmet ettiği anlatılır. Hasta, çevresinde anlatılan hikâyelere ve yaşanan neşeye katılmaya çağrılırdı.

Sokolova’nın dikkat çektiği bir başka nokta da önemlidir. Çapşta çalınan ezgilerin çoğu, gündelik hayatta da duyulabilirdi. Aynı müzik bir başka buluşmada eğlenceye eşlik ederken, hasta başında şifa amacıyla anlam kazanıyordu. Değişen yalnızca icra yeri değildi; dinleyenlerin beklentisi, müziğe duyduğu güven ve çevredeki insanların varlığı da işin içine giriyordu.

Demek ki şarkının taşıdığı anlam, notalarının ötesine uzanıyordu. Hasta için o ezgi, kendi dilini, köyünü, geçmişini ve yanında duran insanları da duyuruyordu.

Aşemez’in kamılından yükselen hayat

Müziğe duyulan bu güvenin izleri Nart anlatılarında da karşımıza çıkar. Aşemez’in kamılı, sıradan bir çoban kavalı değildir. Bir ucu beyaz, öteki siyah olan bu çalgının beyaz ucundan yükselen sesle hayat canlanır, doğa bereketlenir. Siyah ucundan çıkacak ses ise sevinci söndürecek, canlıları yok oluşa sürükleyecektir.

Bu anlatıda ses, dünyanın gidişini değiştirebilen bir güçtür. Şifa şarkıları da müziğin böyle algılandığı bir kültür içinde anlam bulur.

Çobanların sürüleri meraya çıkarırken ve gece dinlenmeye bırakırken çaldığı ezgiler, aynı dünyanın gündelik hayattaki izlerini taşır. Guçeva, bu ezgiler arasındaki canlılık ve dinginlik farkını gündüz ile gece, aydınlık ile karanlık üzerinden yorumlar. Bu, araştırmacının müziği anlama biçimidir; eski icracıların her nota için böyle bir açıklama yaptığı anlamına gelmez.

Yine de destandaki kamılla hasta odasındaki şıçepşın arasında ortak bir düşünce sezilir: Ses, insanın hayatla kurduğu ilişkinin içindedir. Ona eşlik eder, yön verir, kimi zaman da korkunun karşısında tutunacak bir yer açar.

Komşu halklarda aynı arayış

Benzer uygulamalar Abhaz müzik geleneğinde de görülür. Müzikolog Konstantin Kovaç’ın derlemeleri ve Meri Haşba’nın çalışmaları; yanıklar, doğum ve çiçek hastalığıyla ilişkili şarkılardan söz eder. Hastanın başında gece boyunca şarkı söyleme ve hastalıkla bağlantılı kutsal varlıklara seslenme, burada da karşımıza çıkar.

Bu yakınlık, müzikle şifa arayışının Batı Kafkasya’daki ortak kültürel bağlarını gösterir. İnsanlar acıyı yalnızca bedenin içinde yaşanan bir olay olarak görmemiş; onu inançları, çevreleri ve birbirleriyle ilişkileri içinde karşılamışlardı.

Elbette Çerkeslerde hasta bakımı şarkı söylemekten ibaret değildi. Kırıkların sabitlenmesi, bitkilerden yararlanılması ve hastanın beslenmesi de halk hekimliğinin parçalarıydı. Çapş, bu bakımın çevresinde kurulan toplumsal ve törensel dünyaydı.

Bugüne kalan ses

Bu mirasın bize ulaşması, derlemecilerin ve müzisyenlerin yıllar süren emeği sayesinde oldu. Zaur Naloyev, Zaramuk Kardanguşev ve Adam Gutov gibi araştırmacılar anlatıları ve şarkıları topladı. Vladimir Baragunov, kayıtları notaya aktararak seslerin incelenebilir ve yeniden icra edilebilir hale gelmesinde önemli bir rol üstlendi. Yevgeni Gippius yönetimindeki yayınlar, bu birikimi kalıcılaştırdı.

2005’te Nalçik’te yayımlanan Adige (Çerkes) Halk Çalgı Müziği derlemesi, bu çabanın dikkat çekici ürünlerinden biridir. Kardanguşev ve Guçeva’nın hazırladığı kitapta 525 eser yer alır. Kuzey Kafkasya’nın 46 yerleşiminden yapılan kayıtların yanında, 1962’de Türkiye ve Suriye diasporasından gönderilen ezgiler de bulunur. Böylece aynı kültürün birbirinden uzakta yaşayan sesleri bir araya gelir.

Bu kayıtları korumak, yalnızca melodileri unutmamak demek değildir. Bir şarkının kimin başucunda, hangi korkuyla ve nasıl bir umutla söylendiğini de hatırlamaktır.

Çapşı bugünkü müzik terapisiyle eşitlemek ya da modern tıbbın erken bir biçimi ilan etmek, bu geleneği kendi dünyasından koparır. Onu anlamak için şarkıların hastalıkları iyileştirdiğini ileri sürmeye ihtiyacımız yok. Hasta odasında bir araya gelen insanların yaptıkları zaten başlı başına anlamlıdır: Vakitlerini, seslerini ve dikkatlerini acı çeken birine vermek.

Çapşın bugüne ulaşan en güçlü sesi belki de budur: Hastanın yanında kalmak. Gecenin ne kadar süreceği bilinmese de nöbeti birlikte tutmak.

Kaynak notu:

Bu yazı, yazarın “Music as Medicine: Healing Song and Ritual in Circassian Tradition” başlıklı makalesinden gazete okuru için Türkçeye uyarlanmıştır. Başlıca dayanakları Alla Sokolova’nın “Music as Medicine: The Adyghes’ Case” çalışması; Andjela Guçeva’nın çapş ve Çerkes müziği üzerine 2022 ve 2026 tarihli araştırmaları; Zaur Naloyev’in çapşta şarkının işlevini ele alan çalışması (1978); Adıge Halk Şarkıları ve Çalgı Ezgileri’nin ilk cildi (1980) ve “Adige (Çerkes) Halk Çalgı Müziği” derlemesidir (2005).

Yazarın Diğer Yazıları

Samurzakan (Mırzakan): Galıdzga ile İngur nehirleri arasında bir Abhaz sınır bölgesi

Galıdzga ile İngur nehirleri arasında, Rusların ve Gürcülerin zamanla Samurzakan adını verdiği, Abhazların ise Mırzakan ya da Samırzakan dediği ve bugün kabaca Abhazya’nın Gal...

Kayaların üzerinde beliren yalnız siluet: Hilar Haşirov ve Elbruz’a ilk tırmanış

10 Temmuz 1829 sabahı saat 10.00’a doğru, General Emanuel’in Malka Nehri kıyısındaki kampında bekleyenler, sonradan Tiflis’e gönderilen raporun bile soğukkanlılığını korumakta zorlandığı bir manzaraya...

Yok olmayı reddeden küçük ulus

Bazı çatışmalar kaza sonucu yanlış hatırlanır. Bazıları ise daha basit versiyonu daha kullanışlı olduğu için yanlış hatırlanır. Abhazya'daki 1992–1993 savaşı ikinci kategoriye girer. Aşağıdakiler,...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img