Binalar çöküyor, sokaklar göle dönüyor, dere yatakları tartışma konusu oluyor. İstanbul’un afet sorunlarını yalnızca eski binalara, denetimsizliğe veya aşırı yağışlara bağlayabilir miyiz?
Maltepe, Cevizli’de yedi katlı bir binanın ilk üç katı çöktü; beş yurttaşımız hayatını kaybetti. Ardından geriye yalnızca enkaz, yaslı aileler ve cevap bekleyen sorular kaldı. Öte yandan İstanbul, şiddetli yağışlarda su baskınları ve taşkınlarla mücadele ediyor. Bir tarafta çöken binalar, diğer tarafta yağmur suyunu taşıyamayan sokaklar, kapanan yollar ve taşkın riski olan alanlar. Bütün bunları birbirinden bağımsız olaylar olarak değerlendirmek, kentin gerçek sorununu gözden kaçırmamıza neden olabilir. Bu kentin son 25 yıllık planlama geçmişini sorgulamak gerekiyor. 2001’den 2026’ya uzanan dönemde İstanbul, nüfusunun, yapı stokunun, ulaşım ağlarının ve yerleşim alanlarının sürekli değiştiği bir kent oldu. Bu süreçte yalnızca yeni binalar yapılmadı; üst ölçekli planlar, nâzım imar planları, uygulama imar planları ve plan notları da değiştirildi. Planlama hiyerarşisinin en üstünde yer alan 1/100.000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı açısından önemli bir kronoloji bulunuyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin resmi kayıtlarına göre 2006’da kabul edilip onaylanan 1/100.000 ölçekli plan, İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin 21 Mart 2008 tarihli kararıyla iptal edildi. Daha sonra hazırlanan 1/100.000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı, 15 Haziran 2009’da onaylandı ve yürürlükte. Ancak bu planlar üzerinde de 2018’den itibaren çok sayıda değişiklik yapıldı. Bu kayıtlar arasında kentsel yerleşik alan, kentsel gelişme alanı, sanayi ve depolama bölgesi, lojistik bölge, üniversite alanı ve havza içi rehabilitasyon gibi farklı kullanımlar bulunuyor. Kanal İstanbul amaçlı plan değişikliği de 23 Aralık 2019 tarihli kayıtlar arasında yer alıyor. Bu plan değişiklikleri; İstanbul’un geleceğini belirleyen plan kararları, kentin taşıma kapasitesi, afet riskleri, su havzaları, doğal alanları ve mevcut altyapısıyla ne ölçüde uyumluydu? 2001–2026 döneminin tamamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri ve bakanlık tarafından onaylanan bütün 1/100.000, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli plan değişiklikleri ile plan bütünlüğü bozulmuş, kontrol edilemeyen bir sürece girilmiştir. İklim değişikliği tanımı ile topluma yutturulmaya çalışılan gerçekler içinde şiddetli yağışlar kentlerdeki taşkın riskini artırabilen önemli etkendi ancak yağmurun afete dönüşmesini sağlayan şey; plan bütünlüğünü bozan, ranta dayalı plan değişikliklerinin ta kendisidir. İmar planları nerede, hangi yoğunlukta ve hangi koşullarla yapılaşılabileceğini belirler. Plan kararları, zemin ve afet riskleriyle uyumlu değilse veya yapılaşma koşullarıyla altyapı kapasitesi arasında denge kurulmamışsa bugünlerde yaşadığımız afetlere davetiye çıkarılır.
İstanbul’da kentsel dönüşüm, deprem riski ve eski yapı stoku nedeniyle hayati öneme sahip. Kentsel dönüşüm yalnızca eski binanın yıkılıp yerine yenisinin yapılması olarak ele alınmamalı. Dönüşüme imkân sağlayan ve yoğunluk artışları ile plan kararlarını hiçe sayan plan notları yenilenmenin önünü açabilir ama yeni yapılaşmayla birlikte nüfus ve yapı yoğunluğu artıyorsa, yollar, açık alanlar, otoparklar, yağmur suyu sistemleri, sosyal donatılar ve acil ulaşım güzergâhları da bu artışa göre planlanmamışsa yine felaketlere yol açılmış demektir. Dönüşümün başarısı yalnızca kaç binanın yenilendiğiyle değil, ne kadar güvenli bir yaşam çevresi oluşturulduğuyla ölçülmelidir. Bu çerçevede yapılması gerekli çalışma; 2001-2026 arasında İstanbul’da yapılan üst ölçekli, nâzım ve uygulama imar planı değişikliklerinin eksiksiz sayısı ve mekânsal dağılımını ele almak; yapı yoğunluğunu artıran veya arazi kullanımını değiştiren plan tadilatlarının, özellikle afet riski taşıyan bölgelerdeki etkilerini değerlendirmek; dere yatakları, taşkın alanları, su havzaları ve doğal su akış yolları üzerinde alınan plan kararları ile bunların yargı denetiminden geçen örneklerini incelemek; bina çökmeleri, taşkınlar ve su baskınlarının meydana geldiği alanların geçmiş imar planları, ruhsatları ve altyapı kararlarıyla karşılaştırmak; iptal edilen planlar, uygulamaya konan plan değişiklikleri, kurum görüşleri ve denetim sonuçlarını kamuya açık, karşılaştırılabilir bir biçimde yayımlamak olmalıdır.
İstanbul’un sorunu yalnızca eski binalar değildir. Sorun, yapı güvenliğinden su yönetimine, ulaşım kararlarından doğal alanların korunmasına kadar birbirine bağlı meselelerin aynı planlama bütünlüğü içinde ele alınıp alınmadığıdır. Bir yanda deprem ve çökme riski taşıyan yapılar, diğer yanda yağmur suyunu taşıyamayan kent altyapısı… Bir tarafta dere yatakları ve taşkın alanları, diğer tarafta yeni yapılaşma talepleri… İşte İstanbul’un felaketini hazırlayan 2001-2026 dönemindeki ranta dayalı imar planı değişiklikleri, yapılaşma kararları, afet riskleri bağımsız, şeffaf ve bilimsel bir çalışmayla incelenmelidir. Sonuçlar mahalle mahalle, plan plan ve karar karar kamuoyuna açıklanmalıdır. İstanbul’un ihtiyacı yalnızca yeni binalar değil; güvenli yapılaşma, doğal alanları, su yolları ve kamusal yararı birlikte koruyan bir planlama anlayışıdır. Bütün bu yaşananlardan sonra her felakette gündeme taşıdığımız sorunların ana teması; “İstanbul’un 25 yıllık planlama geçmişinin hesabının, yalnızca felaketlerden sonra sorulması” mıdır?
Yeni felaketler yaşanmadan önce bilimsel verilerle ortaya koyup gerekli önlemleri alacak çalışmalara ne zaman başlayacağız? Rant yine bilimin önünde mi yer alacak?








