Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın Rusya konusunda ters düşmesi, Japonya’yı ciddi bir jeopolitik açmazla karşı karşıya bırakıyor.
Japonya’nın gönlünün Avrupalılardan yana olduğu biliniyor. Tokyo, Rusya’nın saldırganlığına karşı Ukrayna’ya destek veriyor. Rusya’nın Pasifik’te kendisine açık tehdit oluşturabileceğinin farkında. Mesela Rusya’nın elindeki Habomai Adaları. Japonya’ya bağlı Hokkaido bölgesine 4 kilometreden az mesafedeler.
Japonya’nın en büyük kaygısı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Çin için emsal olmasıdır. Çin de ileride aynı şeyi Tayvan veya Japonya’ya karşı deneyebilir. Bilindiği gibi Çin, Diaoyu Adaları olarak andığı Japonya’ya bağlı Senkaku Adaları üzerinde hak iddia ediyor. Japonya bu yüzden ısrarla “Bugün Ukrayna’da yaşananlar yarın Doğu Asya’da yaşanabilir” uyarısında bulunuyor.
Rusya’nın Kuzey Kore ile sıkı bağları da Japonya’yı tedirgin ediyor. Japonya, Kuzey Kore’yi terörist devlet olarak görüyor. Rusya’nın desteğinin Pyongyang’ın askeri kapasitesini artırma olasılığı Tokyo’yu endişelendiriyor.
Japonya gümrük tarifeleri konusunda Avrupa ile aynı kaderi paylaşıyor. Ama bir farkla; Washington, Avrupa Birliği’ne %20, Japonya içinse %24 tarife uyguluyor.
Bu durumda Japonya ne yapabilir? Birincisi, Avrupa’nın yolundan gidebilir ve ABD’ye tarife uygulayabilir. İkincisi, Japonya savunma yeteneğini artırmaya yönelebilir. Üçüncüsü, aralarında Avrupalı ortaklarının da bulunduğu, kendisiyle benzer kaderi paylaşan ülkelerle işbirliğini derinleştirebilir.
Bunlar kâğıt üzerinde cazip senaryolar. Ama kısa ve hatta orta vadede bir karşılıkları yok.
AB ile Birleşik Krallık birlikte 517 milyon nüfusa ve 23 trilyon dolar gayri safi yurtiçi hasılaya sahipler. Buna karşılık Rusya’nın nüfusu sadece 144 milyona, gayri safi yurtiçi hasılası ise 2 trilyon dolara tekabül ediyor. Yani iş o noktaya gelirse, Avrupa kendi başına Rusya’nın karşısına dikilebilir. Oysa aynı şeyi Japonya için söylemek mümkün değil. Japonya’nın nüfusu 124 milyon (ve azalıyor), gayri safi yurtiçi hasılası ise 4 trilyon dolar civarında.
Üstelik Japonya nükleer güce sahip üç diktatörlüğün; Rusya, Çin ve Kuzey Kore’nin tehdidi altında.
Özetle; Japonya, Avrupa’ya göre daha ciddi bir güvenlik riskiyle karşı karşıya. Bu zaafı artıran başka faktörler de var. Birincisi, savunma harcamalarını gayri safi yurtiçi hasılanın %1’i ile sınırlı tutan politikadır. Diğeri ise Japonya’nın kendini savunmasını engelleyen, zamanın gerisinde kalmış anayasasıdır.
Avrupalı ülkeler bir araya gelseler bile ABD’nin Pasifik’teki gücüne yaklaşmaları imkânsız. Rusya ve ABD ile zaten sorun yaşayan Avrupa, bir de Çin ile uğraşmak istemeyecektir. Yani Japonya, ABD ile iyi geçinmek zorunda.
Japonya kısa vadede ABD’ye bağımlı kalmaya davam etse bile, uzun vadede kendi savunma kapasitesini geliştirmek zorundadır. Mesela savunma harcamalarını 2027 yılı itibariyle %2’nin üzerine çıkarabilir.
Güvenliğini ABD’ye emanet edemeyeceğini anlayan ve üçlü tehditle (Çin, Rusya, Kuzey Kore) karşı karşıya olan Tokyo için nükleer tabusunu yıkmanın ve bu seçeneği masaya getirmenin zamanı gelmiş görünüyor.







