Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Osman Kavala davasında AİHM tahliye istedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Gezi Parkı davası nedeniyle 18 Ekim 2017’den bu yana cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın başvurusuna dair kararını 25 Ağustos’ta Strazburg’da açıkladı. Mahkeme, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) beş ayrı maddesini ihlal etmekten mahkûm etti.

Kararlar 15’e karşı 2 oyla alındı. Muhalif kalan yargıçlar Faris Vehabović ile Türkiye’den seçilen Saadet Yüksel oldu.

Mahkeme, ifade özgürlüğü (10. madde), toplanma ve örgütlenme özgürlüğü (11. madde), adil yargılanma hakkı (6. maddenin 1. fıkrası), özgürlük ve güvenlik hakkı (5. maddenin 1. fıkrası) ile hakların sınırlandırılmasına ilişkin 18. maddenin ihlal edildiğine hükmetti. Ayrıca koşullu salıverilme imkânı tanımayan ağırlaştırılmış müebbet cezasının, denetim mekanizması bulunmaması nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3. maddeyi ihlal ettiğini tespit etti.

Kararın merkezinde, Kavala’nın 25 Nisan 2022’de verilen ve kesinleşen mahkûmiyetine ilişkin tespit yer alıyor.

Mahkeme, bu mahkûmiyetin “bariz bir adalet reddi” (flagrant denial of justice) oluşturan bir yargılamadan çıktığına hükmetti. Karara göre yargılama, usulün adilliğini ve mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerini etkileyen ciddi ve temel eksikliklerle sakatlandı. Mahkeme bu eksikliklerin, iç hukukun yorumlanmasında sıradan bir hatanın ötesine geçen bir keyfilik ortaya koyduğunu belirtti.

Tepkiler

Adalet Bakanlığı yetkilileri basınla paylaştıkları bilgi notunda AİHM’nin kararını “Türkiye’ye karşı takınılan yanlı yaklaşımın son örneği” diye niteledi.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum ise yaptığı sert açıklamayla ileri bir adım atarak, “Türkiye AİHS’ye taraf olma durumunu ve AİHM’ye bireysel başvuru imkânını gözden geçirmeye zorlanıyor” ifadelerini kullandı. Uçum daha sonra yaptığı bir başka açıklamada ise AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlanan anayasanın 90. maddesinin ilgili bölümü için, “Türkiye yeni anayasasını yaptığında muhtemelen bu hüküm muhafaza edilecek hükümler arasında yer almayacaktır” dedi.

Ankara’dan gelen sert tepkiler sürecin nasıl işleyeceğine ve Türkiye’nin bundan sonra atacağı adıma dair tartışmalara yol açtı.

DW Türkçe’ye konuşan eski AİHM yargıcı Rıza Türmen, son karanın “gayet iyi yazılmış” olduğunu ve Kavala dosyasıyla sınırlı kalmadığını belirterek, AİHM’nin Türk yargı sistemindeki temel aksaklıklara, özellikle de yargının siyasal amaçlarla araçsallaştırılmasına işaret ettiğini belirtti.

Türmen’e göre karar sadece Kavala ile sınırlı olmayıp, devam eden “İBB davası” gibi başka yargılamalara da uzanıyor.

Son kararın Kavala hakkındaki üçüncü ve en sert karar olduğuna da işaret eden Türmen, üçüncü karardan sonra Avrupa Konseyi’nin duruma seyirci kalmasının “daha zor” hale geldiğini düşünüyor. Türmen, Kavala hakkında “iki karar” bulunduğunun söylendiğini, ancak aslında AİHM önünde üç karar bulunduğunu belirtti: “İki tanesi Osman Kavala’nın başvurusu üzerine verildi ama bir de üçüncüsü var. Birinci karar uygulanmayınca Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatıldı. Bakanlar Komitesi üçte iki çoğunlukla kararı AİHM’ye gönderdi; Türkiye karara uyuyor mu, uyguluyor mu diye sordu. Bir de o karar var.”

Ankara’nın kararı yine uygulamaması durumunda ne olabileceği sorusunu ise Türmen şöyle yanıtladı: “Bana kalırsa gerek Parlamenter Asamble’de gerek Bakanlar Komitesi’nde baskı artacaktır. Avrupa Konseyi’nde üçlü bir mekanizma var Parlamenter Asamble, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter arasında. Kararı uygulatmak için bu üçlü anlaşmayı devreye sokabilirler.”

Kavala’dan açıklama

Kavala, AİHM kararının mahkûmiyet sürecinin incelenmesini kapsadığını belirterek önceki AİHM kararlarında olduğu gibi son kararda da “suç işlendiğini gösteren ikna edici somut delil olmadan özgürce yaşama hakkının kısıtlanamayacağının” vurgulandığını söyledi ve şunları kaydetti: “AİHM’nin benimle ilgili aldığı Büyük Daire kararı, mahkûmiyet sürecinin incelenmesini kapsıyor. Bu kararda da, bundan önceki iki AİHM kararında olduğu gibi, suç işlendiğini gösteren ikna edici somut delil olmadan özgürce yaşama hakkının kısıtlanamayacağı vurgulandı. İlk Gezi davası kapsamında 2020 yılında verilen beraat kararında da suç işlediğime dair delil olmadığı gerçeği ortaya konulmuştu.

AİHM son kararıyla mahkemelerin olaylarla ilgili genel değerlendirmeler ve faaliyetlerin amacı hakkında niyet okuma içeren akıl yürütmelerle mahkûmiyet kararı verebileceği anlayışının kabul edilemez olduğunu belirtmiş oldu.

Yasalarca suç sayılan bir eylemde bulunmayan insanların özgürce yaşama haklarının kısıtlanamayacağı temel insan hakları ilkesidir. Bu hakkın korunması, kamuda bu ilkeye mutlak biçimde riayet edilmesinin sağlanması da hukuk devletinin yurttaşlara karşı yükümlülüğüdür.

AİHM kararlarına uyulması asıl olarak bu yükümlülüğün yerine getirilmesi ile ilgilidir, bunun için gereklidir.”

Yazarın Diğer Yazıları

Tarihte bu ay: Eylül

01 Eylül Dünya Barış Günü 30 Eylül Abhazya Zafer Bayramı Eylül 1918 Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’nin kuruluşu 06 Eylül 1570 Prenses Goşenay’ın (Maria) oğluyla beraber zehirlenerek öldürülmesi 29...

Tsey Mahmut Özden Dere Çerkes’te anıldı

5 Kasım 1977’de Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nde (bugünkü Ankara Çerkes Derneği) Türkiye genelindeki Kafkas derneklerinin federasyonlaşması başlığıyla düzenlenen toplantı çıkışında meçhul bir araçtan...

Kadim içecek ‘Begeni’ yapımı

Alan Kültür ve Yardım Vakfı’nın “Kumel” adlı kadim içeceğin bir başka çeşidi olan “Begeni” yapımı için düzenlediği yarışma 16 Ağustos’ta vakıf binasında gerçekleştirildi. 7 yarışmacının...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img