Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Durum muhakemesi – 38

Ortak irade merkezi

Çerkes halkı bu topraklara (Osmanlı coğrafyasına) sürgün edilmeden önce, Rus çarı ve Osmanlı padişahı arasında bir nevi yasal altyapı hazırlamak amacıyla, bir anlaşma yapıldığını biliyoruz. Yaklaşık 1,5 milyon Çerkes Osmanlı İmparatorluğu topraklarına sürgün edilirken, imparatorluk çöküş döneminde ve sürekli savaş ortamında idi. Çerkesler, hayatta kalabilme mücadelesi ile birlikte, savaş cephelerinde Osmanlı ordusunun en ön saflarında yer almak zorunda kaldılar.

İmparatorluk yıkılıp TC Devleti kurulduktan sonra da fakirlik, yoksulluk devam ediyordu. Ne var ki, ülkede siyasi ve ekonomik gelişmeler devam ederken, Çerkes halkı bu gelişmelerin dışında ve uzağında kaldı. Zira, iklimini, coğrafyasını, insanlarını ve dillerini bilmedikleri ortamlarda, azınlık konumunda hayata tutunmaya çalışıyorlardı. Üstelik bir bahane ile hain damgasını da yedikten sonra tamamen saf dışı bırakılmışlardı.

Bu durumda, Çerkeslerin siyasi ve ekonomik hayata katılmaları ve örgütlenme çabaları çok gecikti. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra değişen siyasi ortam ve demokrasi rüzgârlarının esmeye başlaması üzerine, ülkede tek parti dönemi ile birlikte yasaklar kısmen sona ermişti. Köyden kente göçlerin de başlamasıyla büyük şehirlerde yoğunlaşan Çerkesler, kısıtlı imkânlarla da olsa, kültür ve sosyal yardım amaçlı derneklerini kurarken, Kuzey Kafkasya kökenli gruplar (Adige, Abaza, Oset, Karaçay, Çeçen, Dağıstanlı…) arasında ayrım söz konusu değildi. Birlikte kurdular ve birlikte örgütlenmeye çalıştılar.

Ancak, ülkede siyasi istikrarsızlık ve ideolojik çatışmaların yoğunlaştığı dönemlerde, farklı siyasi görüş, inanç ve ideolojilerden etkilenen bazı kişi ve grupların, ortak kültür ve ortak amaç ilkelerinden uzaklaşıp, siyasal ayrışma yollarını tercih ettiklerini gördük.

Daha sonra, Sovyetler Birliği’nin dağılışını takip eden süreçte, anavatan ile ilişki kuran bazı kişiler, Kafkasya’da dil gruplarına göre siyasi ve coğrafi konumlarından etkilenerek, etnik yapılar bazında ayrışmayı başlattılar. Zira, işgalci Rus yönetimlerince, “böl, parçala, yut” yöntemi gereği, anavatanda kalan yerli halkları dil, etnik yapı ve coğrafi farklılıkları üzerinden, birbirlerinden uzaklaştırma ve yabancılaştırma politikaları sonucu bugünkü durum planlanıp uygulanmıştır.

Gelinen aşamada, yaşadığımız bilgi çağında, tarihi anavatanı, kültürü, kaderi ve gelecek için amaçları ortak olan biz Kafkasyalıların, tarihi ve güncel hak ve çıkarlarını birlikte savunmaları gerektiği anlaşılmaktadır. Vatan savunmasında bu birlik yeterince gerçekleşemedi ise de daha sonra, fırsat doğdukça birlikte bağımsız devlet kurma iradesini gösterebilmiş olan bu halklar, bundan sonra da aynı ortak iradeyi gösterebilirler.

Birlik ve ortak iradeden bahsederken, genelde yanlış anlaşılan etnik yapı, dil ve coğrafya farklılıklarını yok sayan toptan üniter birliktelik değil, mevcut farklılıklarımızı ve kurumsal yapılarımızı koruyarak, ortak anavatan, ortak kültür, ortak kader ve ortak amaçlar üzerine kurulması gereken stratejik anlamda birlikten söz etmek istiyorum. Zira, önümüzdeki engeller aynı, amaç ve hedefler ortak ise, ortak irade ve ortak güce ihtiyacımız var.

Dünyada ABD, Kanada, İngiltere Krallığı, İsviçre gibi gelişmiş devlet yapıları, farklı dil, kültür ve etnik yapılara karşın, ortak irade ve ortak çıkarın eserleridir. Yine yanlış anlaşılmasın, hemen devlet kurma girişiminden bahsetmiyoruz. Diasporada güçlü olmak ve anavatanla birlikte varlığımızı geleceğe taşımak istiyoruz.

Mevcut dağınık halimize rağmen, milyonlarla ifade edilen diaspora nüfusumuzun var olan potansiyel gücünü temsil edebilecek, ORTAK İRADE MERKEZİ anlamında stratejik bir üstyapının gerçekleşmesine ihtiyaç vardır. Bunun için, başta örgütlü yapılarımız dernekler, federasyonlar, vakıflar ve gruplarımızın, DİYALOG, UZLAŞI ve İŞBİRLİĞİ anlayışı ile hareket etmeleri gerekiyor. Durum bundan ibaret.

Genel kurulu yaklaşan, en geniş tabanlı kurumumuz KAFFED’in, bu birlikteliğe doğru bir adım atmak amacıyla, önümüzdeki genel kurula diğer Kafkasyalı federasyonlar, vakıflar ve bağımsız dernek ve kurumların başkanlarını usulen davet etmesini temenni ediyorum. Atılacak bu ilk adım, siyaseten ve nezaketen çok değerli olacaktır. İhtiyacımız ve tek çıkış yolumuz olan, ortak irade ve stratejik gücün gerçekleşmesi ümidini uyandıracak ve toplumun desteğini artıracaktır.

Katılacak diğer kurum başkanı veya temsilcilerinin de genel kurulda, birlik ve bütünlük temennisinden öte, eleştirel veya çatışmacı bir söz söylemeyeceklerinden eminim. Aksini yapan olursa, kendi ayıbı olarak kalır ve kurumunu toplum desteğinden uzaklaştırmış olur.

Yazarın Diğer Yazıları

Durum muhakemesi – 37

CHP’nin halleri Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu yıkılırken, Anadolu coğrafyasında cereyan eden İstiklal Savaşı kazanıldı ve yıkılan Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu....

Durum muhakemesi – 36

Aidiyet meselesi Yaşadığımız dünyada, belki de kâinatta da geçerli bir temel kural vardır. Canlı veya cansız her varlık ait olduğu ortam ve şartlarda güçlüdür ve...

Durum muhakemesi – 35

Toplumsal çözüm arayışları Rus-Kafkas savaşlarının genelde 101 yıl sürdüğü bilinse de silahlı mücadele 1711 yılında Rusların saldırı amaçlı Mezdeug Kalesi ve askeri garnizonunu inşası ile...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img