Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu yıkılırken, Anadolu coğrafyasında cereyan eden İstiklal Savaşı kazanıldı ve yıkılan Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. General Mustafa Kemal liderliğinde savaşı kazanan ve yeni devleti kuranlar Osmanlı ordusunun subayları idi. Üstün liderlik vasıfları ile öne çıkan Mustafa Kemal (Atatürk) devletin kuruluş şekli ve şartlarını tek adam rolünde belirlerken, ülke siyasetini de şekillendiriyordu.
Kendisine muhalefet edecek, rakip olacak güçleri bertaraf ettikten sonra planlarını engelsizce uygulamayı başardı. Cumhuriyet kavramı gereği siyasetin de şekillenmesi gerekiyordu. 9 Eylül 1923’te ‘Halk Fırkası’ kuruldu, 1924’te ‘Cumhuriyet Halk Fırkası’ ismini aldı, 1935’te ‘Cumhuriyet Halk Partisi’ oldu. O günün şartlarında tek parti-tek adam yöntemi ile her şey yolunda, rayında ilerliyor, devletin kurumları oluşuyor, CHP de gelişiyor ve güçleniyordu. Şehir ve kasabalarda yaşayan, başta devlet memurları ve halkın ileri gelenleri, tüccar, esnaf hemen hemen hepsi partinin üyesi ve devletin imtiyazlı vatandaşlarıydı.
%80’i köylerde yaşayan halkın bu gelişmelerden haberi bile yoktu. Zira o zamanlar iletişim diye bir şey söz konusu değildi. Partinin ve devletin sesi, Anadolu Ajansı ve Cumhuriyet gazetesinin ilgi alanları farklıydı. Tek gazete Cumhuriyet köylere pek ulaşmazdı. Ulaşsa bile okuyanı pek olmazdı. Zira köylerde okuma yazma oranı %3’ü geçmezdi.
Bu koşullar çerçevesinde CHP demek devlet demekti. CHP tek parti olarak temellenip güçlenirken partinin sabit ve sadık üye ve seçmen kitlesi zaten belliydi. Usulen yapılan seçimler için milletvekili adayları parti yönetimi veya cumhurbaşkanı tarafından belirlenir ve seçimler yapıldıktan sonra, açık oy kapalı tasnif sayım yöntemi ile TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) oluşur ve göreve başlardı.
Durum böyle ilerlerken, iki kez sahneye çıkarılan kontrollü muhalefet partisi denemeleri yapıldı ise de ömürleri çok kısa oldu. 1938 yılında Ulu Önder Atatürk’ün ölümünden sonra cumhurbaşkanı olan ikinci adam İsmet İnönü (Milli Şef) döneminde de durum değişmedi. 13 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlere kadar, 27 yıl boyunca tek adam-tek parti sistemi devam etti.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı’dan gelen demokrasi rüzgârının etkisi ile durum değişti. 13 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde ezici çoğunlukla iktidara gelen Demokrat Parti döneminde, CHP 10 yıl boyunca muhalefette kaldı. CHP’nin genel başkanı çetin ceviz misali İsmet Paşa’ya karşı, iktidar partisi Atatürk’ü parlatarak güçlü Atatürk figürünü kullanmayı tercih etti ve bu amaçla özel olarak Atatürk’ü koruma yasasını çıkardı.
Zira Atatürk’ün ölümünden sonra cumhurbaşkanı olan Milli Şef İsmet Paşa, elinden gelse Atatürk’ü tarihten silecekti. Kendisi cumhurbaşkanı olur olmaz Atatürk’ün heykellerini yıktırıp kendi heykellerini yaptırdı. Türk parasından resmini kaldırtıp kendi resmini koydu vb. Bu gelişmeler CHP içindeki fanatik Atatürkçü kitleyi daha da sertleştirdi. Milli Şef de zamanla o kitleye ayak uydurmak zorunda kaldı ve CHP slogan partisi olarak muhalefet görevini sürdürmeye devam etti.
Bu gelişmeler gösteriyor ki, tek adam-tek parti dönemlerinde de CHP’de sular durulmuyordu. Çatışmalar, kavgalar devam ediyordu. Ne var ki, tek adam-tek parti disiplini gereği kırılan kollar yen içinde kalıyordu. 27 Mayıs 1960 ihtilali (askeri darbesi) ile Demokrat Parti iktidardan uzaklaştırılıp kapatıldıktan sonra da CHP tek parti döneminden kalma, yaklaşık %20 bandında sabitlenen oy potansiyeli ile muhalefet konumunu devam ettirdi.
Bu arada istisnai bir durum oldu. 1970-1980 döneminde, parti başkanlığını Milli Şef İsmet Paşa’dan devralan Bülent Ecevit, ‘Karaoğlan’ unvanı ile CHP’yi iktidar düzeyine yaklaştırdı ve koalisyon hükümeti başbakanı olarak Kıbrıs harekâtını gerçekleştirdi.
12 Eylül 1980 askeri darbesinde kapatılan bütün siyasi partilerle birlikte CHP de kapatıldı. Daha sonra da yapılan serbest seçimlere katılmak üzere kurulan siyasi partilerden CHP çizgisinde olan hiçbir parti iktidara yaklaşamadı. Buna rağmen yasaklar kaldırıldıktan sonra Deniz Baykal CHP adıyla partiyi yeniden kurdu ise de CHP %20-25 bandında oy oranını hiçbir zaman aşamadı ve muhalefet görevine devam etti.
Ulu Önder tarafından kurulan ve TC’nin kurucu partisi unvanına rağmen CHP, tek parti döneminden sonra neden hiç seçim kazanarak iktidar olamadı? Bu sorunun birden fazla cevabı var. Başlıcalarını sıralamak istersek:
1. TC Devleti kurulduktan sonra, tek parti döneminde 27 yıl boyunca uygulanan baskı ve korku rejimi sosyal hayatı kısıtlarken, “Köylü memleketin efendisidir” söylemine karşın, %80’i köylerde yaşayan halkın yaşam koşulları pek değişmedi.
2. Ulu Önder ve Milli Şef politikaları ile şehir ve kasabalarda, halkevleri ayrıcalığına sahip devlet erkânı ve parti üyelerinden oluşan yaklaşık %20 oy potansiyeli sabit kaldı.
3. Tek parti döneminden sonra başlayan ve giderek yoğunlaşan köyden şehre göçlerin oluşturduğu büyük şehir varoşlarındaki seçmen kitlesinin hafızasında, tek parti dönemlerinden kalma yaşanmışlıklar halen mevcuttur.
4. Partinin kurucu liderleri ve yöneticilerinin dine ve dindarlığa karşı soğuk tutumlarından kaynaklı, %98’i Müslüman olan ülke halkının hafızasında CHP’ye soğuk duruş halen devam etmektedir.
5. Parti bünyesinde sürekli var olan iç çekişmeler ve kavgalar, seçmen kitlesinde partiye güvensizliği sürekli artırmıştır.
6. CHP bayrağında, partinin ilke ve ideolojilerini temsil eden 6 oktan 3’ünün; “Milliyetçi, Devletçi, Devrimci” kavramlarının Türk seçmeninin %20 sabit bandı dışında, %80’inde karşılığı yoktur.
Bu koşullarla birlikte CHP’nin ortalama %20 civarında sabit oy potansiyeli ile ana muhalefet partisi olma ihtimaline istinaden, milletvekili seçilme cazibesi devam ediyor. Zira bir dönem milletvekili süreci yaşayan vatandaş, ömür boyu ballı yüksek maaş ve devlet olanaklarından ücretsiz yararlanma şansını yakalıyor. Dolayısıyla iktidara talip olma iddiası ve amacı pek önemli değil.
Bu durumda, Türkiye’de siyasetin rant kapısı özelliği devam ettiği sürece halka ve devlete hizmet üreten bir sektör olma ihtimali yoktur. Buna karşın ne yazık ki mühür siyasetin elinde olduğuna göre, normal şartlarda durumu değiştirmek çok zor.
Nihayet, son zamanlarda CHP’nin geldiği durum ortada. Son yerel yönetim (belediye) seçimlerinde, iktidara tepki oyları ve yerellik koşullarının etkisi ile açık ara öne geçmelerine karşın kendi iç kavgaları ve yaratılan kaos ortamı nedeniyle, güçlü Cumhur ittifakı ve AKP iktidarı karşısında bölündüler ve darmaduman oldular. Bölünen her iki taraftan birileri, özellikle Yeni Parti, putlaştırılan Atatürk fanatizmiyle her vesilede Anıtkabir’e koşmakla bir yere varılamayacağını, toplumda karşılığı olan politikalara dümen kırmanın zorunlu olduğunu fark etmiş gözüküyor. Bekleyeceğiz ve göreceğiz.








