Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Citroen DS restorasyonu anıları

Yıl 1996. İstanbul, Taksim, Tepebaşı’ndayım. Bugünkü TRT binasının bulunduğu yerde fuarlar organize ediliyor. İnşaat, yapı ve dekorasyon fuarlarına devamlı gidiyorum. Fuar alanının alt katındaki kapalı otoparkta her gittiğimde gördüğüm ve uzun uzun incelediğim bir araca takılıyorum. 1974 model Citroen DS. Bu süreç tam iki yıl devam etti. Park halindeki araç toz içindeydi. Ve sonunda dayanamadım. Otopark yetkilisine gidip araç hakkında bilgi aldım. Ve sahibine de ulaştım; Emre Mangaloğlu. O da benim gibi bir mimarmış. Aracı restore etmek amacı ile almış, ama işlerinden dolayı bir türlü fırsat bulamamış. “Satar mısın?” dedim. Durdu. Önce “Hayır, onu restore edeceğim” dedi. “Tam iki yıldır her fuara gelişimde bu aracı izliyorum. Ben de Citroen hastasıyım, zamanım da uygun, bana satın, ben restore edeyim” dedim. İlk yaklaşımı pek sıcak olmadı. Zira bu tür araçların yedek parçalarının temini mümkün olmadığı için aracı parçalayıp satacağımı düşündü. Israrla “Onu yeniden yaratacağım” dedim. Bu araca olan tutkumu anlamış olacak ki “Tamam” dedi. Çok zaman geçirmeden aracı 20.05.1996’da aldım.

Citroen DS, Tepebaşı kapalı otopark

Citroen DS… Uzun zamandır hayalimdeki otomobile kavuşmuştum. Citroen DS’ler 6 Ekim 1955’te ortaya çıktığında yalnızca yeni bir model değil, İtalyan heykeltıraş ve tasarımcı Flaminio Bertoni’nin tasarımı ile tam bir devrim yaratmıştı. Tanıtıldığı ilk gün 12 bin sipariş almıştı. Önden çekişli, aerodinamik, hidropnömatik, süspansiyonlu, hidrolik direksiyonlu, yükseklik ayarlı, son derece konforlu, radikal tasarıma sahip bir otomobildi. Bütün bu özellikleri ile 20. yüzyılın en önemli otomobillerinden biriydi. 1955’ten 1975’e kadar 20 yıl üretildi.

Orijinal domuz derisi döşemelerdeki yıpranmalar

Aracın tasarımına hayrandım. Türkiye’de çok yoktu. Olanlar da orijinalliğini yitirmiş haldeydi. Satın aldığım aracın kasası orijinal ve hiç el sürülmemiş halde, ilk fabrika çıkışı ile duruyordu. Satış işlemlerinden sonraki gün, yanıma bir bidon benzin, bir akü, bir araç pompası, bazı araç gereçleri ve Tepebaşı’nın hemen arka yolundaki oto lastik tamircisini de alarak otoparka gittim. Yıllardır açılmamış kapısının ardından içini iyice izledim. Koltuk ve göğüsteki tozları temizledim. Döşemeler uzun yıllar bakım yapılmadığı için ciddi yıpranmıştı. Kaputu açıp aküyü bağladık. Otomobilin lastiklerine hava basıp deposuna da benzini doldurdum. Yağını, suyunu kontrol ettim. Bu kadar uzun zamandır otoparkta yatan araç acaba çalışacak mıydı? Her şeyi tekrar kontrol edip kontak anahtarını çevirdim.

O ne muhteşem bir andı. Araç hiç teklemeden çalıştı. Ön tarafında oturmuş bekleyen oto lastik tamircisi, hidrolik sistemin devreye girmesi ile aracın yükselmesinden korkup kendini kenara attı. O an hissettiğim duyguları anlatamam. Motorun sesi ve yerden yükselen kitlenin görüntüsü, adeta “Ben yaşıyorum, yaşayacağım” diye bağırması… Tabii bunu hissedebilmek ve anlayabilmek için Citroen DS’e çok büyük bir tutkunuz olmalı.

Aracı bir müddet çalıştırıp alt kattaki oto yıkamacısına indirdim. Her şey normaldi. Vites geçişleri, fren sistemi vs. Oto yıkamacı alaycı bir tavırla, “Ne yapacaksın bu hurdayı” diye gırgır geçti. Hiç etkilenmedim. Sadece “Bakımını yaptıracağım” dedim. Tazyikli su yıllardır üzerinde biriken toz ve pisliği temizlerken, zaman içinde kaportada meydana gelen çürükler de ortaya çıkıyordu. Üzerindeki orijinal boyası ve rengi hâlâ muhteşem görünüyordu. İlk temizlikten hemen sonra araç ile yola çıktım. Kartal’daki evime geliyordum. Boğaz Köprüsü ve TEM yolu üzerinden günün doğal trafiğinde yol alırken, ilk kullanımın verdiği heyecan ve güzel duygu beni adeta mest etmişti. Uzun zamandır yatan bu aracın fren sisteminden tutun da teker bilyaları, rotları ve mekanik çalışan ne varsa hiçbirinin yattığı bu sürede olası aksamalarını dahi düşünemiyordum. Kilometre100, 120, 140’lara kadar çıkıyordu. Bu tam bir sarhoşluk gibiydi.

Ertesi günü hiç vakit kaybetmeden Atatürk Sanayi Sitesi’nde daha önceden sözleştiğim Hasan Usta ile buluştum. Citroen ustasıydı. Bu tür araçların orijinal yapısına uygun restorasyonları konusunda da uzmandı. Araca ait tüm kaporta, boya, döşeme, elektrik vs. işlerini organize edecekti. İlk iş kaporta atölyesine gittik. Ön kaput alüminyum, tavan ise polyester malzemesindendi. Arka çamurluklar o kadar basit sökülüyordu ki, ana kasaya bağlı bir civata ve çamurluğu tutan ön geçmeleri ile kasaya bağlanıyordu. Yapılacak işlerin listesi, mali boyutu, iş zamanı gibi konuları konuştuk. Araç üzerinden sökülen tüm parçalar ayrı ayrı kutulara konup birbirleri ile bağlantılı olanlar da bantlanarak tasnif ediliyordu. Hiçbir parçanın ve elemanın kaybolmaması lazımdı. Zira piyasada onu bulmak çok zordu veya mümkün değildi. Belki de işin ıstırap veren ama bir o kadar da heyecan yaratan tarafı buydu. Bu tür araçları bulmak, orijinaline uygun restore etmek, ortaya çıkarmak çok çok zordu. Zaten Citroen DS gibi araçların restorasyonlarını, ancak bilen ve bunlara tutkusu olan kişiler yapabilirdi. Bu duygunun mantığını, ekonomisini, gerçekçiliğini tartışmak veya gündeme getirmek bile mümkün değildi. Zira bu bir önlenemez tutkuydu.

Kaporta bakımları sırasında eksik olan bazı parçaların da temini gerekiyordu. Kartal’daki işyerimden hemen hemen her gün araca bakmaya, yapılanları izlemeye gidiyordum. Far çerçeve çıtası ile yan gövde çıtalarında eksiklikler vardı. Ayrıca jant kapağı takımı da eksikti. İki farklı kapak türü de tam değildi. O kadar hevesle restorasyonla ilgileniyordum ki, harcadığım zamanın ve bazı harcamaların farkında bile değildim. Açtığım dosyaya araç ile ilgili yapılanları, ödemeleri, verilen çekleri ve tüm detayları yazıyordum. Bazı parçaların temini ve yaptırılması süreçlerinde sanayi sitesinin bu konuda çalışan birçok ustasını tanıma imkânım da oldu. Paslanmaz sacdan yan gövde çıtalarını yaptırdım. Orijinalinden görselde hiçbir farkı yoktu. O zanaatkâr ustaların kendi tezgâhlarında yaptıklarını gördükçe hayran kaldım. Eksik olan ne varsa yoktan yaratıyorlardı. Onları izlemek ve ortaya koyduklarını görmek bile ayrı bir keyifti. Araç ile ilgili yapılacak yenilemede onun fabrika çıkışındaki orijinalliğini yeniden yaratmak için en küçük detaylarına bile çok özen gösteriyordum. Boyanması konusunda da kendi rengini tercih ettim. Hamit Usta’nın ellerinde son derece güzel bir şekilde toparlanan araç orijinal rengine boyandı. Üzerindeki krom tamponlar ve diğer aksesuarların tamamı temizlenip monte edildi. Her takılan parça aracı daha da güzelleştiriyordu. Dışı ile ilgili tüm çalışmalar tamamlanmıştı.

Döşemeler için aracı Hasan Usta’nın adamı İsmail Usta’ya, Göztepe’ye götürdük. Döşemeler gerçekten çok yıpranmıştı ve aynı deriden bulmak mümkün değildi. Tüm kapı içleri, koltuklar, tavan döşemesi, tamamı yenilenecekti. Burada radikal bir karar vermek gerekiyordu. Bu ana kadar hep aracın orijinalliğine sadık kalmama rağmen burada koşulların önüme koyduğu gerçekler ile mevcut tüm döşemelerin yeniden kaplanmasına karar verdim. Araç kasa itibariyle o kadar güzel toplanmıştı ki, döşemelerde yapılacak farklı yama çalışmaları pek güzel olmayacaktı. Aracın torpidosu siyah olduğu için tüm iç döşemeleri de buna uyum sağlasın diye siyah deri ile yapmaya karar verdik. Kapılar, ön koltukta kol dayama, arka koltuk kol dayamaları ve aksesuarların tamamı siyah olarak tespit edildi. İsmail Usta’nın Merdivenköy’deki atölyesine işin tüm süreci içinde çok daha fazla gittim. Mevcut minderlerin iç bakımları, onlara konulacak takviyeler, formları ile yakından ilgileniyordum. Zaten bu tür araçlarda bu hassasiyetleri gözetmezseniz ortaya çıkacak olan mutlaka sıkıntı yaratan bir imalat olacaktır. Tabii en önemlisi de bu işi sevmek, otomobile sevdalı olmak.

Araçta hidrolik ile alçalıp yükselebilen sistem

Satın aldıktan sonra devamlı ilgilenerek sürdürdüğüm dört aylık süreden sonra aracımı teslim aldım. İlk mekanik bakımlarını da yaptırdıktan sonra İstanbul yollarına çıktım.

Arabamı günlük kullanmadığım için, zaman zaman bindiğim bir gün Kartal’daki Petrol-İş Mahallesi’nde, büromun önünde, minibüs yoluna eğimli bir yolda park ettim. Bir süre sonra aracımı kullanmak için içine girdim ancak çalıştıramadım. Uzun süre uğraşmama rağmen çalışmadı. Kartal merkezde tanıdığım yılların tamircisi Seyfi Usta’ya gittim. O zamanlar Kartal’ın en popüler ustalarının çalıştığı ve herkesin çok iyi usta olarak beğendiği biriydi. Atölyesinde çalışan birini benimle araca gönderdi. Arabanın yanına geldik. Çocuk benden kontak anahtarını aldı ve çalıştırmaya kalkıştı. Araç çalışmıyordu. O da her araçta yaptığı gibi vurdurarak çalıştırmayı denedi. El frenini boşaltıp vitese taktı ve arabayı yokuş aşağı minibüs yoluna doğru saldı. O kadar ani ve aceleci davrandı ki, araç çalışmadan hidrolik sistem devreye girmez ve fren tutmazdı. Bu araç diğerlerinden farklıydı. Bunu ona söylemeye fırsat bulamadan aracın yola doğru akışını seyrettim. O an aylardır emek verdiğim aracın yaşayacağı bir trafik kazasına şahit olacağımı hissetmem ve o çok kısa sürede bile duyulan acı duyguyu anlatamam. Araç hızla yola girdi ve bir minibüse sol önden çarparak durdu. Tampon eğilmiş, sağ çamurluk hasar almış ve sol ön far camı da kırılmıştı.

Çok üzüldüm. Bütün çalışmalar, emek bir anda yok olmuştu. Olayın nasıl olduğunu, arabanın freninin tutmadığını anlayamayan tamirci işin şaşkınlığını yaşarken, tüm çalışmalara yeniden başlayacak olmanın sıkıntısını hissettim. Ama tutku yine ağır bastı ve Hasan Usta ile yeniden görüşüp, kaporta boya süreçlerini tamamladım. Fakat bir türlü sol ön far camını bulamıyordum. Çok farklı ve içinde gri paralel çizgileri olan, dışa hafif bombeli, sadece bu araca uygun bir far camı… İstanbul’un çıkma parçacılarının büyük bölümünü aradım; yok, yok. Her uğradığım yerde aldığım yanıttan o kadar moralim bozulmuştu ki… Bostancı Sanayi Sitesi’nin orta yol aksının sonundaki çıkma oto parçaları satan dükkâna girdim. Gözlerim de bir taraftan rafları süzüyordu. Dış cepheye bakan vitrinin üst rafında far camlarını gördüm. O an o kadar sevinmiştim ki… İki cam (sağ ve sol far camı) arası kâğıtla kapanmıştı. Hemen indirmesini rica ettim. Evet, orijinal Citroen DS far camlarıydı. “Abi o kadar uzun zamandır bu camlar bende ki, ne soran ne alan oldu. Ben de oraya çıkardım” dedi. Hazine bulmuş gibi sevindim. İkisini de aldım. Hemen sanayi çarşısına gidip monte ettirdim. Şimdi Citroen DS yeniden yollardaydı.

Sağ ve sol far içinde yer alan iki yuvarlak aydınlatmanın iç kısmındaki far sarı spotlu olup, direksiyonun yönüne göre dönen bir sistemi vardı. Arka spotlar tamponun üstüne gelen ilave alan içine çok güzel bir ölçü ile konmuştu. Sağ ve sol çamurluğun arkasında onları kasaya bağlayan kromajlı somun ve altında da kedigözü reflektörler yer alıyordu.

Citroen DS’i 5 yıl keyifle kullanıp sattım. Bu kadar sevdiğim ve emek verdiğim aracı satmamı bugün bile hâlâ anlamlandıramıyorum. Citroen DS’lere olan ilgim daha sonra alıp bindiğim, birçok farklı klasik Citroen’e rağmen hiç eksilmedi.

Belki gelecekte yeniden… Ama aradan geçen zaman ve bu araçların artık piyasadan tamamen çekilmiş olmasından dolayı çok nadir bulunması bu arzumu hep öteledi. Belki biraz yaşlandım. Ama o sevgi dünkü kadar derin ve var. Her şeye rağmen bu kadar tutkulu olduğum Citroen DS’i yaşamanın da keyfini geçmişi hatırlayarak yineliyorum. Bir araca olan sevginin, arzunun sebebi de belki bir daha o güzellikleri yaşayamayacak olmaktır.

Yazarın Diğer Yazıları

Kartal kent merkezindeki KUNDAKLAMA ve düşündürdükleri…

Tarih 10 Temmuz. Büromda çalışırken, bir polis memurunun araması ile irkiliyorum: “Aracınızın yanında yangın çıktı, hemen aracınızın yanına gelin.” Kartal’da büromun penceresinden görebileceğim uzaklıkta park...

Kültürel mirasın metalaştırılması

Kültürel miras, bir toplumun tarihsel hafızasını, kimliğini ve ortak değerlerini temsil eden en önemli kamusal varlıklardan biridir. Tarihi yapılar, anıt eserler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar,...

Kafkas derneklerinin taşınmaz mülkiyet sorunları ve gelecek tehlikesi

Türkiye’de Kafkas derneklerinin kamu tarafından tahsis edilen taşınmazlar üzerinde kendi imkânları ile inşa ettikleri yapılara günümüz penceresinden bakıldığında ciddi mülkiyet sorunlarıyla karşı karşıya olunduğu...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img