Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Anlatmakta geciktiğim ekim

Bu yazıyı kaç defa değiştirdim, saymayı unuttum. Köşe yazarlarının fazlaca kişisel yazılarından oldum olası hazzetmemiş, dahası bunlarla epey kafa bulmuşumdur. Kısmet bugüneymiş; demek herkes bir gün söze “Kanaviçe niyetine işlediğim bez çantada son mimozayı da bitirdiğime göre yazıya oturabilirim” diye başlayabilecekmiş. Oysa ne çok isterdim Fransa’daki isyan dalgası üzerine ahkâm kesmeyi, yüksek perdeden laflar edip literatürden dem vurmayı. Bu minvalde sıkıcı, yorucu yazılarla az işgal etmedim bu köşeyi.

Pinterest’ten, oradan buradan gördüğüm işleme örneklerini biriktirip duruyorum; biri bitmeden ötekini gözüme kestiriyorum. Bir sarı daha, şuraya bir dal, ucuna iki yaprak. Memleketi terk etmenin bir katliamın ardında bıraktıklarından kaçmaktan daha kolay olduğunu bilmezdim. Malum, memlekette katliamlar kanaviçe motifleri gibi birbirine ekleniyor; birinin ipliği bitmeden öteki başlıyor. Suruç’tan Ankara Garı’na uzanan kan kırmızısı, ömrümüzün dokusuna böyle nakşediliyor. Zannederim bu yazıdan kaçmamın bir başka sebebi daha var: Acıyı okurun gözyaşına tahvil edip anlatmam gerekenin yerine hissettirebildiğimle yetinmekten korkuyorum. Sonra acı pornografisi yapıyor diye dillere düşerim. Sivri dilimin alacaklısı çoktur; vaktiyle dilime doladıklarım gün gelir hesap sorar.

9 Ekim Cuma akşamı üniversitedeki ofiste, güz döneminin ders hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorum. Son servisle dağılmış herkes. Anlaşılan 97M ile karga tulumba metrobüs durağında inecek, oradan eve katırlarla devam edeceğim. Tüm ders notlarını hazırlayıp kaydettim mi sene boyu rahat edeceğimi umuyorum. Hava iyiden iyiye kararınca durağa yöneliyorum. Midem kazınıyor. Durağın hemen karşısında bir şeyler atıştırır, yola öyle revan olurum diyerek gençlerin mekân tuttuğu kafeye giriyorum. Yol uzun, 97M açken hiç çekilmez; maazallah yanımdakilerden torba isterim.

Sormaktan ve itiraz etmekten bir türlü vazgeçiremediğimiz bir avuç öğrenciyle karşılaşıyorum. Masada hemen yer açılıyor; birkaç “hocam”la itibarım yerinde, saltanatımdan pek memnunum. Önümdeki makarnayı çatalıma zoraki dolarken öfkeli yakınmalarını dinliyorum. Yaz okulunda burslu öğrencilerin ders almaları bundan böyle ücretli olacakmış, bir protesto yolu arıyorlarmış; serzenişler, iç çekişler… Ertesi gün Ankara’da barış mitingi var; gidemeyeceklerine üzülüyorlar. Aralarında, hukuk fakültesinden olduğunu sonradan öğrendiğim yeni bir yüz var. Sırt çantasını gösterip “Ben sendikaların otobüsüyle gidiyorum hocam” diyor. Yüzü bembeyaz, gözleri pek parlak. Daha adını öğrenmeden üşümesinden korkuyorum: “Ankara serin olur, üşütme sakın.”

10 Ekim sabahı televizyon karşısında art arda gelen patlama haberlerini aldığımda ne düşündüğümü şimdilerde anımsamıyorum. Oradaki yüzlerce insanı düşündüğümü söyleyemem. Sadece o çocuğu düşündüm. Sanki o kurtulursa alandaki herkes kurtulacak gibi geldi. Telefona sarıldım, ulaşabildiğim öğrencilerden durumu öğrenmeye çalıştım; nafile. Sonunda Nupelda aradı: “Berkay’ı bulduk hocam.” Berkay’ı kanlar içinde bulmuşlar. Bir kaldırım kenarındaymış. Bir kaldırım kenarında öfkeden, acıdan ağlıyormuş. O an o çocuğun kurtulmuş olmasına tutunduğumu anımsıyorum. Aynı akşam, otobüste midemin sürekli bulanmasının nane mollalığımdan kaynaklanmadığını da öğreniverdim. İçimde beyaz suratlı bir oğlan büyüyormuş.

Bu yazıyı “O güzel çocuklara karşı sorumluluğumuz var” romantizmiyle bitirmeyeceğim. Bildiğim tek şey var: Bunca katliamdan sonra hâlâ nefes alabiliyorsak o çocuklar sayesindedir. Paris’in sokaklarından ve Sırbistan’dan Saraçhane’ye uzanan yol hiç de uzun değil.

Varlıklarıyla nefes almamızı sağlayan sevgili Mehmet Can’a, Nupelda’ya, Ercan’a, Esat ve Berkay’a sonsuz minnettarlığımla.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Eylem Akdeniz Göker
Eylem Akdeniz Göker
ODTÜ’de lisans eğitimini ve Bilkent Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamıştır. Uzun süre çeşitli üniversitelerin siyaset bilimi bölümlerinde ders vermiştir. Şimdilerde Brüksel’de ikamet etmektedir. Nartan’ın annesidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Makbul Çerkesliğin peşinde*

Çokça karşılaştığım sorulardan biridir: “Neden bu kadar takıldın Çerkesliğin peşine?” Belli ki soru, bir sitem olmanın yanında örtük bir yargı da içeriyor: “Canım ne...

Yurttaşlıktan aşağısı kurtarmaz mı?

ABD’nin eski Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) büyükelçisi ve Trump’a yakınlığıyla bilinen ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın, sömürge valisi pervasızlığıyla “Sizin gibi ülkelerde güçlü tek...

Brüksel’de sokak, Türkiye’de sandık

Gün gelip NATO’nun ve AB’nin merkezinde, “Bugün de kapitalizm küçük bir darbe aldı” tadında bir yazı kaleme alacağım aklımın ucundan geçmezdi doğrusu. Brüksel’deki toplumsal...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img