Aranıyor: Kayıp Empati

0
12

Bu da son yıllarda hayatımıza girmiş, lakin en çok yoksunluğunu çektiğimiz kavramlardan biri. Şimdilerde uygun olsun olmasın herkesin diline pelesenk empati, aslında şu bildiğimiz kendini başkasının yerine koymak, acıları sevinçleri paylaşmak, halden anlamak filan demek. Psikoloji sözlüğündeki karşılığı aynen şöyle: “Başkalarının düşünce ve duygularının ve bunların olası anlamlarının, objektif bir şekilde farkında olma; karşısındakinin duygu ve düşüncelerini temsili olarak yaşama.” 
Bu tanımların hepsi doğru ama ben en çok anneannemin lafını seviyorum. O hep, insanlar arasında bir sorun, bir anlaşmazlık olduğunda “evladım, insan acıkanı yanağından, susayanı dudağından anlamalı” der. Onların ömürleri uzun olsun; zira halimize bakılırsa, onlara ne kadar çok ihtiyacımız olduğu ortada! Çünkü bizler büyük laflar edip, küçük şeyleri bile ifade edemez, anlatamaz, anlayamaz olduk.  
Son zamanlarda anneannemin bu sözüyle yaşar oldum iyiden iyiye aklımın bir tarafında. Böyle bir dünyanın yoksulluğu ve yoksunluğunu çok belirgin, çok vahşice yaşadığımızdan olsa gerek. Bırakın susayanı dudağından anlamayı, “ölüyorum” dese dönüp bakmıyoruz neredeyse. Hatta – mümkünse- öldürüvereceğiz oracıkta! Aşkla yeni tanışan gençler kendileri gibi gençleri, küçücük çocuklar birbirlerini doğruyor. Daha “dünya neresi, ben kimim, burada ne işim var, var olmak ne?” sorularını sormadan “yok etme”ye başlıyorlar. Erkeğin kadını, kadının çocuğu dövmesiniyse çoktan kanıksamıştık zaten!  
Şu kocaman “dış güçler”, öteki’leştirme berikileştirme hikayelerini filan bir yana bırakalım arkadaşlar; önümüze, kendimize bir bakalım! Bu ülkede hep hırstan dövdü birbirini insanlar, o yüzden öldürdü. Belki istediğince yaşayamamanın/ olamamanın hırsından, belki sevilmemişliğin, gönlünce sevememişliğin hırsından… ama hep hırstan. Yetersizlikle, itilip kakılmışlıkla, zavallılıkla yoğruldu durdu benlikler, yokluğun, yoksulluğun aşağılanmasıyla kavruldu. Soruyorum size, böyle biri başkasının halinden anlamaya uğraşır mı!? Hele de kendi devlet adamlarından başlayarak herkesin şamar oğlanına dönüşmüş bir toplumda… Her şeyin, hatta herkesin pazarlandığı bir dünyada, beş para edemeyen bir toplumun genci, kimi anlamaya çalışabilir hırsını yenip de!? Ne yani, oyuncak diye eciş bücüş ve öldürücü(!) yaratıklarla oynayan, televizyonda her saniye sille tokat, patlama, ölüm ve uçuşan cesetler gören çocukların, saklambaç ya da evcilik oynamalarını mı bekliyoruz!  
Beynimi patlatır, yüreğimi buruştururcasına olup bitenlerle uğraşırken, işte böyle bir coğrafyaya düştüm. Yine fena halde kendimizden ve sahicilikten uzaklaşıp, koca laflar eden büyümüş de küçülmüş sevimsiz bebelere dönmüştük. Sürekli ona buna dil çıkarıp “aptaaal bak n’aaptırttın!” diyorduk! Camı kıran, canları kıran, hayatları kıran bizdik ama “başkaları” yaptırttırıyordu hep! İyi de biz niye yapıyorduk, buna bakan yoktu hiç. 
Özünde insan şiddeti kendisi için tehdit oluşturana yönlendirir. Siz kendinizi ne kadar “zavallı” hissederseniz, tehdit algınız da o kadar artar, çoğalır. Gün gelir “vay, yan baktın, çamura yattın!” noktasına gelir ki, bugün o gündür. İşte bu yüzden hemen, şimdi hatırlamalıyız. Yüreğimizi ısıtacak, aklımızı salimleştirecek, bedenlerimizi gevşetecek en sahici şeyleri hatırlamalı ve bebelerimize de belletmeliyiz. Yani ki aşkı, bilgiyi ve toprağı, üretmeyi… Çünkü  “güç”, bunların toplamıdır.
Dr.Yeşim Akbulut

Sayı : 2007 05

Yayınlanma Tarihi: 2007-05-01 00:00:00