Nartlar

0
9

6. Bölüm
Asker HADEĞAL
          VI
Eskiden insanların sahip oldukları dünya görüşü, doğa güçlerini algılayışları, doğanın “gizlerini” yorumlayış biçimleri, özlemleri, yaşam için sürdürdükleri uğraşılar, sonuçta tüm insanlık kültürünün geçirdiği aşamalar, Adıge Nart destanındaki öykü, türkü ve şarkılarda da aynen görülmektedir. Bütün bu olumlu yönleriyle, Nart destanı, dünya kültürü içinde seçkin bir yere sahiptir.
Her toplum, gelişim süreci içinde, aynı evreleri geçirerek yoluna devam etmektedir. Bu nedenle Adıge Nart destanı ile eski dünya mitolojisindeki bir çok argüman ve özellikler birbirine benzemektedir.
Sözgelişi ateşi getiren ya da çalan kişi örneği, dünya mitolojisinde en çok bilinen örneklerdendir.
 
Adıge Yiğitlik Destanı Nartlar’daki Savsırıko’nun özellikleri ile eski Grek mitolojisindeki özellikler birbirine benzemektedir. Nart Savsırıko’nun ateşi getirişini anlatan türküyü anımsayalım ve onu Grek söylencesiyle karşılaştıralım:
…Nartlar seferdeyken şiddetli bir tipiye yakalanır ve zor bir duruma düşerler. Yanlarında ateş yoktur. Ama, hiç beklemedikleri bir sırada, arkalarından Savsırıko yetişir ve hemen ondan ateş isterler.
   Gök kubbe adına and içerim,
              Yalanım varsa canım çıksın,
    Gerçekten ateşim yok,
    Yok, ama bulur getiririm!..
diyor Savsırıko. Atı Thojıy’e atlayıp ateş getirmek için korkunç yınıj’ın (dev) yanına gidiyor, zorlukları aşıp onu alt ediyor ve ateşi Nartlar’a getiriyor.
             Nart atlıları için büyük bir ateş yakıyor.
             Bundan daha sevindirici bir şey olamazdı Nartlar için!..
Nart Savsırıko insanlara böylesine bir yardımda bulunuyor, onların mutluluğu için canını dişine takıp büyük bir uğraş veriyor. Bu özellikleriyle Adıge Savsırıko’su ve Grek Prometheus’u birbirine benziyor.
Nart Savsırıko gibi, ateşi getiren Prometheus da insanların mutluluğu için mücadele ediyor. Grek söylencesine göre Prometheus, tanrılar tanrısı Zeus’tan çaldığı ateşi insanlara getiriyor.
Tanrılara karşı geldiği, tanrı sözünü dinlemediği için, Prometheus Zeus’un buyruğuyla Kafkas Dağı’nda zincire vuruluyor. Bu olayın aynısı Adıge anlatısında, Nesren-jak’e’nin de başına geliyor, onu da Kafkas Dağı’na zincirliyorlar:
            “Eyvah, eyvah! Nart Nesren’e,
             Nesren-jak’e’ye,
             Ne gibi bir yanlış yaptın sen,
             Tanrı buyruğunu,
             Hiçe mi saydın sen,
             Sen tanrının gazabına uğrayan,
             Sen dağa kaldırılan,
             Sen zincire vurulan!..”
diyor Adıge türküsü (“pşınatle”). 
İnsanın “bebeklik”, yani bilincinin doğuşu aşamasında, henüz dünyaya doğru bir maddi bakışının bulunmadığı; insanın anlayamadığı olayları kendi öznel kanılarını da katarak yorumladığı ve insan ruhunun bazı maddi varlıklarda saklı olduğu, bazı özel kişilerin isteklerinin Güneş, Tanrı ve doğa tarafından yerine getirildiği ve doğa olaylarının (yağış, yıldırım, şimşek, vb.) birilerinin istemesi sonucu gerçekleştiği inancını, Nesren’e ait Adıge etiolojik söylencelerinde, ayrıca “Setenay qeğağ” (Setenay Çiçeği) ve “Tığer pçıhere qızfızeteutsorer” (Güneşin akşamleyin – batmadan hemen önce- duraklayıvermesi) vb. gibi öykülerde de görebiliyoruz.
Nart öykü, türkü ve şarkılarında, sözgelişi su verilerek çelikleştirilmiş insan bedeninde bazı zayıf yerlerin bulunabileceği gibi eski inanç türlerine de rastlanmaktadır. Örneğin, Savsırıko’nun böylesine zayıf yerleri dizleriydi. Savsırıko bir ateş topu biçiminde doğduğunda, annesi Setenay-guaşe, bebeği Demirci Tlepş’e götürüp su vermesini (suya daldırmasını) sağlamıştı. Tlepş çocuğu maşa ile dizlerinden tutup yedi kez suya daldırmış, “çocuğun vücudu çelik gibi sertleşmişti” diyor Adıge öyküsü, “Ama demir maşa ile tutulan dizleri, su değmediğinden yumuşak kalmıştı”. Bu nedenle ok saplanmayan ve kılıç işlemeyen Savsırıko’nun vücudunun zayıf yerleri dizleriydi. Bu özelliğiyle Savsırıko, Grekler’in Akhilleus’una (Aşil) benzemektedir.
Aşil doğduğunda, annesi Fetide onu suya daldırıp vücuduna su vermiş, çelikleştirmişti. Parmakları ile tuttuğu çocuğun topukları, su değmediğinden yumuşak kalmıştı (Aşil’in topuğu).
Adıge yiğitlik destanındaki halk anlatılarının çoğu gerçekçi bir kuruluş içeriyorsa da, şimdi sunacağımız bazı örnekler fantastik insan beğenilerine uygun bir biçimde süslenip güzelleştirilmiş, çekici ve ilginç kılınmış ve sanatsal öğelerle bezenmiştir. Örneğin Hımışıko Peterez’in bebeklik dönemini bir anımsayalım:
             “…Çınarın sertinden beşik uçları,
                  Şimşirin sertinden beşik kenarları,
                  Ceylanın sırt derisi beşik ipi,
                  Kamışın gösterişlisi de beşik sopası,
                  Peterez’i, analığı Jokoyan, bağladığında beşiğine,
                  Uzanıp parçalayıverdi beşiğin iki ucunu,
                  Gerinip kopardı beşik bağlarını,
                  Doğrulup ayağa kalkıverdi oda içinde !”
Böylesine bir başka abartılı örnek de “kız peşinde koşan bir delikanlı olmayan” Verzemeg oğlu Şebatınıko örneğidir. Şebatınıko türküsünde sunulan görüntünün sanatsal düzenlenişinde Adıge dilinin birçok çarpıcı ve güzel renklerini görebilirsiniz:
                “Manda gönünden kırbacını             “Dombay cue kvepşıri,
                 Sallıyor,                                            Qyeuterebğu,
                 Dolandırıyor boynunda atının,         Şıbğem qıryefekvı,
                 Tozutuyor,                                        Qıxıryeğeutı,                 
                 Tozuttukları atının boynundan         Yışı qıxiutırer
                 Allı-karalı yükselip                            Qoçvefı-qoçvaptsveu
                 Bulutlara karışıyor,                           Uecuefım xyehe,
                 İki burnundan                                   Yışı pebzıdjınme
                 Fışkıran solukları atının                    Pşesıyeu qarixırem
                 Kavuruyor otları,                               Uıtsıcher yelığo,
                 Delikanlı kavrularaktan,                   Lvır,zyelığojıc,
                 Oturuyor eğerinde,                           Uenegum yıs,
                 Sol omzundan                                  Yısemegu tame
                 Güneş doğarken,                             Tığer qışyepsı,
                 Sağ omuzundan                               Yıjabğu tame
                 Çiy yağıyor…”                                    Uesepsır qışyexı..”
               
                                  (Verzemedjıqo Şabatınıqo pşınatle’lerinden).
Nart ciltlerini okuyanlar insanlık kültürünün geçirdiği dönemleri gösteren çok sayıda ilginç halk yapıtı ile karşılaşabilirler. Adıge şarkı söyleme geleneğinin bir yararı olmak üzere, türkülerle şarkıların, öykülere oranla ilk (eski) biçimlerini daha iyi koruduklarını söyleyebiliriz.
Nart destanı, yaşamın ve toplumsal ilişkilerin bir moral kodeksi gibi, örneklenilecek tipleri sunarak, çok eski dönemlerde öykü, türkü ve şarkılar biçiminde oluşturulmuştur.
Nart öyküleri içinde masal öznesi bulunanlar da vardır.
Adıge destanı ile çok eski dönemler mitolojisi arasında bulunan benzerliklere dikkat çeken, onları belirleyen, ayrıca Adıge folklorunu derinlemesine incelemiş bulunan büyük Adıge yazarı Tembot K’eraş (1902-1988 -ç.n.) yerinde olarak, bu konuda şunları yazmıştır:
“Dünya mitolojisindeki en ünlü motiflerden bir çokları Nart destanında da görülmektedir. Vücuduna silah işlemeyen Savsırıko’nun silah işleyen yerleri dizleridir. Bu durum Homeros’un eski Grek destanı ‘Odyssea’daki kahramanı Aşil’in topuğuna benzemektedir. ‘Aşil’in topuğu’ deyimi bu nedenle söylenmiştir”. Adem peygamberin topraktan yaratıldığı, ayrıca insan ruhunun kılıç ya da başka bir cisimde bulunduğu biçiminde, animist motifler olarak dünya mitolojisinde görülen özellikler gibi, taştan doğan Nart Savsırıko motifi de, ünlü dünya söylencesi ‘Dağa Zincirlenen Prometheus’ motifini andırmaktadır. ‘Ateşi Getirme’ motifi de, Nart Savsırıko’nun yınıjdan (dev) ateşi çalması motifine benzemektedir” (Adıghe ueredızhxer, Mıyequape, 1946, s.12).
Bu ve benzeri özelliklerin Nart destanında görülmesi, bilim adamı ve yazarların soruna ilişkin görüşlerini açıklamalarına neden olmuştur.
Dağa zincirlenen kişilerin, Nesren-jak’e ve Yınıj Şhabğo’nun (Yınızh Chabğo) oğlu gibi kişilerin ya da ıssız köşelerdeki inlerde ve karanlık uçurum diplerinde bağlanmış kişilerin anlatıldığı Nart söylence ve öykülerinin Kafkasya kökenli olmadığını söyleyen yazarlar (L.G.Lopatinskiy gibi) vardır. Ancak bilim adamı ve yazarların çoğunluğu, bu söylencelerin Kafkasya kökenli olduğu, bunların Grekler’den alınmış olmadığı, tam tersine, sonraları Grekler’in bu Kafkas öykülerini alıp onlardan kendi söylencelerini oluşturdukları görüşünde birleşmektedir.
Abhaz dilinden söz ederken, Kafkas kökenli bir öykü olan Prometheus’a değinen akademisyen N.Y.Marr şöyle yazmıştı: “Bu öykülerden biri… Yunanistan’a ulaştı ve orada Prometheus efsanesine dönüştü(39).
Ünlü Gürcü yazarı ve halk mitolojisi konularını derinlemesine incelemiş olan Akakiy Tseretelli’nin “Medeya” adlı oyununun eklerinde belirttiğine göre, Prometheus ve Yason-Medea’ya ilişkin söylenceler, “yöremizin çocuklarıdır”, onlar Kafkasya’da doğmuşlardır.
Büyük Alman düşünürü Hegel, antik yazar Herodotos’un yazılarını incelerken, Grekler’in tanrılarının çoğunu başka ülkelerden getirdiklerini belirtmektedir(40).        
Bütün bunların kanıtladığı şey, Nart destanının Kafkasya kökenli ve Kafkasya’da doğmuş olduğu gerçeğidir.
Kafkasya’da yaşayan halklardan Osetler, diğerlerinden çok daha erken bir tarihte bir aydın zümresine kavuştu. Akademisyen Şifner Anton Antonoviç (1817-79), hukuk doktoru Pfaf Vladimir Vogdanoviç, akademisyen V.F.Miller (1848-1913), ünlü Gürcü roman yazarı, Osetçeyi de çok iyi bilen Daniel Çonkadze(1830-60), ayrıca Oset yazarları Şanayev kardeşler olan Gatsir ve Cantemir (Djantemir), Bekmurza oğlu Aslan Murza Nart metinlerinin derlenmesi ve yayınlanmasında yoğun çalışmalarda bulundular. Sonuç olarak, Oset Nart parçaları daha erken bir tarihte kitap sayfalarına girdiler.
Bazı araştırmacıların Nart destanının “Alan-Oset kökenli olduğu” biçimindeki erken yargıları, bazı yabancı yazarların yanılmalarına da neden oldu. Ama çok geçmeden bunların bazıları yanıltıldıklarını anladılar.
 
Örneğin, bu tek yanlı enformasyon durumunun Çek ülkesine ulaştığını, bilim adamı ve Kafkas dilleri üzerine çalışan Vatslov Çernı’nın Nisan 1958’de Prag’dan bize yazdığı mektubundan da anlıyoruz:
“Görüşlerini açıklayan tek bir Çek araştırmacısı var, o da Nartlar’ın İran kökenli olduğu görüşüne katılıyor. Ama bu görüş (41) bana göre, tek yanlı bir enformasyonu yansıtmaktadır” diyor V.Çernı (ANİİ fond, 1.op.40).
Sözünü ettiğimiz Nartlar’a ilişkin bu tür görüşlerin tek yanlı değerlendirmelere dayandığını, bilim adamı ve yazarlarca yazılanların da, daha çok Oset kaynaklı yazılar olduğunu söylemek durumundayız. Ünlü Adıge yazarı Tembot K’eraş (42), yazar ve edebiyat araştırmacısı D.G.Kestan (43), şair A.O.Şogentsuk (44), A.T.Şertan (Şortan) (45) ve Haçım Tevne (46) gibi yazarların zaman zaman ya da bazı destan metinlerinin yayınlanışları sırasında söyledikleri değinmeler dışında, Adıgeler’in kendi çalışmalarına dayanan, Nartlar’a ilişkin tarihsel ve filolojik araştırmalarının halen bulunmadığını söylemek durumundayız.
Nart destanı Adıgeler tarafından henüz bilimsel anlamda tanıtılmadığından derinlemesine incelememiz gerekmektedir. ‘Adıge Nartları’nı, üzerini örten sisleri dağıtarak ve geçmiş yüzyılları gün ışığına çıkararak bilim dünyasının önüne koyma görevi orta yerde durmaktadır.
Bunun için, bilimsel bir tutarlılıkla, Nartlar’a ilişkin, Adıgeler arasında bulunan şarkı, türkü ve öyküleri düzenleyenleri, derleyenleri ve bunların yayınlanmasında emeği geçenleri tanıtmak, Adıge destanı Nartlar’ın kimliğini herkesin anlayabileceği bir biçimde ortaya koymak gerekmektedir.
Kaynakça:
       39. N.Y.Marr. O yazıke i istorii abxazov, M.-L.1935, s.144-145.
       40. Bu noktayı Hegel şöyle açıklar: “Grekler tanrılarının büyük bir bölümünü başka ülkelerden ithal etmişlerdir. Herodotos bu durumu Mısır için kesin olarak söylemektedir. Dışarıdan alınan bu yabancı mitler (söylenceler) Grekler tarafından yeniden yoğurulmuş ve geliştirilmiştir. Fakat, bu arada, benimsedikleri bu yabancı teogoniler, Grekler tarafından genellikle tanrıları yerici öykülere dönüştürülmüşlerdir” (Hegel. Soç.t. VIII,M.-L. 1935, 238-239).
       41. Sözünü ettiğimiz d-r İrji (A.Hadeğal).
       42. T.K’eraş. Nartme yatxıdezhxer, ”Adıghe ueredızhxer”, Mıyequape, 1946, 12-14.
       43. D.Kestan. Nartme yaepos, ”Adıghe literature uçebnik”, Mıyequape, 1958, s.42-50.
       44. A.O.Şogentsuk. Nart Sosrıko yıxhıbarxer, Qeberteye Nİİ’m yı “Uçene zapiskexer”, t.IV,Nalçık, 1948, s.137-156.
       45. A.T.Şortanov. İskusstvo i folklor, ”Kabardinoğ-Balkarskaya ASSR”, Nalçik, 1957, s.525-543.
       46. Xaçim Tevnov. Ustnoe tvorçetvo kabardinskogo naroda, ”Literatura i pisateli Kabardı”, M.1958, s.17-18.
Türkçesi: Cevdet Yıldız (Hapi)    

Sayı : 2008 02

Yayınlanma Tarihi: 2008-02-01 00:00:00