Çatı Partisi Tartışmaları Üzerine Görüşler

0
8

Ezilenleri, dışlananları, sömürülenleri, yok sayılanları bir araya getirecek Çatı Partisi Tartışmaları Üzerine Görüşler

 

M. Çakır

Türkiye’deki egemen güçler arasındaki güncel çatışmalar ve çelişkiler, bir tarafta ülkenin ve dolayısıyla vesayet rejiminin içine düştüğü derin yönetim krizinin boyutunu ve bu krizin yol açtığı tehlikeli süreci gösterirken, diğer taraftan da uluslararası düzeydeki, bilhassa Ortadoğu’daki gelişmelerin dayatmasıyla söz konusu olan yeni stratejik arayışlara işaret ediyor. Ama tüm bu çatışma ve çelişkiler, laiklik – antilaiklik gibi karşıt noktalarda görünen egemen güçlerin bir bütün olarak aynı cephede kalmaya devam ettikleri gerçeğini de değiştirmiyor.
Aslına bakılırsa askerî ve sivil bürokrasinin, AKP hükümetinin, CHP ve MHP’nin, sermaye kesimleri ile milliyetçi – şovenist unsurların farklı akımlarını oluşturdukları bir “tek cephe partisinden” bahsetmek olanaklıdır. Çünkü, erk sahipleri ve muhalifleri (!) ve bütün farklılıklarına, karşıtlıklarına rağmen, bu güçleri “tek millet, tek vatan, tek devlet” anlayışı ile emperyal hırslar ortaklaştırmakta; işçiler, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Çerkesler dahil olmak üzere, tüm ezilen, sömürülen veya yok sayılan kesimlerin özgürlük ve demokrasi arayışları onları “tek çatı” altında, bir nevî  “Falanj Türk” etrafında birleştirmektedir.
Türk “falanjistleri” çeteler, ultramilliyetçi-şöven kalemşörler, militer yapı, yasama-yürütme-yargısı dahil tüm açık ve gizli kurumlarla hem kendi aralarında erk kavgaları vermekte, hem de toplumun geniş kesimlerini psikolojik savaş yöntemleri ve ırkçılığa varan propaganda ile egemen politikanın sosyal dayanağı haline getirmekteler. Bu egemen cephenin karşısında ise barıştan, sosyal adaletten ve özgürlük içinde gerçek demokrasiden yana alternatif olabilecek bir ortak aracın olmaması, egemen politikanın toplumu esir almasını kolaylaştırmaktadır.
Halbuki ülkenin içinde bulunduğu derin kriz ortamı, egemen politikayı geri püskürtebilecek, daha farklı bir gelişme yolunu açabilecek güçlü bir toplumsal muhalefet için son derece uygun koşullar yaratmıştır. Kronikleşen kitlesel işsizlik, yoksullar ve zenginler arasındaki uçurumun devasa büyümesi, iç göç ve iç göçün beraberinde getirdiği sayısız sorun, sosyal güvenlik sistemlerine yönelik topyekûn saldırı, kamu varlıklarının sermayeye peşkeş çekilmesi, antidemokratik hukuksuzluk, düşünce-ifade etme-örgütlenme özgürlüklerinin yok edilmesi, ekolojik felaketlerin devlet ve hükümet kararlarıyla teşvik edilmesi, kirli savaşta ısrar, etnik ve dinsel çatışmalara yol açabilecek toplumsal bölünme ve yolsuzluklar, egemen politikanın alternatifsiz tek doğru olmadığını gözler önüne sermektedir.
Egemenlerin işini kolaylaştıran temel faktörün, demokratik güçlerin yarattığı boşluk olduğunu gören ve merkezinde EMEP, DTP ve SDP ile tutarlı aydınların yer aldığı kesimler, toplumsal muhalefeti örebilecek, barış, emek ve demokrasi güçlerinin geniş birlikteliğini kurma potansiyeli taşıyan bir siyasî araç tartışmasını başlattılar. Kamuoyunda “çatı partisi” olarak nitelendirilen bu girişim, henüz kamuoyunda geniş bir biçimde tartışılmamasına rağmen, demokratik kesimlerde ciddî bir hareketlilik yarattığı söylenebilir.
Geçen haftadan devamla: Aslında, söz konusu olan projeyi tanımlamak için kullanılan “Çatı Partisi” terimi pek yeterli değil. Önemli olanın, önceki yıllarda olduğu gibi salt dönemsel “yan yana gelmelerin” değil, ortaklaşmayı, güçleri birleştirmeyi ve birlikte mücadeleyi olanaklı kılacak bir toplumsal hareketi örmek olduğuna inanıyorum. Ama bunun için de, var olanların ötesinde, birleşik bir siyaset aracının yaratılması son derece anlamlıdır.
Çatı Partisi’nin oluşması, yaşanılan coğrafyada barışçıl, demokratik, eşit ve sosyal adaletli bir geleceğin kurulması yolunda hiç de küçümsenemeyecek bir adım olacaktır. Türkiye’deki egemen güçler arasındaki çatışmalar ve derinleşen yönetim krizi açısından bakıldığında, böylesi bir siyaset aracının toplumun geniş kesimleri için ciddî bir alternatif haline gelebileceğini, hatta her alanda köklü politika değişikliğine yol açabileceğini söylemek olanaklıdır. Nasıl Almanya’da sosyal demokrasinin solunda oluşan “SOL Parti” (“Die Linke”), sendikaların ve sosyal hareketlerin güçlenmesini tetikleyip, neo liberalizme karşı toplumsal hassasiyet yaratarak, karşılıklı etkileşimlerle egemen partilerin politikalarını revize etmelerine neden olduysa, Türkiye’de oluşturulacak bir “Çatı Partisi” de benzer etkileşimlere yol açabilecek, yerelde ve ülke çapında yeni parlamenter olanaklar yaratabilecek ve en önemlisi milliyetçi-şoven-militarist spirali tersine çevirebilecek bir potansiyele sahip olacaktır. Böylesi bir partinin oluşması için gerekli olan toplumsal koşullar olgunlaşmış ve yeni olanaklar yaratacak bir “zaman penceresi” açılmış durumdadır.
Ancak toplumsal koşulların olgunlaşması, bu siyaset aracının işlevini kazanabilmesi için tek başına yeterli değildir. Toplumsal koşulların yanısıra, partiyi oluşturacak olan dinamiklerin kararlılığı ve ısrarcılığı belirleyici olacaktır. “Çatı Partisi’nin öznesi olabilecek kesimlerin tereddüt etmesi, solun kronikleşen ayrışma yatkınlığı, “dükkâncılıklar”, tek renklilik, tek doğruya sahip olma iddiaları, milliyetçi yaklaşımlar, örgüt egoizmleri ve sayısız başka örnek gibi geçmişin deneyimleri göz önünde tutulduğunda, anlaşılır bir tavırdır. Bu açıdan ortak siyasal payda arayışlarının kolay olmadığı çok açık.
Ülkenin karmaşık sorunlarına bir de böylesi zorluklar eklenince, doğal olarak tartışmaları sürdürenlerin dışında kalan, ama partinin öznesi olması gereken kesimlerde bir tevekkül havası yaygın oluyor. Halbûki, tarihte defalarca kanıtlandığı gibi, karamsar ve ikircimli olmak yerine, cesaretli ve kararlı davranmanın kazandıracağı çok şey var.
Tüm zorluklara ve yanıtlanması gereken tüm sorulara rağmen – Türkiye gibi bir ülkede toplumsal ve politik gerçeklikleri dikkate alan, yani Kürd’ü Türk’ü, Çerkes’i ile, Alevi’si, Sünni’si ile henüz modernizmi içine sindirememiş, iktisadî-politik-etnik ve dinsel anlamda bölünmüş bir toplum gerçeğinden hareketle, temel sorunların olabildiğince geniş bir toplumsal ittifakla çözülmesini hedefleyen bir siyasal ortak payda, en doğru adım olacaktır. Kelime anlamı ile radikal, yani sorunların köküne inen ve toplumun geniş kesimlerini kucaklayan çıkarlara tercüman olan temel politik-sosyal-kültürel talepler için mücadele edecek bir hareketin örülmesi hedeflenirse, ortaklaşmanın yolu açılabilir, zorlukların üstesinden gelinebilir.
Öncelikle böylesi bir toplumsal ittifak hareketinin örülebilmesi için mutlak doğruları içeren, ideolojik anlamda “hatasız”, dünyayı, bölgeyi ve ülkeyi en ince ayrıntılarına kadar analiz eden ve nasıl olacağına daha solun dahi dilbirliği içinde karar veremediği bir sosyalizmi hedefleyen “sınıf partisi programına” ihtiyaç yoktur.
Tam aksine; böylesi bir partinin bileşenlerinin, olanaklı olduğunca öz ve kısa/orta vadeli bir programatik belge üzerine anlaşmaları en kolaylaştırıcı yöntem olacaktır. Bu belgenin köşe taşlarının “hemen barış”, “demokratik sosyal ve hukuk devleti esaslarının uygulanması”, “demokratik, katılımcı, sosyal, özgürlükçü ve eşitlikçi yeni bir anayasa”, “tam istihdamı sağlamaya yönelik sosyal içerikli iktisat, istihdam ve adil vergi politikaları” ve “barış temelinde militarizmden arındırılmış onurlu ve bağımsız dış politika” gibi talepler etrafında örülmesi, geniş toplumsal kesimleri bir araya getirmeye yarayan araç olabilir.
 

Sayı : 2008 07

Yayınlanma Tarihi: 2008-07-01 00:00:00