Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Susma haykır, savaşa hayır!

Ankara’da Kaffed organizasyonu ile Rusya Federasyonu (RF) Konsolosluğu önünde yapılan Suriye Çerkesleri eylemi, “her şeyin bir ilki vardır” lafını hatırlatan bir ilkti.

Suriye’deki iç savaş ortamından çıkmak ve anavatanlarına gitmek isteyen Çerkeslere, RF bırakın destek vermeyi engel çıkarıyor, RF’ye gidebilenlere asgari yaşam koşullarının sağlanması için yardımcı olmuyordu. Anavatan topraklarında yapılabilen iyi şeyler kişisel çabalarla örgütlenebilenlerdi.

Çerkesleri anavatanları Kafkasya’dan sürgün eden Çarlık Rusyası idi. 1997 yılında Dünya Çerkes Birliği başvurusu ile UNPO Genel Kurulu’nun aldığı karar vardı. Bu kararda açık ve net Çerkeslerin vatanlarına dönüş hakkı tescil edilmiş, RF’ye de gerekli mesaj verilmişti. Ve şimdi Suriyeli Çerkesler ölümle yaşam arasında, Arafat’ta bekliyor, çözüm arıyordu. RF yönetimi ile her düzeyde görüşüldü, ama sonuç alınamadı. Kısaca ilk gündem tüketildi. Aslında daha görüşmeler sırasında kamuoyu baskısı oluşturmak için yapılması gereken hareket, gecikmeyle de olsa yapılabildi. Savaşın taraflarından biri olan ve savaşı körükleyen TC Hükümeti bu konuda ilk muhataplardan biridir aslında, es geçilmemesini tercih ederdim ama RF Konsolosluğu önündeki eylemi bu düşüncem nedeniyle hafifletmek istemem. Hatta polis eskortu ile otobüslerin içinde gerçekleştirdiğimiz Çankaya tırmanışını içime sindiremesem de iyi oldu bu eylem diyorum.

Suriyeli Çerkeslerin bir kısmı doğal bir hareketle anavatanına gitmek istiyor. Muhatap bellidir; RF. Ama RF kayıtsız. Kayıtsızlığının cesareti nereden geliyor? SSCB döneminde 2. Dünya Savaşı’nda Polonya’daki katliamı, SSCB’nin varisi RF olarak kabul eden ve diz çöküp özür dileyen Putin, Çerkesler konusunda umarsız. Mirasını devraldığı Çarlığın soykırım suçu işlediği topraklarda 2014 Soçi Olimpiyatları organizasyonu ve Soçi’nin otoktonları olarak Çerkesleri görmeyen yaklaşımı ile doruk noktasına taşıdığı umarsızlığı, biz Çerkesler görmemeye ve kayıtsız kalmaya devam edecek miydik?

Sadece Suriyeli Çerkesler konusunda değil 21 Mayıs günü de muhatap, Çerkeslerin yaşadığı her ülkedeki RF temsilcilikleridir. Yaşadığımız soykırım ve sürgünün muhatabı, Çarlık Rusyası’nın varisi RF’dir. Bundan kaçış yoktur. Kaffed bu konuda da tavır almak durumundadır. Savaş çığırtkanlığı, anavatandaki soydaşlar, Abhazya ve bir dizi gerekçe; senede bir gün sorunun muhatabını sokaktan ziyarete engel değil. Dünyanın en masum ve demokratik hareketi olabilir bu ancak.

Kimlik mücadelesinin hemen her etabında, sorunun temel kaynağı eksik demokrasi olduğu için, demokratik yol ve yöntemlerin tümünü kullanmak mücadelenin doğası gereğidir. Çerkesler için icat edilmiş ya da Çerkeslerin icat ettiği farklı bir yol-yöntem de yoktur. Tabi statüko bekçilerimizin “politika ince iştir” işlemesi ile ve sürekli mış gibi gösterdikleri gayretsiz gayretleri ile uyutulmaya devam etmek istenmiyorsak görebiliriz bunu.

Ne Türkiye, ne de RF sınırları içinde statüko bekçiliği ile bir yerlere varılabilse idi varılmış olur, kimlik adına daha ileri şeyler konuşulurdu. Bugün Suriyeli Çerkesler gerçeğini konuşuyorsak, yarın Ürdünlü Çerkeslerin zor durumda kalabileceklerini ön görüyorsak, yarından sonra eş başkanlığını TC Başbakanı’nın yaptığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin Kafkasya Baharı senaryosu bizi korkutuyorsa, büyük sürgünden 148 yıl sonra bu noktada isek, nedenlerinden biri demokratik zeminlerin yeterince kullanılmaması vezorlanmamasıdır.

Ve evet; Çerkesya’nın kapısı Çerkeslere açılmalı. Bunun için bir takım koşullar olmamalı. Yukarıda söz ettim, UNPO kararı nettir, anavatana dönüş hakkında koşul aranmaz. Geçmiş yıllarda RF’nin yurtdışındaki soydaşlarına dair aldığı kararlar ve kontenjan uygulamaları, bizim durumumuza karşılık gelen şeyler değildir. Bu konudaki tavrımız net olmalıdır. Çerkesler soykırıma uğramış ve vatanından sürgün edilmiştir, bunun RF ve uluslararası kamuoyunca tanınması gerekir ve Çerkeslerin vatanlarına koşulsuz dönebilme hakkı vardır.

Koşulsuz dönüş hakkını savunmak yerine“RF’nin tanıdığı kontenjanları dolduramadık” yaklaşımı ile RF’nin yaklaşımını yüceltenler kendilerini sorgulamalı. Suriyeli Çerkesler gerçeğinde kontenjan aldatmacasının buruşturulup nasıl çöpe atıldığını görebilmeli.

Senaryolarda figüran olmaya son vermenin yol ve yöntemini bulabilmek için kendi ajandamızı oluşturabilmeliyiz. RF ve ABD’nin satranç oyununda bir üçüncü güç olamayabiliriz, ama bir duruşumuz olmalı. Bu duruş RF ya da ABD çıkarına uygun olmasa da; ki pek muhtemeldir uygun olmayacaktır. Bugünden Ürdünlü Çerkesleri ve Kafkasya Baharı’nı konuşarak, tartışarak başlamalı belki de.

* Türkiyeli Çerkesler ve Suriye konusunda;

Yaşanan bir olay var, somut, elle tutulan ve tanımlanan; buna karşın siyaseten farklı analizler yapılabilir, aynı noktada buluşamayabiliriz. Ama bir de sonuçları var. Savaş ve savaşın mağduru sivil insanlar. Ölmek değil yaşamak, bunun için de çatışma ortamından kaçmak istiyorlar. Sınır komşusuna geçiş kolaydır. Geçiyorlar. Yapılacak fiiller vardır artık, analizler değil. İnsanlar karşılanacak, barınacak yer bulunacak, asgari yaşam koşulları oluşturulacak, devamlılık sağlanacak. Bu kadar net. Bunun ‘aması, ötesi’ olabilir mi? İsterseniz olur. Bir kısım Türkiyeli Çerkes bunu istedi sanki. Maddi olanaklarımız ve insan gücümüz sınırsız değil. Böylesi konularda isim ve örgüt parlatmak için değil, insani yardım için bir arada durabilme beceresini gösterebilmeli ve koşulları zorlamalı idik. Geleceğimize dair umutlanmak, insanlarımıza umut aşılamak için, böyle sorunlardaki tavırlar önemlidir.

Yazarın Diğer Yazıları

RTÜK, Açık Radyo’nun lisansını iptal etti

“Kâinatın tüm seslerini, renklerini ve titreşimlerini” yasakladınız. Biliniz ki yasağınız ancak kâğıt üzerindedir. Özgürlükleri yaşamın her alanında kısıtlamaya devam ediyorsunuz, basın özgürlüğünü de. Kontrol altında...

Çeçenya ve Putin

İspanyol gazeteci ve insan hakları aktivisti Marta Ter Ferrer’in “Kadirov’un Çeçenya’sı: Kafkasya’daki Putin Rejimi” adlı kitabı yayımlandı. Ferrer’in 8 yıl boyunca Çeçenya’daki insan hakları ihlalleriyle...

3 roman tek kitapta toplandı

Kutarba Hayri Ersoy'un "Sürdüler, Sürgün Oldum", "Sürgün Sessiz Ölür" ve "Çöl Sıcağında Bile Üşürsün Sürgünsen" adlı romanları tek kitap haline getirilerek, Oktay Chkouta çevirisiyle...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img