İnadına demokrasi! İnadına Özgürlük!

0
1373

Hiçbir partiye üye değilim. Uzun süredir hiçbir partiye oy vermiyorum. Parti yandaşı değilim, demokrasi anlayışım nedeniyle tek adam partilerinden de hiç hazzetmem. Yandaşlığım olmadığı için partilere yönelik eleştiride her zaman rahat oldum, hiç “ama” deme gereği duymadım.

Gezi parkı ile ilgili ilk değerlendirme yazısını sanal dergi Guşıps’ta yazdım. İlgilenenler için linki: http://www.gusips.net/columns/3128-zulum-ve-zalim.html. Muhtemel tekrarlar olacaktır bu yazıda da. Değinmelerle konunun geneline dair bir özet geçmeye çalışacağım.

Olayların başlangıç noktası Gezi Parkı. Kent ve çevre duyarlılığı olan bir kesim, olayların öncesinde Gezi’de nöbet tutmaya başlamıştı. Onların diyalog kurma çabaları hiç dikkate alınmadı. “Karar verdik, yaparız, size mi soracağız” anlayışı sabah 5 saldırısı ile sonuçlandı. Çadırlar yakıldı, insanlar gaza boğuldu ve darp edildi. Bu saldırı sonucu tepkiler geniş bir kesime yayıldı. Giderek Gezi’ye yönelik taleplerle birlikte ‘daha fazla demokrasi’ olarak özetlenebilecek bir yere oturdu.

Başbakan “Gezi Parkı, park olarak kalacaktır” dese idi bütün bu olaylar yaşanmayacaktı. Başbakan’ın sözünü ettiği faiz lobisi ve dış güçler Türkiye’yi karıştırmak istiyorsa başka şeyler yapmak durumunda kalacaktı. Gerek kalmadı başka şeylere. Kısaca provokatör aramasına gerek yok başbakanın.

Başbakan şunu söylüyor; “Üç aydır biliyoruz, faiz lobisi/dış mihraklar kötülük yapmak istedi, düğmeye bastılar, gençler alet oldu.” Sorular geliyor hemen bu durumda. Üç aydır biliyor idiyseniz önlemek için ne yaptınız? Bir hazırlık var idiyse ateşlemek için kıvılcım gerekirdi, Gezi konusunda saldırı emrini vererek neden bizzat fitili ateşlediniz? Neden faiz lobisini/dış mihrakları açıklamıyorsunuz? Sanal düşmanı/düşmanları mı var Türkiye’nin? Türkiye’nin kötülüğünü isteyenleri, üç aydır hazırlanan komployu halkınızla neden paylaşmadınız? Paylaşıp Türkiye’ye hep beraber sahip çıkılması çağrısını neden yapmadınız?

Başbakanın kendi yönetme anlayışına, tek adamlığına uygun düşen değerlendirmeler yapması çok doğal. Düğmeye basacaksın ki harekete geçsinler. Kendileri düşünemez/düşünmemeli, soru soramaz/sormamalı, talep edemez/zaten etmemeli vd. Ve işin doğrusu; iddia edildiği gibi dış mihrakların bir komplosu söz konusu ise, Gezi’deki gençler en az başbakanın %50’si kadar tepki gösterirlerdi bu duruma.

Türkiye önemli bir konumda. Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya yani çok halklı, çok dilli ve çok inançlı bölgeler arasında. Ayrıca enerji kaynakları söz konusu. Globalleşen dünyada “dış mihraklar”ın Türkiye üzerinde senaryolarının olmaması mümkün mü? Somut örnekleri de var. 12 Eylül askeri darbesi ABD icazeti ile yapıldı, ekonominin komutası IMF ve Dünya Bankası’nda görev yapan Türkiyeliler’e teslim edildi, iktidarın ortağı görülen cemaatin lideri Gülen her ne hikmetse ABD’de yerleşik, başbakan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eşbaşkanı (diğer eşbaşkan kim ola ki) olduğunu söyledi. Daha ne dış mihrak ve komplo teorisi arıyoruz? Tek başına BOP Afrika ve Ortadoğu’yu kana bulamadı mı? İşte Suriye, kan ve gözyaşı devam etmiyor mu? Arap baharı (nasıl bir bahar olduğunu naklen izledik) ile birlikte Çerkes baharı da konuşulmuyor mu? Ne için bütün bunlar?

Başbakanı gönülden destekleyen Nagehan Alçı devlet teröründen söz etti. Yitirilen canlar, kaybedilen gözler, yüzlerce yaralı, eli sopalı sivil polisler, bir protestocunun başına çökmüş tekme-tokat girişen 8-10 polis, hedef gözeterek açıkça insanların kafaları hedeflenerek atılan gaz bombası ve plastik mermiler. Orantısız güç kullanımının net olduğuna dair fazlasına gerek var mı? Peki başbakanın yaklaşımı? İstemediği şeylerin konuşulmaması ve istemediği görüntülerin servis edilmemesi, çok önceden sağlanmış medya kontrolü ile şimdilik mümkün. Ancak mızrak çuvala sığmıyor. Deşifre edilen bir-iki memur görevden alınıyor ve “Kişisel olumsuzlukların bütün polis teşkilatına mal edilmemesi gerekir” diyor içişleri bakanı. Protestocuların içinden, yediği onca gaz ve tekmeden sonra taş atanlar söz konusu olduğunda ise iktidar bütünüyle toptancı değerlendirme yapıyor. Gençler şiddete karşı. Kendi gövdelerini siper ediyorlar polise taş atılmaması için. Şiddet uygulamıyorlar ama uygulanmasına karşı da tepki gösteriyor, direniyorlar.

Polisin pratiği dışında beyinlerdeki şiddeti de örnekledi AKP aslında. Her yanıyla. Oy verenler: “Yol ver gidelim, Taksim’i ezelim”; AKP milletvekili Şamil Tayyar: “Şunu bilin, Erdoğan diktatör olsaydı Taksim ‘Dersim’ olur, mezar taşına hasret giderdiniz!”; AKP belediye başkanı Melih Gökçek: “Vallahi sizi bir kaşık suda boğarız ama dua edin ki biz demokrasiye inanıyoruz.”

Ölen, gözünü kaybeden, yaralanan insanlar var. Başbakanın ağzında ise kamu araçlarına zarar verenler var. Bir de esnafın zararından söz ediyor. Esnaf, hemen her gün Taksim’de bir yürüyüş ve protesto olduğunu, hatta cumartesi günleri 3-4 etkinliğin olduğunu ama hiç böyle bir şey yaşamadıklarını söylüyor. Polise verilen emir sonucu gaz bombası ve tomaların devreye girmesi ile olayın boyutlarının değiştiğini anlatıyorlar. Provokatörlerin polisin içinde olduğunu ifade edenler de var ki bu konuda gazetecilerin tanıklıklarının olduğunu da hatırlatmalı.

“Demokrat” olduğunu iddia eden ve AKP’ye destek veren gazeteci ve aydınlar başbakanlarının ağzından konuşuyor. Bu da yetmiyor, barış sürecinin engellenmesi ve Gezi değerlendirmesini bir arada yapıyorlar. Barış süreci başbakanlarının projesi imiş, BOP sürecinin bir parçası değilmiş gibi. Askeri vesayetten söz ediyorlar. Gençler askeri vesayete karşı. O “demokratlar”dan bir önemli farkla, onlar sivil vesayete de karşı. Onlar birbirlerinin farklılıklarına saygı duyarak bir arada nasıl yaşanabildiğini de örneklediler. İşte Kandil gecesi, işte Cuma namazı. Yasal düzenleme ve polis zoru olmadan bir arada idiler. Gençler barış sürecinin daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ile ilerleyebileceğini gösterdiler ve bırakın engellemeyi olumlu katkı sundular. Komplo teorileri vb. yaklaşımlarla itibarsızlaştırmaya çalışılan gençler, bu ülkenin yüz akıdır. “Demokratlar”ın yapması gereken açık ve net şu ki, “demokrat” olduğu için desteklediklerini söyledikleri başbakanlarına net mesaj vermeliler. “Özgürlük ve demokrasi isteyen gençlere istediklerini vermelisin” demeliler. Zaten “Demokrasi için canım feda” demiyor mu başbakanları, can feda etmesine gerek olmadığını, kibirini feda etmesinin yeterli olacağını anlatmalılar. Diğer bir konu da komplo iddialarını ve diğer tüm iddialarını belgeleri ile açıklamasını istemeliler. Hala onların oyuna gereksinimi varsa belki dinler.

“Hizmetkarınızım” diyor başbakan. Gezi olayları gösterdi ki evde zor tuttuğu %50’nin başbakanı ve hizmetkarı imiş. Diğer %50’ye ise ancak lütfedermiş. Üstten bakışına eklediği son inci oy alamadıklarının “ayak” olduğuna dair. Öylesine aşağılıyor, tahrik ediyor. Belli ki ötekileştirmeye devam ederken oy kitlesini kemikleştirerek seçime hazırlıyor.

Gençlerin ne isteyip istemediklerine dair ettiğim kelamlar, Gezi sürecinde yapılan araştırmalara dayanıyor. Gazetemizde yayınladık iki araştırmayı. Sallamıyorum kısacası.

Demokrasinin olmazsa olmazlarındandır, çoğulculuk ve katılımcılık. Bu konularda başbakanın tutumu nedir peki? “Biz yetkiyi aldık, sana mı soracağız” yaklaşımı oy verenlere de vermeyenlere de mesaj değil midir? Oy verenlere “Bir dahaki seçimlerde görüşürüz, ara görüşmelere ihtiyaç yok” mesajı verilirken oy vermeyenlere “Söz hakkın yok” mesajı veriliyor.

Anılarda güzel hatıralar kalsın istemedi başbakan. Gezi boşaltılıyor, çadırlar toplanıyordu. Yandaş gazeteciler de söylemişti, birkaç çadır tabi ki kalabilirdi. Ama…

Kulak verelim gençlerin ne söylediğine, anlamaya çalışalım.

 

Sayı: 2013 07

Önceki İçerik“21 Mayıs’lar Direniştir, Başkaldırıdır, Diriliştir”
Sonraki İçerikSemerkov Temmuz 2013
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.