Puşkin ve Çerkesler

0
460

XIX. yüzyılda Çerkesler dünya literatüründe geniş yer tutmuş, Rus edebiyatının önde gelen isimlerinin Çerkes temasının ses getirmesi konusunda azımsanmayacak çalışmaları olmuştur.

A. Bestulev-Marlinski, A. Puşkin, M. Lermantov’ların sanatsal yapıtlarında, Kafkasya temel direk görevi üstlenmiş ayrıca orada yaşayan halkların yaşam tarzını işlemekte aynı işlevi yerine getirmiştir.

A.Ş. Puşkin’in poema ve şiirlerinin ilklerini Kafkasya oluşturdu, örneğin “Tazig” poemi, “Kafkas Esiri” öyküsü baştan sona Çerkeslere ilişkin işlenmiştir.

Adı geçen yazıları Çerkesceye çevirmenin iki öneminden biri: milli duyguları uyandırmak, ikincisi ise Çerkes yazarlarına edebiyatın sözcüklerle donanmasındaki sırrı açıklamasıydı. Bunlardan daha da önemlisi, Çerkes yazım edebiyatının temellerinin atıldığı 20 ve 30. yıllara rastlaması bakımından taşıdığı anlamdı. O sıralarda Çerkes yazarların hemen hepsi çeviri çalışmalarına katılıyorlardı, ancak yazar Hatko Ahmet’in rolü daha belirgindi, daha çok çalışıyordu, çünkü Hatko Ahmet büyük Rus şairin seçkin şiirlerinin bulunduğu büyük bir cildi Çerkes diline kazandırmıştı. Hatko, büyük yapıtı, şairin 100. ölüm yıldönümüne rastlayan 1936 yılında ilk olarak bastırmış, ertesi yılda da yayınlanmıştı.

Bu yıl Kafkas – Rus savaşlarının durmasının 130. yıldönümünde*, özellikle Puşkin’in “Kafkas Esiri” adlı öyküsünün yeniden gündeme gelmesine şaşırılmamalıdır.

Bayron’un romantik şiirlerinin loş şemsiyesi altında Kafkasya’ya gelen A. Puşkin (Temmuz 1920) gördükleri ve duyguları Kafkas Esiri’nin mayasını oluşturdu. Şair Kafkasın doğal zenginliğinden etkilenmişti, bitki örtüsünün güzelliği onu büyülemişti. Kafkasya, şairi aynı zamanda kaygılandırmış, olağanüstü yapıtını ortaya koymuştu. Puşkin yalnız bunlarla kalmamış, o topraklarda yaşayan Çerkesler şairin dikkatini çekmiş, kahramanlıklarına, canları pahasına verdikleri mücadeleye, misafirperverliklerine hayran kalmıştı. Ancak tüm bunların yanında, Puşkin mensubu olduğu milletten, aldığı toplumsal eğitimden kaynaklanan sıkı boyunduruktan kendini kurtaramıyor, iradesini kullanamıyordu. Dağlarda gördüğü kaleleri “Çerkeslerin özgürlük şehri” diye tanımladıysa da inandırıldığı üzere “Soyguncu toplumun yuvası” ibaresini kullanmadan edememiştir.

Puşkin, Çerkeslerin en çok değer verdikleri şeyi de aydınlatıyor: “Çerkeslerin en büyük zenginlikleri dağlardaki yılkının arasındaki azgın at, çünkü o ayaklarının üzerinde durabildiğinden (özgür olduğundan) dolayı ayrıca sadık dosttur” diyor.

Fakat onun sahiplerini şaire çocukluğunda “soyguncu barbar” olarak anlatmışlar dolayısıyla, şöyle diyor, evet “Sakin çimenler üstünde de, bir güçlünün arkasında da o soyguncu yapısı koynunda yatar”. Şair yine de her şeye rağmen Çerkeslerin yiğitliğine olan hayranlığını bastıramaz, onların kar gibi yanan yılmak bilmeyen kahramanlık ateşini çarpıcı dizelerle anlatırsa da toplumsal yapı ve düşünceye yenik düşer. Bu yüzden Çerkeslerin milli sorumluluğunu, özgürlük aşkını adeta unutturan bir biçimde yaklaşımı da olur: Şair “Yolcuyu dağa kaçırırlar”, kaçtıkları yollara da “Kanla çizgi çizerler” der.

Yani, şaire göre Çerkesler rahat yaşamayı tanımayan insanlar “Kavga ve talan için yaratıldıklarından tek renk olan barıştan çabuk bıkarlar…” Puşkin’e göre Çerkesler vahşi halktırlar.

Puşkin’in gözünde Çerkesler “Soyguna alışmış, hemen ayaklanmaya hazır, kavgacı, medeniyetsiz, ilkel bir toplum…” İşte şairin yaşadığı zamanlarda şairin halkının Çerkeslere bakışı. Kafkas Esiri öyküsünün önsözünde bunları kanıtlayan şu sözlere rastlarız: “Yermelov geliyor Kafkas sus, o ak mağrur başını eğ. Ve uslan!”

Gerçekten şair kendini soyutlayamadığı yanlış düşüncelerden alamasa da “Kafkas Esiri” öyküsünde tarihin bazı önemli dönemlerine ışık tutmaktadır.

Bunun yanında Çerkes şiirsel anlatımı açısından şiir önem taşımakta, ayrıca yazar Hatko Ahmet’in konudaki ustalığının önemini vurgulamaktadır. Yani Çerkes, şairin şiir sanatının meşalesi özelliğini de taşımaktadır.

——————

Kaynak: Zekoşnığ (Kardeşlik) Dergisi, (Nr.3; 1994 Mıyekuape/ Maykop, Çerkes Cumhuriyeti)

Çeviren: Mefeşuko Şengül

*(makale 1994 yılında kaleme alındı),

Sayı : 2013 07