Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Berlinale ve ALFILM

Bu yazımda her yıl şubat ayında düzenlenen ama bu yıl sansasyonel bir açılış yapan 76. Berlin Uluslararası Film Festivali-Berlinale (12-22 Şubat) ile nisan ayında 17.si düzenlenen Arap Film Festivali’nden-ALFILM (22-28 Nisan) bahsetmek istiyorum. Berlinale’ye bu yıl 400 civarında film katılıp 350 bin bilet satıldığı yazılırken, 40’ın üzerinde filmin gösterildiği ve daha az izleyiciye hitap eden ALFILM’in programı oldukça zengindi ve çeşitli ülkeleri, dönemleri kapsayarak izleyicileri etkiledi.

Ekim 2024’ten beri devam eden Gazze savaşı, Filistin halkına uygulanan saldırı ve soykırım ve bu süreçte Almanya’nın İsrail yönetimi taraftarlığı nedeniyle, ülkede savaşa yönelik muhalif seslerin bastırıldığı, protestolara katılanlara yönelik polis şiddetinin arttığı, hatta öğrencilerin üniversitelerin içinden alınarak mahkemeye çıkarılıp cezalar verildiğine tanık olduk. Berlinale başlamadan önce, jüri başkanı Wim Wenders’in Gazze ile ilgili soruya festivallerin politikanın dışında kalması gerektiği ifadesi, aralarında ünlü sanatçıların olduğu pek çok kişi tarafından şiddetle eleştirilse de Berlinale’de Gazze’deki savaşa karşı tavır alınmaması hayal kırıklıkları yarattı. Wim Wenders’in prestijini de biraz sarstı diyebiliriz. [1]

Bu nedenle festivalde seçilen filmlerin yönetmen, yapımcı ve sanatçıların da kendi aralarında festivale katılıp katılmama konusunda tartışmalar yaptıkları basında yer aldı. Diğer taraftan bizler, seyirciler olarak, kendi aramızda epeyce tartıştık ve başlangıçta ben kendi adıma filmlere gitmedim. Ancak “Barış Akademisyenleri”ni anlatan “Sarı Zarflar” (Yellow Brief) filmi ve İngiliz kolonizasyonu dönemi Filistin’ini anlatan oldukça etkileyici bir belgesel filme gitmeye son anda karar verip izledim.

11 Ocak 2016’da barış süreci devam etsin, ülkemizde barış olsun diyerek başlayan ve daha sonra katılan imzacılarla sayıları 2 bin 212’ye çıkan Barış Akademisyenleri’nin hikâyesini anlatan filmde [2]; 10 yıldır kendilerini, ailelerini, tabii ki ülkedeki pek çok insanı da etkileyen süreci, çevrenin, ailenin ve toplumun tepkilerini, ‘ağaç kökü yesinler’ denen insanların yaşantılarından bir kesit veren filme gitmemek olmazdı. Ödül aldığını duymadan önce son güne bilet bulduğumuz filme bir grup Barış Akademisyeni arkadaşımla gittim, film çıkışında da başka arkadaşlarımızla karşılaştık. İlker Çataklı’nın bu önemli filmi, eleştirilebilecek veya değinilmemiş yönlerine rağmen -örneğin barış bildirisi ve imza süreci ya da Kürt meselesine değinilmemesi vb.- oldukça etkileyici; olayın hatırlanmasını, tartışılmasını sağlıyor ve tarihe önemli bir not düşüyor. Bir gece önce filmi Altın Ayı ödülünü aldıktan sonra yaptığı konuşmada Çataklı, filmin zaten yeterince politik olduğunu, ayrıca politik bir konuşma yapmayacağını belirterek teşekkür konuşması yaptı.

Festivalin Gümüş Ayı ödülü ise “Kurtuluş” (Salvation) filmine verildi. Film Kürt bölgelerinde boşaltılan köylerine dönen bir aşirete mensup köylülerin, koruculuk sistemine dahil olan diğer bir aşiretle olan toprak anlaşmazlığını ve devamında tırmanan olayları ve yaşanan katliamı anlatıyor. Yönetmen Emin Alper eleştirilerin hedefi olsa da “Kurtuluş” filmi hak ettiği ödülü aldı. Berlinale’nin ödül töreninde oldukça politik bir konuşma yapan Alper, “Filmin korkunç suçlar işleyen faillerle ilgili olduğunu…” belirterek, Gazze’de, İran’da, Rojava’da ve Ortadoğu’da hakları için mücadele eden insanlara seslendi ve sözlerini “Yalnız değilsiniz. Ve benim halkım da… Yalnız kalmayacağız” diyerek bitirdi. [3] Filmler daha sonra hem Almanya hem de Türkiye’de vizyona girdi; izlemenizi öneririm. Wim Wenders’in söyleminin aksine iki politik film, önemli iki ödülü aldı.

Ayrıca daha sonraki konuşmalarında Alper, Berlinale’ye katılıp katılmama konusunda kendisinin de aralarında olduğu bazı yönetmenlerin katılarak yerinde eleştirmeyi tercih ettiklerini, bir diğer grubun da protesto ederek katılmamayı seçtiğini ve her iki yaklaşımın da önemli ve değerli olduğunu vurguladı.

Berlinale’de en iyi uzun metrajlı film ödülünü alan “Kuşatmadan Günlükler”in (Chronicles From the Siege) Filistinli yönetmeni Abdallah Alkhatib, ödül törenindeki konuşmasında Almanya’yı İsrail’in Gazze’deki soykırımına destek olmakla eleştirdi. Yankı yapan konuşması sonucunda Berlinale Direktörü Tricia Tuttle ve organizasyon komisyonunun görevden ayrılması tartışmaları basında yer aldı. [4] Hukuk devleti olan Almanya’da festival direktörü ve ekibi görevde kaldı ve Berlinale bağımsızlığını koruyabildi. Yönetmen konuşmasını yaparken elinden mikrofonu alınmadı, sesi kısılmadı ve polis gelip gözaltına almadı ki bunlar bizim ülkemizde maalesef karşılaştığımız durumlar.

Diğer taraftan Berlin’de bu yıl 17.si düzenlenen ALFILM, “Sudan: Yeni Projeksiyonlar – Retrospektifler, Devrimler ve Restorasyonlar” (Sudan: A New Projection – Retrospectives, Revolutions, and Restorations) başlığını taşıyordu. [5] Festival, Berlin’de yerleşik bir sivil toplum örgütü olan ALFILM tarafından gerçekleştiriliyor.

Açılış filminin gösterildiği Hebbel am Ufer (HAU1), Kultur Brauerei dahil toplamda yedi sinemada oynayan filmlerin bir kısmını izleme ve çalıştığım enstitünün sponsor olduğu bir filmin gösterimi sonrasında yönetmeniyle sohbette kolaylaştırıcılık yapma şansım oldu.

ALFILM’in web sitesinde “gözlerimizin önünde sistematik ve acımasızca yok edilen” Sudan’daki görüntülerin “kriz”, “savaş” ve “insani yardım” şablonlarına indirgenerek küresel dünyaya sunulması eleştiriliyor. Asıl yapılması gerekenin, Sudan’da olan bitenin nasıl göründüğünün anlatılıp, bu durumun anlamlı kılınması olduğu vurgulanıyor. Sadece Sudan değil, tüm Arap dünyasının ve diasporasının çeşitliliğini yansıtan geniş film yelpazesi, özel gösterimleri, film söyleşileri ve çalıştaylarıyla ALFILM’in programı oldukça etkileyiciydi. [5]

Burada ALFILM’de izlediğim birkaç filmden bahsetmek istiyorum. 2025 yapımı açılış filmi “Palestine 1936”, Filistin’deki kolonyal dönemi ve o dönemde yaşananları anlatıyor. [6] Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısı sonrası başlayan İsrail’in şiddetli saldırıları sonucunda soykırıma dönüşen Gazze savaşındaki görüntülere benzer, kolonyal dönemde halka yapılan eziyet, kötü muamele ve katliamlar gözler önüne seriliyor. Siyonist hareketi destekleyen sömürgeci (kolonyal) yönetimin yerleşik halkı İsrailli yerleşimcilerle karşı karşıya getirerek çatışmaları destekleyip böl-yönet politikasını nasıl gerçekleştirdiği aktarılıyor.

Batı Şeria’da yaşayan ve vize alamadığı için Berlin’e gelemeyen kadın senarist ve yönetmen Annemarie Jacir, video bağlantısıyla yaptığı konuşmada “En iyilerimiz oradalar ve bizi en iyi şekilde temsil ederler” diyerek filmin başrol oyuncularından Filistinli aktör Karim Daoud Anaya’yı onurlandırdı. Konuşmasını “Free Palestine” sloganı ile bitirmesiyle aynı slogan salonda onlarca kez yankı buldu. Aralarında Jeremy Irons, Robert Aramayo, Liam Cunningham, Yasmin Al Masri ve Hiam Abbas gibi ünlü oyuncuların olduğu film izlenmeyi hak eden yapımlardan biri.

Burada bahsedeceğim bir diğer yapım, çalıştığım kurumun desteklediği ve benim de gösterim sonrasında moderatörlüğünü yaptığım Irak filmi “Flana” (Falan, Filan) ve yönetmeni, aynı zamanda ünlü bir aktris olan Zahraa Ghandour. Gladys Joujou ile birlikte filmin senaryosunu da yazmış. Halasının evindeyken zorla barınma yurduna götürülen arkadaşının hikâyesinin peşinden giden Ghandour, istenmeyen ve hapishane benzeri yurtlarda barındırılan, bazıları fuhuşa da itilen kız çocuklarının öyküsünü anlatıyor. Film aynı zamanda ekonomik özgürlüğünü kazanmış ve pek çok kadına destek olan bir hemşire ile bu yurtlardan çıkarak hayatını yeniden kuran ve arkadaşlarına destek olan güçlü iki kadını merkezine alıyor.

Festivalin önemli filmlerinden bir diğeri de Suzannah Mirghani’nin yazıp yönettiği, eleştirmenlerden büyük beğeni toplayan, 2025 Sudan yapımı “Cotton Queen” (Pamuk Kraliçesi), pamuk yetiştirilen bir köyde yaşayan ve genetiği değiştirilmiş pamuğu piyasaya sürmeyi planlayan bir girişimcinin gelişiyle kendini bir iktidar mücadelesinin ortasında bulan genç bir kadının hikâyesini anlatıyor. Sonuçta bu kadın “Benim vücudum, benim kararım” diyerek genetiği değiştirilmiş tohum ambarını yakıyor. Filmde genç kadının babaannesinin de benzer bir süreçten geçtiğini öğreniyoruz. Film; çevreci, feminist ve erkek egemen topluma karşı çıkan güçlü kadın karakterleriyle dikkat çekiyor. Memleketim Uzunyayla’da 80’li yıllardan önce kendisinden yeniden tohum elde edilebilen Çerkes buğdayının yerine, her yıl yeniden satın alınmak zorunda kalınan ve çiftçinin bağımlılığını artıran genetiği değiştirilmiş buğdayların hikâyesine başka bir zaman değineceğim. Kısa bir bilgi için Murat Özveri’nin Jineps’te yayımlanmış ‘Çerkes Buğdayı’ başlıklı yazısını öneririm. [7]

Son iki filmden bahsedip yazımı bitirmek istiyorum. “Fırat’ın Aslanları” (Lions of Tigris), IŞİD’in Musul’u işgali ve 2014’te kentten çıkarılırken şehri yakıp yıkmasından sonraki dönemi anlatıyor. Evleri ve tarihi yapıları yok edilen ailelerin “Acaba önceki yaşantımızdan bir şeyler kaldı mı, örneğin bir fotoğraf, tarihi evimiz restore edilebilir mi?” vb. soruları etrafında şekillenen hikâyeler oldukça etkileyici. Özellikle tarihi bir konağın girişindeki aslan figürlerini IŞİD’den korumak için tahtalarla kapatıp boyayan ailenin çabası unutulacak gibi değil. IŞİD’den koruyabildikleri bu aslanları acaba koleksiyoncular veya talancılardan koruyabilecekler mi?

Son olarak; Sudanlı beş yönetmenin beş kişiyi anlattığı “Khartoom”, Sudan’da başlayıp iç savaş ve darbeler nedeniyle yarım kalan projelerin Nairobi’de tamamlanmasıyla seyirciyle buluşabilmiş. Bu süreçte filmin oyuncularının hepsi hayatına mülteci olarak devam etmekteler. Daha önce Berlinale’de de gösterilmiş.

Bize gelecek olursak; 21 Mayıs’ta Çerkes Sürgünü’nün 162. yılını andık ve ben Londra’daydım. Önceki yıllarda burada anma yapıldığını biliyorum, ancak bu yıl maalesef hiçbir anma veya etkinlik olmadı. Yıllardır Çerkeslerle ilgili pek çok film çekildi; festival düzenleyebilecek bir kapasitemiz var ama bunu yapamıyoruz. Yıllar önce iki günlük bir festival yapıldığını hatırlıyorum; emeği geçen arkadaşlarımıza tekrar teşekkürler. Ama bu bile en az 10 yıl önceydi. Yakın zamanda pek çok dernekte “Süheyla” belgeseli gösterildi. Ancak önemli olan, önümüzdeki yıllarda kendimizi “Çerkes Filmleri Festivali”ne hazırlamamız. Gerçekten buna gönül veren birkaç kişiyle festivali projelendirip fon desteği de alabiliriz.


Dipnotlar

[1] Evrensel (13 Şubat 2026). “Wim Wenders’ten Gazze sorusuna tepki çeken yanıt: ‘Siyasetten uzak durmalıyız’”
https://www.evrensel.net/haber/5970513/wim-wendersten-gazze-sorusuna-tepki-ceken-yanit-siyasetten-uzak-durmaliyiz

[2] Barış için Akademisyenlere Yönelik Hak İhlalleri. https://barisicinakademisyenler.net/node/314

[3] Euronews Türkçe (22 Şubat 2026). “Berlinale’de Emin Alper’den mesaj: ‘Yalnız değilsiniz’”
https://tr.euronews.com/kultur/2026/02/22/berlinalede-emin-alperden-mesaj-yalniz-degilsiniz

[4] Mouriquant, David (5 Mart 2026). “Berlinale krizi: Gaza tartışmasına rağmen Tricia Tuttle görevde kalıyor”
https://tr.euronews.com/kultur/2026/03/05/berlinale-krizi-gaza-tartismasina-ragmen-tricia-tuttle-gorevde-kaliyor

[5] ALFILM resmi sitesi
https://alfilm.berlin/en/

[6] Palestine 1936 IMDb sayfası
https://www.imdb.com/title/tt29271622/fullcredits/?ref_=tt_cst_sm

[7] Uzunyayla’da artık ‘Çerkes Buğdayı’ yok https://jinepsgazetesi.com/2019/09/uzunyaylada-artik-cerkes-bugdayi-yok/

Yazarın Diğer Yazıları

Jülide (Kural) ve Leyla (Kılıç)

Yetenekli ve mesleklerinde çok başarılı kadınlar Jülide (Kural) ve Leyla (Kılıç)  Bu yazıda mesleklerinin zirvesindeki iki kadından bahsetmek istiyorum: Jülide Kural ve Leyla Kılıç... İkisi...

Çerkes Soykırımı konulu sempozyum

  21 Mayıs’ta Köln Çerkes Derneği’nin (Tscherkessischer Kulturverein e.V.) Etnografya Müzesi’nde (Rautenstrauch-Joest-Museum) (Köln-Almanya) düzenlediği “Çerkes Soykırımı Sempozyumu”na katıldım. Sempozyumun düzenlendiği salonun girişinde soykırımın tarihçesiyle ilgili...

Afet için Feminist Dayanışma Grubu ve MOR TIR: Geleceğimiz çocuklar

-Dr. Ergün Özgür Liy* 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ın Pazarcık (7.7 büyüklüğünde, saat: 04.17) ve Elbistan’ın (7.6 büyüklüğünde, saat: 13.24) ilçeleri ile Gaziantep’te (6.5 ve 6.4)...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img