Kafkas Diasporası Yayınlarından Seçmeler – Eylül 2014

0
226

Nart Dergisi
Sayı 30 Mayıs-Haziran 2002

Argonautlar (Argo Gemicileri) ve Altın Post Destanı

Geçtiğimiz yıllarda yayınlanan ve derginin “Merhaba” başlıklı sunusunda da belirtildiği gibi “uzun, upuzun yıllar geçtikten sonra” yayın dünyasını ve okurunu yeniden selamlayan “Argos Gemisi” adlı dergiye ben de “Hoş geldin, başarı ile yayınını sürdür, yaşamın uzun ve kesintisiz olsun” demek istiyorum.
Arkeoloji, Antropoloji, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri, Etnoloji, Sanat Tarihi ve Nümuzmatik konularında, bilimsel araştırma dergisi olarak kendisini tanımlayan “Argos Gemisi” yayın yaşamını sürdürüyor. Derginin sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Aslan Karakuş, derginin kendi söylemi ile “Argonautları” ise Serkan Erdoğan, Emre Eser, Orkun H. Kaycı ve İsmail Kılıç. İletişim adresi ise Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi No:98 Bahçelievler/Ankara’dır. İçindeki çizimler, resimler ve dizaynı ile ilgi çeken rahat okunan sevimli bir dergi.
Argo ya da Argos nedir? Argonaut’lar kimlerdir? Dilerseniz bu başlıkları kısa kısa açıklamaya çalışalım.
Bu açıklamaları, Türkiye’de bu konuda yayınlanan en ciddi yapıt olan Remzi Kitabevi’nin yayınlarından Mitoloji sözlüğünde, bu konuda en yetkin olan, saygı ile andığım büyük bilim kadını Azra Erhat’ın sıralamalarına uygun bir biçimde yapalım.

Argonautlar (Argo Gemicileri)

İlkçağın en büyük destansal öyküsünün günümüze tüm olarak ulaşması Apollonios sayesinde olmuştur. İsa’dan önce III. yüzyılda yaşayan Rodoslu Apollonios ünlü bir Mythos yazarı idi. Bu konuyu kendisinden sonra Apollodoros ve önce de büyük Dor Ozanı Pindaros işlemiştir. Medea ve İason Mythe’leri tragedya yazarlarına ve özellikle de Eurupides ve Seneca’ya konu olmuştur.

1. Argo Gemisi: Argo adı Antik Grekçede “Hızlı” anlamına gelir. Argo Karadeniz’in Kolkhis ülkesinde (Bugünkü Abhazya, Mingrelya ve Acara’dan oluşan Doğu Karadeniz kıyıları) altın postu aramaya giden kahramanlar için yapılmış ellibeş kürekli bir gemiymiş.

2. Argos: Bu sözcüğün Antiquite’de üç ayrı anlamı vardır:

a)Zeus ile ölümlü Niobe’nin oğlu, Niobe Zeus’un sevdiği ilk ölümlü kadındır. Doğurduğu çocuklar Tanrıdan daha güzel olduğu için tanrılar kıskançlıkla bu çocukları öldürürler. Acı ile kıvranan bu kadın ağlaya ağlaya taşa dönmüştür. Manisa’nın Spyles dağında yaşayan bu kadına benzer bir kayada, göz oluklarına benzer çukurlardan hala su sızar. Söylencelerde bu suyun Niobe’nin hala akan gözyaşları olduğu yer alır. Bu mitoloji kahramanı kadın, Kuzey Kafkasya Çerkes Mitolojisi Nart Destanlarında “Nuabe” (Çerkesçede dul, yakınlarını yitirmiş, kimsesiz kadın) olarak yer almıştır. Çerkes Mitolojisinde de doğurduğu çocukları tek tek yitiren bu kadın, son çocuğu doğunca ocaktaki kızgın marsık taşını ona yutturarak çocuğu çelikleştirir ve ölümsüz yapmaya çalışır.
b)Argonaut’ların gemisi Argo’yu yapan ve sefere katılan ustanın adıdır.
c)Homeros Destanları’nda Tanrı Hermes’in öldürüldüğü yüz gözlü Dev’in adıdır.

3. Argonaut’lar kimlerdir?

Mythos yazarlarının genelde birleştikleri en ünlü kahramanlar; İosan, Gemi Ustası Argos, Dümenci Tiphys, Ozan Orpheos (Bu ozanın bugünkü Çerkes boylarının müşterek ataları olan Akhaien, Misinyan, Apsyl, Sind, Meot gibi antik çağ Kafkas boylarının Atina’da olimpiyat oyunlarına katılmaları üzerine yazdığı şiirler olduğu, hatta “Güzel gömlekli Sindlerle süslü kayıkları olan Meotlar Bosphoros’tan geçerek geldiler, muhteşem yarışlardan zafer taçlarının hepsini başlarına takarak Pontus Euxeinos’a döndüler” dizelerini yazdığı söylenir), İdmon, Amphiaraess ve Mapsos adlı biliciler, Boreas’ın oğulları Kalais ile Zetes, Kastor ile Polideukes, Pelaus ile Telamon, Meleagros, Herakles ve daha başkaları. Bu kahramanlar sefere katılmışlardı.

4. Altın Post

Thebai Kralı Anthamas ile peri kızı Nephele’den doğan Phiriksos ile Helle, üvey anneleri İno’nun kandırdığı babaları Anthamas’ın elinden kurban edilmekten kurtarmak isteyen anne Nephele, Zeus’un verdiği altın postlu koça çocuklarını bindirerek kaçırmak ister. Helle boğazlarda denize düşer, Phiriksos ise Karadeniz’i aşarak Kolkhis’e ulaşır ve Kolkhis kralı Aietes (Abhaz söylencelerinde Hayıt) onu iyi karşılar. Phiriksos ise yardımların dolayı koçu Zeus’a kurban edip altın postu Kolkhis kralına armağan eder. Kral Aietes bu postu savaş tanrısı Ares’e adanmış, kutsal bir korulukta saklar. (Bu koruluk günümüzde de Abhazya’nın en önemli dinsel yapılarını barındıran Pitiunt -Pitsunda- çamlığıdır).
5. Argonaut Seferi Nedir?
Teselya’nın Ege denizi kıyısındaki İalkos ülkesinin kralı Aison tahtını ikinci dereceden kuzeni ve Tanrı Poseidon’un oğlu olan Zorba Pelias’a kaptırmıştır. Aison’un oğlu olan İason delikanlılık çağına gelince Pelias’tan babasının tahtını geri ister. Pelias ise ondan kurtulmak için, önce Kolkhis’e gidip Phiriksos’un orada bıraktığı altın postu getirmesini emreder. İason gözü pek Yunanlı yiğitleri toplar. Ünlü usta Argos’a gemi yaptırır, Tanrıça Athena da onlara yelken dokuyarak yardım eder ve yola koyulurlar.
Gemi Tesalya’nın İolcos limanından hareketle ilk durak Lemnos (Limni) adasına uğrar. Kendilerini ihmal edip cariyeleri ile sevişen Lemnos’lu kadınlar, kocalarını toptan öldürdükleri ve uzun zamandır erkek görmedikleri için gemicileri coşku ile karşılarlar. Lemnos kadınlarını hamile bırakıp soylarının tükenmesini önledikten sonra yolculuklarını sürdürürler. Semendirek (Samothrake) adasına da uğrayıp Çanakkale boğazından Marmara denizine girerler. Kapıdağı yarımadasından Delion’ların kendilerine yardım eden dost kralları Kyzikos’u yanlışlıkla öldürürler. Mysya (bugünkü Mudanya) kıyılarında tatlı su aramaya giden ve suya düşüp boğulan genç Hylas’ı aramaya giden Herakles, şafak sökene kadar dönmeyince onu beklemeden denize açılırlar. Kadıköy’deki (Kaledonya) dev Amykos’u Polideukes’in yenmesi üzerine yelken açan Argo Gemisini, fırtına Trakya kıyılarına atar. Orada Posiedon’un bir başka oğlu kör kral Pineus’un tarifine uyarak çarpışan kayaların arasından kurtularak boğazı geçerler ve Karadeniz’e açılırlar. Pontus Euxeinos yani konuksever denizde yollarını sürdürürler. Maryandin’ler ülkesi yani bu günkü Şile-Kefken Akçakoca yöresinde yaban domuzunun saldırısı sonucu İdmon ve Tiphys ölürler. Daha ilerde Amazonlar ülkesi Thermados’a (bugünkü Terme) uğrayarak Kolkhis ülkesine ulaşırlar. Argonaut’lar altın postu almak için kral Aietes’in huzuruna çıkarlar.
Aietes’in büyücü kızı Medea, İason’u görür ve ona aşık olur. Bu karşılaşmadan sonra İasos’un bütün işlerinin yönetimini, bu büyücü prenses yüklenir. Kral altın postu alabilmesi için İason’dan ejderi öldürmesini, ayakları tunçtan ve ateş saçan bir boğayı çifte koşarak öldüreceği ejderin dişlerini ekmesini ister. Medea kendisi ile evlenmeye söz verirse İason’a yardım edeceğini bildirir. Büyülü bir merhem hazırlayıp İason’un vücudu ve silahlarını, zırhını bu merhemle kaplar. Ejderin dişleri İason’un bedenine geçemez olur, öldürdüğü ejderin dişlerini ekince yığınla silahlı adam yerden biter. Medea’nın söylediği gibi bu adamların içine bir taş atar, adamlar birbirlerine saldırırlar ve hepsi ölür. Başarılı olan İason’dan kurtulmak isteyen Kolkhis kralı Argo Gemisini yakıp adamlarını öldürmeyi planlar. Medea babasından daha evvel davranıp altın postu bekleyen ejderi uyutur. Medea ve İason altın postu alıp Argo Gemisine kaçırırlar. Ertesi sabah şafak sökmeden yola çıkarlar. Medea babasının kendilerine yetişmesini önlemek için genç Kolkhis prensi olan kardeşini öldürüp parçalarını denize atmaya başlar, babası Aietes büyük bir acı içinde oğlunun parçalarını toplamakla meşgul edildiği için arkalarından yetişemez. Argos Gemisinin bundan sonraki rotası ve Yunanistan’a dönüşü Kafkas Phantonu’nu pek ilgilendirmediğinden burada anlatılması o kadar da gerekli değildir.
Argonaut’lar ve Argos Gemisi ile ilgili bu özet açıklamadan sonra elimizdeki ‘Argos Gemicileri’ dergisinde Argonaut Seferini gösteren bir harita ekinde, Emre Eser imzalı “Argonautica” yazısına dönelim. Yazı yukarıda özetini verdiğimiz destan tekstini çok ayrıntılı bir biçimde anlatmaktadır. Yazının, Şefik Can’ın “Klasik Yunan Mitolojisi” adlı kitabından noktasına, virgülüne kadar değiştirilmeden aktarıldığı görülmektedir. Dolayısı ile aşağıda açıklamaya çalışacağım bence yanlış olan kimi bilgiler nedeni ile bu eleştirilerin ya da düzeltmelerin Emre Eser’e yönelik olmadığını da belirmek isterim.
Akıcı bir üslup ile anlatılan bu mitolojik öyküde Emre Eser’e, dolayısı ile Şefik Can’a katılmadığım bir hayli pasaj ve motif vardır. Şöyle ki;
1) İolcos tahtını zorla ele geçiren Pelias, gerçek kral olan Aison’un kardeşi olarak gösterilmiştir. Oysa Aison, Kertheus ile Tyro’nun oğludur. Pelias ise Aison’un anne tarafından uzak bir akrabasıdır. Pelias Poseidon’un oğludur.
2) Yazıda Kolkhis ülkesi için “Gürcistan” denmektedir. Gürcistan’ın antik ismi Kolkhis olmayıp “İberya”dır. Kolkhis ise bugünkü Abhazya Cumhuriyeti toprakları, Zugdidi ve Poti yörelerinden oluşan ve Hıristiyan Lazların (Mingrel) yaşadığı ve tarihe Mingrelya veya Lazika adları ile geçmiş bölge ile Acara Cumhuriyeti’ni içine alan, Pitsunda’nın kuzeyindeki Mızımta vadisinden başlayıp Çoruh ırmağına kadar uzanan bir coğrafyanın adıdır. Gürcistan Çarlık Rusya’nın egemenliğini kendi iradesi ile kabul ettiği 1800’lü yılların başına dek aynen Ermenistan gibi deniz kıyısında toprağı bulunmayan bir kara ülkesidir. Hiçbir zaman deniz kıyısında toprağı olmamıştır. Argonaut’ların deniz yoluyla Gürcistan’a gitmesi olası değildir. Gürcüler 1800’lü yıllardan bu yana giderek artan bir hızla kıyıya sızmaya çalışmış. Sovyet yönetiminin Stalin’in eline geçmesinden sonra Abhazya’nın direnmesine karşın, Abhaz aydınları soykırıma uğratılarak, halk devlet terörü ile sindirilerek Abhazya Stalin’in ülkesi Gürcistan’a peşkeş çekilmiş olup bugünkü coğrafya atlasları da bu zorbalığa uygun çizildiği için antik Kolkhis ülkeleri Gürcistan imişçesine algılanmaktadır. Lazika (Mingrelya) ve Acara da aynı akıbetten kurtulamamıştır. Bugünkü Abhaz-Gürcü çatışmasının temelinde yatan gerçek de budur.
Gürcistan’ın Karadeniz kıyısında toprağı bulunmadığı, Stalin’in Gürcistan’ı Karadeniz’e çıkartmak için çevirdiği entrikaları ve dehşeti çok iyi yorumlayan, adını saygıyla andığım Abhazolog Ömer Beygua ile yaptığımız söyleşilerden birini, Ömer Bey’in muhakkak bir belgeye dayanarak aktardığı bilgileri özetleyerek anlatmak istiyorum. Gürcistan’ın hiçbir zaman Karadeniz’e kıyıdaş olmadığı gerçeği bugün Gürcü şovenizmince saptırılıyor. Bizans İmparatorluğu’nun son döneminde Fatih Sultan Mehmet’in ikinci kez tahta çıkmasından sonra, sonunun gelmek üzere olduğunu iyi sezinleyen son Bizans İmparatoru Konstantin Dragazez Osmanlıya karşı doğudaki Hıristiyan krallıklardan yardım umar. Trabzon Rum İmparatorluğu Gürcistan ve Abhazya krallıklarıyla yeniden iyi ilişkiler kurma politikası izler. Henüz evlenmemiş olan imparator, çağdaşı olan Trabzon Rum İmparatorunun ya da Gürcü kralının kızlarından birisi ile evlenerek ve akraba-müttefik bir doğu kuşağı oluşturarak, hatta bu kuşağa Akkoyunlu’ları da katarak (Bu dönemde Abhazya’dan bir prensesin Harput’taki Akkoyunlu sarayına gelin geldiği, Müslümanlığı kabul eden bu prensesin Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun olduğu bilinmektedir), Osmanlıya doğudan gaile yaratarak böylece nefes almak ister.
Doğu Hıristiyan prenseslerinden hangisinin Bizans imparatoriçesi olabileceğini tespit için baş veziri Gran Dük Lucas Notaras’ı, yanına güzel resim çizen İkona yapımcılarını da katarak bir savaş gemisi ile Doğu Karadeniz’e gönderilir. İkona sanatçılarının çiziminden İmparator, eşini seçeceğini planlamaktadır. Lucas Notaras Trabzon’daki görevini tamamladıktan sonra Gürcistan’a ulaşmak için yolculuğunu sürdürür. Ancak bindiği gemi Abhazya Krallığı kara sularında Abhazya denizcileri tarafından durdurulur. Denize o çağlarda da kıyısı olmayan merkezi Gürcistan’a ulaşmak için Abhaz vizesi gerekmektedir. Lucas Notaras’ın Pitsunda Pisko-posluğuna başvurması ve Abhazya kilisesinin de zamanın Abhaz kralından izin alması sonucu Lucas Notaras’ın karaya çıkması ve Gürcistan’a geçmesi gerçekleşebilir.
Argonautica yazısının büyük ölçüde kaynağı olan Şefik Can, Azra Erhat ve başka mitoloji yazarları Argonaut’ların rotasını bugünkü siyasi haritalarından izleyerek elbette bugünkü Gürcistan’a ulaşacaklardır. Zira Kolkhis, yani bugünkü Abhazya, Lazika ve Acara yurtları halen Gürcistan haritası içinde gösterilmektedir. Bu yanılgı günümüz haritalarından kaynaklanmaktadır.
3) Yazıda, Kolkhis kralı Aietes’e Gürcü kralı unvanı yakıştırılmıştır. Gerek Aietes gerek ise ablası Medeia tarafından öldürülen genç prens Abystros’un isimleri günümüz Abhazyacasında anlam kazanmaktadır. (Hayıt ve Apsırt) Apsırt ya da Abystros ismi Apsyli halkının prensini tanımlamaktadır. Antik çağlarda ayrı ayrı krallıklar halinde yaşayan antik Abhaz boyları, Abasg, Apsyli, Msimyan ve Sanigler hakkında Pontusi, Antik Grek ve Roma kaynaklarında sayısız bilgi vardır. Bu belgeleri bırakanlardan biri olan Flavius Arriyan Adriyanus Roma İmparatorluğu’na yazdığı mektupta “Lazika’nın kuzeyinde Apsyl’ler yaşıyor, onların kralının adı Yulyan’dır” demektedir. Pilinya ise Apsyl ismine açıklık getirmektedir. “Periplius Pontus euxini. Diller Geographiers P 128 Nach Diller o.c.p.2496.33.ed.Haviy_Wirth p.15 ve p.29” gibi araştırmalarda bu husus açıkça görülmektedir.
Abhazya boylarından olan Apsyl’ler bugünkü Kodor Irmağına bile isim olmuştur. Yani Apsıylıs (bk. Geographus Ravennas.ed.Schnetz.Lpz.1940) halkının kralı olan Aites (yani Hayıt) ve onun oğlu Apsyrtos (yani Apsırt) Apsyl’lerin prensidir. Bu Apsyller ne olmuş? Bugün nerede yaşamaktadır? Bunu açıklayabilmek için İlhanlı Moğollarının batıya yürüdükleri 13. yüzyılda Gürcistan’ın işgali, halkları Kuzey Karadeniz’e doğru itmiştir. Bu itiş Lazları, Lazlar da Apsyl’leri sıkıştırınca Apsyl’ler 14. yüzyılın başlarından 17. yüzyıla kadar peyderpey dağları aşarak Mızımta vadisinden kuzey ovalarına ve ırmak vadilerine yayılmışlardır. Bu gün diğer akraba Çerkes boyları ile birlikte Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar ve Adıgey Cumhuriyetlerinde yaşamaktadırlar. Bugün Kuzey Abazaları dediğimiz (Rusça’da Abazin) Apsyllerin torunlarının bir bölümü ise 1864 büyük Çerkes Sürgünü ve soykırımı sırasında hayatta kalabilenlerden, benim de mensup olduğum gruplardan Osmanlı topraklarına sürülenler, Kayseri (Uzunyayla), Sivas, Adana (Tufanbeyli), Tokat, Eskişehir’e bağlı köylerde ve çoğunlukla da büyük kentlerde yaşamaktadırlar. Şimdilerde bile Kayseri Pınarbaşı ilçesine bağlı Kazancık, Tavladere, Demirboğa köylerinin Abaza halkı kendilerini “Apsılbarıpş” olarak tanımlamaktadırlar. Daha başka bir söyleyiş ile Kolkhis kralı Aietes’in ve prens Apsyrtos’un halkı mitolojik çağlardan günümüze aynı isimle ulaşmışlardır.
Argonautica yazısına açıklık getirmek kimi yanlış kavramları düzeltmekti amacımız. Bu vesile ile “Argos Gemicilerinin” kürekçilerine, günümüz yayıncılık sorunlarının hırçın dalgalara dönüştüğü azgın denizlerde “Hızlı” ve engelsiz bir biçimde ilerlemeleri için güç ve başarı diliyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz