Oubykh Nal İzinde Ocak 2015

0
202

Bozaaaaaaaaaa!

Bozaaaaaaaaaa!

Eskiden sık sık yapardım…

Geç saatlerde ıssız bir sokaktan geçerken, muziplik yapmak için bağırırdım…

Bozaaaaaaaaa! Bozaaaaaaaaa! İstanbul’a taşınana kadar neredeyse hiç içemedim…

Vefa dışında ‘ vefa bozası’ olmazdı…

Kadıköy Altıyol’dan iskeleye doğru inerken sağ tarafta bir dükkanda olurdu…

Çoğu zaman kalmazdı…

Boza denince mermer gelir hemen akla…

Damarlı mermer tezgah…

Maksime Kıvamında…

Oubykh Mektupları…

Biraz mayhoş, fermente olmuş…

Köpük köpük…

Yoktu İstanbul dışında…

Bozaaaaaa! Bozaaaaaa! Bağıran çağıran yoktu bizim sokaklarda…

Burada da, ayı oynatıcıları kalmadı…

Taze süt satan kalmadı…

Sahur zamanı davul çaldığını zannedenler ise hala var…

Nadiren elinde bidonuyla sokaktan geçen bozacı var…

Leblebisi varsa güzel olur… Olmasa da olur…

Tarçın, az biraz dökülür üstüne…

Çok güzelse, hele bir de lezzetliyse, her nedense o yoğun kıvamdan bir miktar dibinde kalır cam bardağın…

Dilin yettiği kadar, bir yere kadar…

Alt-üst olmuş bardağın dibinden, ağır ağır ağzımıza aksın diye beklenir adabınca, o da bir yere kadar…

Keşke biraz daha alsaydık demek, işe yaramaz…

Valiz ile gidiliyor seyahatlere… Babasının valizi, annesinin sepeti…

Teşvikiye, Nişantaşı, Beşiktaş…

Yokuşu olan semtlerin sokaklarına alışık olan, düz yolda yürümeyi sevmez…

Kafasında ki bir tuhaflık, kafamızda bir tuhaflık olmuş sonunda…

Tuhaflık düz yolda ayrı, yokuşta ayrı…

Soğuk kış geceleri…

Satacak bozanız olmasa bile, bir defa benim için deneyin…

Bozaaaaaaaaa! Bozaaaaaaaaa! Çekinmeyin, kitabı okuyan olmadığı gibi, boza alacaklar da çıkmayacaktır karşınıza…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz