Ama…

0
311

Bu aralar sıradan başlayan her gün, gerisinde yığarak bıraktığı olayları yeniden düşünmek ve yorumlamak için zaman kalmıyor insana… Yakın zamanda maden kazaları serisi; giderek, çevre katliamları ve gösterilen tepkiler dizini Suriye savaşında toplu insan kıyımı; insanları boğazlayan İslam tarikatları, bunlardan düzenli bir orduya sahip İŞİD’in işgal eylemleri ve işgal ettiği alanlardaki katliamlar gündemde idi. Tarikatçıların kadın sattıkları pazarlar… Arada Afrika ve Asya’ dan haberler gelirdi de, iki tarikatçı Paris’te bir dergi ofisini basıp, on karikatür sanatçısını katlederek kaçarken de iki de polisi öldürünce, dünya ayağa kalktı. Tam bu günlerde Afrika’da İslam tarikatçısı Bako Haram adlı sapık, iki bin civarında yurttaşını yakarak öldürdü, pek ilgi görmedi. Orada ne tören düzenlendi ne de bir lider gitti. Bütün bu eylemlere tepkinin merkezi Paris oldu. Bu yazının yazılmaya çalışıldığı saatlerde, RTE ‘’başkanlık’’ denemesinin ilk adımını attı ve Bakanlar Kurulu ile ‘’kaçak sarayda’’ toplantı halinde idi. Besbelli ki yazı yayınlandığı saatlerde muhtemelen ülke ve dünya gündemi çok değişerek, yazıda öne çıkarılan konular artık ilgi çekmeyen vakalar durumuna dönüşmüş olacaktır. Ancak konu ne olursa olsun, değişmeyecek olan şey, gündemi belirleyen konular karşısında alınan bireysel ya da toplumsal tutum ve duruş.
Durum ve tutum karşısında her kesim veya bireyin tavır alış nedeni kendi kişisel çıkarına bağlı niyet ve beklentileri belirliyor. Önümüzdeki dönemde terfi tayin ya da iş-ihale takibinde bir tür yatırım amaçları çıplak gözle görünür durumda. Olayları ve sonuçları yorumlamada anahtar sözcük, ‘’ama’’dır. Tartışmacılar veya konuşmacılar hatta yazılar ve yorumlar konunun bir yerinde mutlaka ‘’ama’’ diyerek söze dalarlar ki, işte maharetini gösterme noktası bu sözcükten sonra başlar. Sözün bir yerinde ama diye devam etmişse konuşmacı, sözün, amadan önceki kısmı at derler. Bu sözcüğe kadar kısmı konuşmacının girizgah kısmı gibi. Yanındaymış gibi gösterdiği konuşmayı takla attırma anıdır bir anlamda. Gazeteci kılığında AKP sözcüleri ya da militanları söylem ya da yazıları iki aşamalıdır. Sözün ya da yazının bir yerinde ama diyerek asıl söylemek istediğini açıkça söyler ya da içkin olarak ima eder ki, asıl niyet de ikinci kısımdaki söyledikleridir. Yine bu yazının yazıldığı sıralarda rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla AKP’nin dört bakanının yüce divana gidip gitmeyeceği mecliste oylanıyordu. Bir yıldır, RTE tarafından evet ama, bu darbecilerin komplosu diyerek yürüttüğü baskı nedeniyle sonucu şimdiden belli bir oylama. AKP ye oy veren seçmen de, evet AKP’liler çalıyor ama iş de yapıyorlar gibi gerekçelere sığınmıyorlar mı?
Paris’te karikatür çizerleri katliamdan sonra her söylem, nefretle, dehşetle kınayarak başlıyor ve bir süre sonra, ama diye başlayarak, ‘’onlar da kışkırttı’’, ‘’kutsalları aşağıladılar’’, ‘’inanç özgürlüğüne karşı tavırları benimsenemez’’ gibi devam ederek asıl içkin olarak alt düşüncesini söyleyerek ikili bir mesaj hatta doğrudan alt bir mesaj vermektedirler. RTE, Soma maden faciasında Soma’yı ziyaretiyle ne kadar sorunu sahiplendiğine vurgu yaparken, ‘’ ama, bu işin fıtratında ölüm var’’ diyerek ölenlerin ölümünü doğallaştırarak ayrılmadı mı? Başbakan, Paris katliamını protesto mitingine katılmış, öldürülenlerin yanında olmuş, sözde basın özgürlüğünü savunmuş; ama, döndükten sonra Cumhuriyet gazetesini bastırarak, yazma çizme özgürlüklerini ama diye başlayan cümlelerle eleştirip, hatta bunu muhalefetle de ilişkilendirip seçim konuşmasına dönüştürmedi mi? İktidar zaten tescilli nekrofili… Bu, uzun zamandır biliniyor. Kendileri de gizlemiyor… Ölülerin yarıştırıldığı bir anlayışlar dünyası. Ölü Afrikalı ise sayısı da önemli değil. Aynı günlerde iki bin Afrikalı İslami tarikat tarafından yakıldı. Başbakan orada değil; lanetlediği, eleştirdiği batıda yani, Avrupa’da ölenlerin cenazesindeydi… Aslında bu yeni bir hastalık olmayıp, tarihin derinliklerinden gelen bir hastalık. Galile, dünya dönüyor dediğinde; ama kilise kurallarına karşı çıktı diye yakılmıştı. Hallacı Mansur, ‘’enel hak’’ diyerek tanrıdan geldim o halde tanrı benim imasından, derisi yüzülürken gerekçe aynı ama ile başlayıp süren fetva değil miydi ki? Bu örneklerin en ilginci de Katolik Hıristiyan dünyasının ruhani lideri papa, geçenlerde Asya’ya giderken, Paris eylemlerini kınayan sözlerini şöyle bitirmiş: ‘’Ama, anama söversen benden de yumruğu bekle”, oysa kendi peygamberi, ‘’yanağına bir tokat atana sen öbür yanağını dön’’ demişti. Şiddet kışkırtıcılığı, şiddeti meşrulaştırma yarışmasının göbeğinde bir papa… İronik durum.
Ama ile takla attırılan ve art düşünce olarak asıl düşüncelerin saklanarak aktarılması yaygın bir hastalık. Biz de aynı dünyada yaşıyoruz. Soykırım ve sürgüne uğramış Çerkeslerin biz torunları da, politika yapmaya gelince ama sözcüğünü sık kullanıyoruz. Belkide en çok kullananlardanız. Kürtler özgürlük mücadelesi veriyorlar desteklemek gerekmez mi desen, ‘’ama onlar Kürt, onlar ‘’terörist’’, ‘’bebek katili’’ gibi iktidardan ödünç alınan bir dille kıvırtırlar. Kürtler, desteklemek için basın açıklamalarına geldiğinde aynı gerekçelerle aralarına almazlar. İktidardan taleplerde bulunmak gereğine inanırlar ama, sürekli amalı nedenlerle ya yumuşatırlar ya da ertelerler. Çerkeslerin geleceği ile ilgili konferans düzenler, ertesi hafta içinde valiyi ‘’nezaket ziyareti”ne giderler, neden acaba? Vali mi çağırdı? Yoksa, biz geçen hafta tartıştık-tartıştırdık ama öylesine, aklınıza yanlış bir şey gelmesin mi dedik? Bizim ama sözcüğüne eşlik eden politik korkuyla yaşamaya devam edip gidiyoruz… Bu çizgiden bir halt çıkmaz. İnsanlar keyfini, rahatını bozmadan, kendisini yormadan, risk almadan politika yapmak istiyor. Benzersiz bir toplumuz bu anlamda…
Amasız günler özlemi ve dileğiyle…

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz