Her dönüş, geri dönüştür artık…

0
7

Her dönüş bir geri dönüş adeta. Kafkasya’da kısmen farklı yansısa da Rusya’nın her yerinden gelen haberlere göre krizin gerginliği yaşamı sarmış, belirler duruma gelmiş olduğu bir gerçek. Türkiye’den dönen aileler ve bireylerin tamamı tedirgin, gelecek hesapları korkutan ve ürkütücü hal almaya başlamış görünüyor. Bu durumun çok daha ciddi sorunlara, bireylerin ve ailelerin geleceklerinin kararmasına neden olmadan çözümlenmesi gerekiyor. İşin en trajik yanı ise çözüm mercii denilecek iki devletin hükümetleri arasında diyaloğun kopmuş gibi görünmesi. Krizi derinleştirmek için ne yapılabilirse yapılmakta, yenileri düşünülmekte gibi… Kimin haklı olduğu Anavatanına dönmüş bir aile ya da birey için ne önem taşır ki? Kaldı ki, iki devletin hükümetleri de kişi ya da aileleri tavır almaya çağırmadığına göre önemi de yok.
Mesele şu; iki ülke hükümetleri arasında yaşanan krizin halkın olumsuz etkilenmesine izin verilmeyeceği söylense de, asıl ceza kişilere verilmiş durumdadır. Kayseri’nin bir köyünde doğmuş, Anavatanından sürgün edilmiş dedelerinin ayak izlerinden geri dönüp yerleşmiş birisinin bu konuda suçu ne olabilir ki? Devletler arasında alınan yaptırım kararlarının sonuçları şeklinde değil. İş yerlerinin basılması, evlerinin sürekli kontrol edilmesi, sorgulanması, sorgulanma sırasında heyecanla söyleyeceği bir yanlış cümlenin bile aleyhinde gerekçeye dönüştürülmesi bu insanların hak ettiği bir uygulama olmamalı. Anavatanlarına dönen birey veya aile sayısı çok da az. Ne terk ettikleri coğrafyada ne de döndükleri Anavatanlarında ekonomik ya da sosyal bir krize neden olmadılar. Tamamı bir iş yapmakta, tükettiği kadar üretmektedir. Bir çoğu az da olsa istihdam da yaratmışlardır. Boş dolaşan olmadığı gibi, suça bulaşma-suç işleme oranı da sıfır denilebilir. Bu durumda insanları sürekli germek, taciz etmek, düzeltmek yerine gerekçeye, bahaneye dönüştürmek için yapılan denetimler, sorgulamalar hiç insani gelmemektedir. Yerel yönetimlerin merkezi memnun etmek için güneş çarığı sıkar, çarık da ayağı sıkar misali ; vur dedi diye öldürmesi mi gerekir? Ev almış ya da ev yaptırmış, çocuklarını yıllardır buradaki okullarda okutan, işini ve geleceğini Anavatananda kurmuş, hatta gömüleceği yeri bile vasiyet etmiş insanlara, sürgün edilmişlerin torunlarına biraz titiz davranmak gerekmez mi, bunu beklemeleri hakları değil mi? Bırakın hukuku, insanlık bunu gerektirmez mi? Normal dönemlerde yürürlükteki hukuka güvenerek, iş için gelen yabancı kişilerin de haklarının korunması hükümetlerin görevi olmalı. Kaldı ki söz konusu ettiğim Anavatanlarına göç edenler bu kategoride de değiller. Gerekçeleri farklı olsa da dedelerinin ocaklarına geri dönmüşler, yanında kendi ocaklarını tüttürmeye çalışan bu Çerkeslere kendi Anavatanlarında hakları olan davranışı beklemeleri yanlış mı, hakları değil mi? Konumları, niyetleri, amaçları farklı olup tarihten gelen farklı hakları da var. Olmalı da. Bu yazıyı yayınlanmadan önce görecek bir çok dostum aman ha böyle bir şey yazma diyeceklerdir. Bu kadar sindirmek, korkutmak için ne yaptılar? Kimin hakkı olabilir? Gücü gücü yetene demişler de, koca karı kör kediye saldırmış derler… Devletler arası düzeyde çekişmeler sıradan yurttaşların zarar görmemesini sağlayarak yürütüldüğünde başarılı olabilir. İki gün önce Putin’in ajanslara düşen bir açıklamasında, ‘’komünizme ve sosyalizme hâla sempatim var’’ açıklaması doğru ise; hayatı boyunca sosyalizmin inşası için emek vermiş, bu süreçte tarifsiz sıkıntılar yaşamış benim gibi birisi için bu sözün güvenilir bir anlamı olmalıydı… Hava sahasında, savaş alanında yaşanmış askeri bir olayın nedenlerini ve sonuçları ne olursa olsun, anlamalarını ve nedenlerini çözmelerini beklemek ve faturası bu sıradan insanlara kesilmez, bedeli onlara ödetilemez. Hiç ama hiç insani değil.
Anavatanda oturumu olan bir Çerkesin ülkesine dönüşünde ne gibi sorunlarla karşılaşabileceğini bilemiyor olması kabul edilebilir değil. Buna kimse de bir cevap veremiyor. Bu güvensiz duyguların oluşması için çekineceği bir suçu ya da eksik bir belgesi olmayan birisine ciddi haksızlık değil mi? Anavatanda yaşamını sürdürmek için, gelecekle ilgili kaygıların oluşmasını, ortaya çıkacak veya dayatılacak uygulamaları hak ettiğini kimse düşünmediği gibi, içinde taşıdığı endişeyi de insan haklarına aykırı buluyorum. Bu anlamda geç kalmadan; KAFFED, DÇB ve İnsan Hakları Derneği Nalçik şubesinin katılacağı ve gerekirse sivil bireylerden de katılım sağlanarak bir çözüm heyeti kurulmalı. Yurttaş, sorunlarının kaynağını devlet olduğunda çaresiz-sahipsiz kalmaktadır. Bu durumlarda STK’lar devreye girmeli ve çözüm üretmelidir. Yukarıda sözü edilen heyetin karşılığını Türkiye’de de kurmak gerekir. Yurttaşların çaresizlik zamanında başvuracağı bir kurum ya da ofis mutlaka olmalı…
Sonuç olarak; “Asaletin ve nezaketin timsali Çerkesler” söylemini dilinden düşürmeyenler, hükümete yakın olmanın sayısız faydalarından söz eden yapılar, bireyler, hatta o partiden aday olmuşlar, dernekler, platformlar, federasyonlar, yayın kolektiflerine sorum şu; bu durum gündeminizde ne kadar yer alıyor, alıyorsa çabalarınız ve sonuçları ne? Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan en önemli toplumsal sorunlardan birisi budur. Kim ne yapacaksa bu gün yapsın. Sonra konuşacak yüzü olmaz, bilinsin. En azından Anavatanda bu sorunu yaşayanların nezdinde…
İzmir

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here