Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Şimdilik hoşçakal iki gözüm… Dayım! Canım kahramanım

Gerçekten bir bar taburesi üzerinde, tam da senin bu kıtaya geldiğin yaştayım ve sana bu mektubuyazıyorum. Şimdi dünyanın bir ucunda, tek başıma oluşumu en çok sen anlıyorsun, en çok sen onaylıyorsun biliyorum. Garip bir şekilde hatta; buradasın hissediyorum.
Aileden gelen garip bir yanımız bu, biz hiç ama hiç büyümüyoruz. Garip ama gerçek; 3 yaşındaki ile 83 yaşındaki aile fertleri arasında dünyaya bakıştaki merak, hayranlık, tez canlılık ve heyecan tamamen aynı bizim ailede. Cesaret ve gözü kara olmak ortak bir özellik örneğin. Dargınlıklarımız da, coşkularımız da, hüzünlerimiz de çocukça bu yüzden… Bizim için garip değil hiç; gitmeler, gelmeler, kavuşmalar, ayrılmalar, yeniden başlamalar. Hangi birinden bahsedeyim: İstanbul’un tüm otobüs güzergahlarını bildiği yetmezmiş gibi, nasıl beceriyorsa her yere yetişen annem, altmış yaşından sonra TOEFL verecek kadar iyi İngilizce öğrenip, ikinci üniversitesini okuyan teyzem, toplam üç torununa kıtalararası koşturan ve hatta arada bizlere bile yetişen diğer teyzem, kemoterapiden sonra bile hiç bakımsız görmediğim büyük teyzem, 86 yaşında illere göre seçim almanağı tutup, sabaha kadar uykusuz kalıp seçim tahmini yapan dedem, oğlunun ve eşinin peşinden kaç yaşına kadar kaç ev kurup, kaç ev dağıtan anneannem, konudan konuya atlarken garipsemeden, Safiye Soyman’dan kuantum fiziğine kadar geniş bir yelpazede rahatlıkla sohbet edebilen hepsi birbirinden matrak kuzenlerim.
Ve sen; canım dayım, güzel çocuk. Bunların hepsi işte çocuk kalmaktan…

Gidişinden çok kısa bir zaman öncesine kadar hareketlerinin ve konuşmanın yavaşladığı kesindi ama neyi algılayıp neyi algılamadığından hiç emin olamıyorduk. Sana değişiklik olsun diye Kanlıca’ya gittik bir Pazar ma aile; hatırlıyor musun o günü? Nedense o yakınlarda dükkânı olan birinden bahsettin, “Şurada” diye de gösterdin üstelik. O zamanlar her sözün emir gibiydi bizim için; koştum oraya buraya, herkese sordum, bulamadım dediğin kişiyi de, dükkânı da. Gelip sana sonradan defalarca pişman olduğum şekilde “Burada olduğundan emin misin?” diye sordum. Cevap verecektin vazgeçtin, gözlerimin içine uzun uzun baktın. Bir şey söyleyecek gibi, bir şey soracak gibi, ama çok derin. Bakışlarımdaki acıyı, hüznü, korkunç çaresizliği ilk kez saklayamadım senden, farketmiş olacaksın ki kafanı eğdin, hiç bir şey söylemedin. Ben denize mi atlayayım, çığlık mı atayım, kendimi dağlara mı vurayım bilemeden öylece kalakaldım. O dakikadan sonra gidene kadar bir daha hiç birimizle tek kelime bile konuşmadın.

Galiba o ana dek, o içindeki büyümeyen çocuk her şeye rağmen ümit ediyordu da, benim gözlerimdeki imkânsızlığı görüp gideceğini anladın ilk kez. Çok üzülüyorum hala o anı, o bakışmayı hatırladıkça.

Hiç büyümeyen dayıma ilk ihanetimdi sanırım. İkimizin de yaşlandığı ilk andı o.

Birlikte çok yolculuk yaptık biz seninle, ben galiba ailenin en şanslısıyım, çok özlüyorum o yolculukları, o yolları. Her yolculuk molasında, her içten kahkahada duyuyorum sesini, bazen hatta göz kırpıyorum sana görüyor musun? Hiç bırakmadım sana anlatmayı, seninle konuşmayı. Elim hala telefona gidiyor her başım sıkıştığında. Muzip, dalgacı, meraklı, sıkılgan, tez canlı dayım, güzel çocuk; o kadar eminim ki oralarda birilerine sataşıyorsun, her şeyi biliyorsun, her yeri merak ediyorsun. Galatasaray’a seviniyorsun, ülkenin durumuna sinirleniyorsun, bizleri izliyorsun, koruyorsun, kolluyorsun… Emin olmadığım tek şey sen de özlüyor musun bizim kadar? Oralarda var mı böyle şeyler özlem gibi, hüzün gibi, ayrılık gibi? Kesin altını üstüne getirmişsindir oranın şimdiden. Ve illallah diyen de, eyvallah diyen de çoktur; zira bazılarıyla fena uğraşıyorsundur mutlaka. Bazıları ise deli gibi sevmiştir seni, kanka olmuşsundur şimdiden.

Ne diyeyim ki… Dünya işleri işte buralar hep aynı, bak kaç sene olmuş sen gideli. Oysa her şey sanki dün gibi. Bizi düşünme, iyiyiz olabildiğince. Her zamanki gibi son ana kadar büyümüyoruz ailece….

Şimdilik hoşçakal iki gözüm… Dayım. Canım kahramanım. Işıklarla ol kavuşana dek…

Nemyisjan Çiçek Topal

Yazarın Diğer Yazıları

Abhaz sanatçılar İstanbul’da

Abhazya Oda Senfoni Orkestrası 26 Haziran’da İstanbul’da bir konser verecek. Abhaz Dernekleri Federasyonu ve Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle düzenlenen konser Ataşehir’deki İnal Aydınoğlu...

Bir efsanenin izinde: Altınpost Haber Sitesi, Abhazya-Türkiye arasında dijital köprü olmaya devam ediyor

Abhazya’nın tarihini, kültürünü ve güncel gelişmelerini dijital dünyaya taşıyan bağımsız bir yayın organı olan Altınpost, yeni döneminde çok daha kapsamlı ve vizyoner bir yayın...

Birlikte reddetmeye çağrı

Bir grup Çerkes kadını tarafından oluşturulan ve her kesimden katılımcı tarafından imzalanan aşağıdaki metin, Ötüken Yayın Yönetmeninin yaklaşımının yalnızca Çerkes kadınlarına yönelik değil, kadınları...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img