WORED

0
734

Bu wored, 1827’de söylenmiş ve terk edilmeden günümüze getirilmiştir.

Kabardey’de, düzgün nitelikleri, temiz ahlakı ile Zulima adında genç ve güzel bir Prenses yaşıyordu. Kocası, Kabardey Prensi Mirza Ali beydi. Zulima, süzülmüş zarafeti, naifliği ve hassasiyetiyle, Adığe kültürüyle yetişmişti. Güzelliği dillere destandı. Bir gün kıskançlık ve çekememezlik yüzünden güzel prensese bir iftira atıldı.

O yüzyıllarda Osmanlı İstanbulu’ndan Kırım Hanları üzerinden Kafkasya’ya, Müslümanlığı yaysınlar diye mollalar -Yefendiler- yerleşmişti. Mollalar, Adığe Xabzesini tanımıyor, yerine şeriat uyguluyorlardı. Kıskançlık ve çekememezlik iftirasıyla, mollalar şeriat kurallarını uyguladı, prensesi öldürdüler. Kocası Prens Mirza Ali ve mollaların şeriat uygulamalarıyla, prensesi Kabardey bölgesinde bir dağ olan Karadağ’ın uçurumundan atarak, haksız yere katlettiler. Prensesin katledildiği o yere; bugün onun anısına o uçuruma Çerkesler Kızburun diyorlar hala. Zulima’ya ait olan wored’in sözleri şöyledir:

“Durun! Onu parçalamayın… / Ah! Ona acıyın, o masumdur! / Onun kalbi bir su damlası kadar temizdir. / Onun ruhu gökteki yıldız gibi masumdur. / Dilinde kötü kemliler hiçbir zaman olamamış. / O bir güvercin kadar mazlum ve sadıktır. / O bir kuzudan daha iyi ve her kadından daha zariftir. / Ey, dünyalar güzeli: Ey, ruhun neşesi. / Ne siyah gözlerin, ne tatlı sözlerin, / Seni bu kötü ölümden kurtarmadı… / Canavar Ali! Masum kanla ellerin yıka! / Kahpe Devlet! Sen de onunla alay et! / Sen kız kardeşin yalanla cinayete alet et / Hilekâr Şegen’le bana kötülüğü öğreten, / Kanamat’ı benim sayemde çağırıp, / Kıskanç kocanın kanını kaynatan… / Acı intikamla öfkesini gideren! / Ve masum karısının kanını doyuncaya kadar içen… / Ah! Beni parçalayın, canavarlar! Bana işkence yapın! /Ben, ben bunu mahvettim… O masumdur! / Ah, benim canım kızım! Neredesin? / Geliyorum. / Bu hayatta seninleydim, seninle de öleceğim. / Seni mahvettim, kendim de mahvolacağım…”(1)

Çerkes ozanları, bir woredi bestelerken müziğe yalan katmadılar. Halkın yaşadığı türlü olayları dillendirirlerken, hayatın nesnel gerçeklerinden kopmadılar. Yaptıkları müziğe, toplumsal sorunları doğru yansıttılar. O yüzden sevilip sayıldılar. Kafkas-Rus savaşları devam ederken bir yandan da toplu sürgünler başlamıştı. Katliamlarla köyler boşaltılıyor, ekinler, ormanlar ateşe veriliyordu. Yaşananlara tanık olan ozan, woredine olayları şu şekilde yansıtmıştı:

“Karakargalar kanat çırparken, / Alçak Anzorov emrini veriyor, / Veda saatidir heyhat, vatan elden gidiyor! / Kalleşçe kandırıp, yaktılar bizi / Pasaport verip sattılar bizi, / Sürdüler bizi heyhat, vatan elden gidiyor. / Tren zamanında vardı yerine / Ağlamak boşuna, raylar düzüne / Bizi unutmasın ah! Vatan elden gidiyor. / Rüzgâr mendilleri sallayıp duruyor / Kardeş kardeşi sanma ki bulur / Kovdular bizi heyhat, vatan elden gidiyor. / Armonika acı acı inler ağlar / Zalim felek vatanın yolunu bağlar / Ayırdılar bizi heyhat vatan elden gidiyor / Ciğerim yanıyor dost, kardeş yoktur / Osmanlı konsolosu der ki; ‘beklemez vapur’ / Ah eyvah, canım vatan elden gidiyor.”(2)

Kafkas – Rus savaşları sırasında cephede ya da bir başka zor anda halkı güç durumda bırakan, halka zarar veren olursa o kişi, toplum içinde korkak ilan edilmiştir. Toplumda genel kabul görmemiştir. Korkaklık, her zaman kesin kınanmıştır. Savaş alanında korkup kaçan kişi, arkadaşı, nişanlısı, annesi tarafından dışlanılmıştır. Cesaretsizliği ya da halkına zarar vermenin bedeli teşhir ve tecrit edilme yöntemidir. Bir çeşit sosyal boykottur. O kişi, P’ın (3) giymiş olarak kabul edilir. P’ın giydiği ilan edilen biri, ölse dahi, babası bile cenazesine sahip çıkmazdı. Ancak cesedi açıkta kalmasın diye gizlice ölüyü gömerdi. Dahası cenaze töreni yapılmazdı.

Bunun nedeni toplumun geleneksel kültür yaşamıyla ilintilidir. Tarihlerinde uzun savaşlar yaşayan Kuzey Kafkasya’nın halkları, kendine güveni, cesareti ön plana çıkartmışlar.

Savaş alanından korkan biri; ölüm yatağındaki arkadaşını hançeri ve kılıcıyla bırakıp kaçar. Doğruca nişanlısının yanına gider. Genç kız bu durumu bilmektedir. Onuru kırılmış halde üzgündür. Savaşta kaçarak yanına gelen nişanlısı daha kapıdan içeri girer girmez;

“Halkına hainlik eden / Düşmanı yenmeden dönen / Şerefsiz hain bir alçaktır. / Sonu da onun çok fena olacaktır. / Böyle ölüyü yağmurlar bile temizlemez / Leşini hayvanlar bile gömmez. / Tahammül edemez ona / İnan ki hiç kimse bu dağlarda / Etse de kabul bunu / Dağların güzeli kovar onu.”(4)

Kaynaklar:

(1) Kızburun, Memleket Notları, I. Radojitskiy. 1827. Akt. Nikolay F. Dubrovin. Çerkesler. KAF-DAF Yay. 2017 Ank.

(2) Saltık, Turabi; Çerkesler, Edebiyat ve Kültür Tarihi. Berfin Yay. İst.

(3 Thamadelerin kararıyla, herhangi bir nedenle halka zarar verenlerin başına takıldığı ilan edilen, birkaç renkten oluşan kalpak.

(4) Berzeg, Nihat; Gerçek Tarihi ve Politik Nedenleriyle Çerkes Sürgünü. Takav Matbaası, Ank. 1996

 

Sayı: 2018 07
Yayınlanma Tarihi: 2018-07-14 00:00:00