Oltanın diğer tarafından bakmak

0
18

Gazetemizin abone kampanyası esnasında tanıştığımız Harun Sağlam’ın bir romanının yayımlandığını öğrenince kendisini daha yakından tanımak istedik. Beden eğitimi öğretmenliğinin yanı sıra sinemayla, edebiyatla ilgili ürünleri olduğunu öğrendik. 1864 Hafıza Merkezi için de bir çalışma yürüten Tsey Harun Sağlam ile hem internet üzerinden yazışıp hem de memleketi Bandırma’da buluşarak, kitabı “Kayadibi Mahallesi” ve kısa filmleri üzerine sohbet ettik.

Kısa filmleri

Nefes (2018) – Cefalù Film Festivali – 2019

Bedel (2017)
7. Hak-İş Emeğe Saygı Kısa Film Yarışması, Ulusal Kategori, En İyi Senaryo Ödülü – 2018
2. Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması, Finalist – 2018
40. Clermont Ferrand Kısa Film Festivali – 2018
29. Ankara Uluslararası Film Festivali, Ulusal Kısa Film Yarışması, Yarışma Filmi – 2018
1. İzmit Kısa Film Festivali – 2018

Ödev (2017)
28. Bandırma Uluslararası Kuşcenneti Kültür ve Turizm Festivali, Kısa Film Yarışması, Mansiyon Ödülü – 2017
16. İstanbul Çevre Kısa Film Festivali, Ulusal Kısa Film Yarışması, Finalist – 2018

Engel Yok (2012)
2. Çocuk Hakları Film Festivali, Yetişkinlerden Çocuk Hakları Filmleri – 2013

-Merhaba, öncelikle Jıneps okurları için kendinizi tanıtır mısınız?
-1987, Amasya doğumluyum. Tsey’lerdenim. Anne ve babamın öğretmen olmaları sebebiyle asıl memleketim olan Bandırma ve Susurluk/Balıklıdere Köyü’nden uzakta yedi sene kadar yaşadık. Okul hayatım da benzer sebeplerle farklı yerlerde geçti, buna Rize de dahil. Son olarak Kocaeli Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu’ndan mezun oldum. Burada belirtmeyi en çok sevdiğim şeylerden biri de üniversite hayatımın büyük bir bölümünde beni misafir eden Uzuntarlalı Mamrukho ailesidir. Tam üç yıl yanlarında kaldım ve daha önceden herhangi bir tanışıklığımız yoktu. Tamamen Çerkes kültürünün ve o anlayışa sahip insanların bunu bana sunmalarıyla oldu. Bu anlamda Uzuntarla ve Mamrukho’lar benim için çok önemlidir.
Okulum bittikten sonra beden eğitimi öğretmeni olarak Siirt/Baykan, Ardahan ve son olarak Bandırma’da görev yaptım. Öğretmenlik mesleğinin birçok alanla ilişkili olması gerektiğini düşünüyorum çünkü her türlü potansiyele sahip öğrenci ve öğrenci gruplarıyla çalışma ihtimali olabiliyor. Geçen zamanda biriktirdiğim şeyleri de anlatabilmek için ne kadar çok anlatım yönteminde deneyim kazanırsam o kadar iyi olacağını düşünerek çeşitli dallarda faaliyet göstermeye çalışıyorum. Kimi şeyler bir müzik aletiyle anlatılabilirken kimi şeylerin yazılması gerekebiliyor. Bu yüzden adımın başına herhangi bir sıfat eklemeden elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

-Evet, belgesel-kısa filmler, fotoğraf, dans, bunların hepsi uğraş alanınız… Öğrencileriniz de çok şanslı, gençlerle bir arada olduğunuz için siz de. Bu karşılıklı alışverişin etkileri nasıl gelişiyor?
-Bu konuda sanırım şanslı olan benim çünkü başka bir meslekte çalışsaydım bu kadar çok şeyle uğraşma fırsatım olmazdı. Bir yandan da bu bahsettiğiniz alanların her birine bütün hayatını adamış insanlar var, onlara çok büyük saygı duyuyorum ancak benim durumum öyle değil. Ben bu alanlarda bir şeyler yapmak isteyenlere bir başlangıç sağlayabilmek, başlayanlara da destek olabilmek için uğraşıyorum. Öğrencilerimle olan ilişkilerim de bu yönde. Birlikte film çektiğimiz, fotoğrafçılıkla uğraştığımız öğrenciler oldu ve bunlardan bazıları bu uğraşları devam ettirip kendilerine farklı yaşantılar oluşturdular. Bu da benim için büyük mutluluk.

-“Nefes” (2018) adlı son kısa filminizi “Roman mahallesinde yaşayan bir adamın kentsel dönüşümden dolayı mahallesinden kopup farklı bir yere yerleşmesini ve orada yaşadığı sıkıntıları anlatan bir film” olarak tanımlamışsınız. Farklı etnik kültürden biri olarak Romanlarla ilgili bir meseleyi dert edinmeniz ayrıca kıymetli. Etnik kültürler üzerindeki etkisi daha da yıkıcı oluyor herhalde bu tür kentsel değişimlerin…
-Türkiye’de ve yurtdışında hem gezerek hem de okuyarak birçok kültürü tanıma fırsatı buldum. Benim için hepsi hayata açılan farklı bir bakış açısı ve kolayca anlayabileceğimiz bir şey değil. Formal olmayan ama çok kalıcı bir eğitim yöntemi ve hayatınızı nasıl yaşayacağınızı direkt etkileyen bir unsur. Bu anlamda etnik grupları ya da kültürleri herhangi bir sıralamaya koymadan sadece anlamaya çalışarak vakit harcıyorum. “Nefes” de biraz bunun sonucu diyebilirim. Zaten filmde anlatılan mahallede çalışıyorum ben de, aslında çok da uzak bir mesele değil yani. Eyüp Demirezen, Çınarlı Çağdaş Gençlik Derneği Başkanı da mahalleden arkadaşım, o bahsetmişti film yapabilir miyiz diye ve devam ettik. Tasarladığımıza çok ulaşamasak da ortaya bir film çıktı.
Asıl tecrübemi bir önceki filmim “Bedel”de edindim. Sabancı Vakfı’nın düzenlemiş olduğu kısa film yarışmasında finalist olmuştuk ve oradaki bir haftalık program benim için çok öğretici geçti. Konu çocuk işçilerdi ve filmi öğretmen arkadaşım İlkan Ertan’la birlikte çektik. Öğrencilerimizle ve başka öğretmen arkadaşlarla çalıştık. Birçok gösterimi oldu ve festivallere katıldı. Daha önce de söylediğim gibi beni mutlu eden şey, bu gibi kültürel ve sanatsal faaliyetleri ulaşabildiğim insanlarla paylaşabilmek ve hatta alakası yokmuş gibi görünen gruplara ulaştırabilmek.

-Konularınız çevre, sınıfsal meseleler, çocuk hakları… Bir de romanınız yayımlandı geçen ay, kutluyoruz. “Öznesi insan olmayan balık hikâyeleri” demişsiniz. Artık insan her şeyin merkezinde adeta. Tersinden bakmayı denemek ne kadar zor oldu sizin için?
-Çok teşekkürler. Aslında şu an en çok vakit ayırdığım konu bu, kitabın okuyucularla buluşması. Aslında olaya tersinden bakmak, oltanın diğer tarafından bakmak çok zor değil ama buna inanmak zor. Çok uzun zamanlarda oluşmuş doğal sistemlerin olmazsa olmaz unsurlarını çok hızlı değiştiriyoruz ve bunu kendi faydamız için yaptığımızı düşünüyoruz. Fakat büyük resme baktığımızda kendimize zarar veriyoruz. Belki de bizim doğamız böyledir bilemiyorum ama insan içeceği suyu neden zehirlesin, alacağı nefesi neden kirletsin? “Kayadibi Mahallesi” aslında biraz bunlar üzerine. İnsanların küstahlığını eleştiriyor. Her şeyin insanlar için olduğunu düşünerek yaptıklarımızın balıklar üzerinde nasıl etkileri olabileceğini, onların tarafından anlatıyor. İnsan toplulukları bunu başka insan topluluklarına da tarih boyunca uygulamışlar. İnsanlığın en büyük utançları bu davranışlardan dolayı ortaya çıkmış. İnsanın karşısındaki karakter balık olunca “Kayadibi Mahallesi” oluyor; insan olduğunda neler olduğunu en iyi bilen toplumlardanız zaten. Bu anlamda içerik her ne kadar çocuk kitabı izlenimi bıraksa da okuyanın anlayışına göre yazdıklarımın sert şeyler olduğunu düşünüyorum.
Kitabın benim için getirdiği güzel bir iletişim de şöyle oldu; kitaplarını okuduğum Elbruz Aksoy ve Ayça Atçı ile yüz yüze olmasa da tanışma fırsatı buldum ve yaptıkları bir projeye dahil olma ihtimalim üzerine iletişim kurduk. Çerkeslerle ilgili kuracağım her cümleye çok dikkat etmem gerektiğini düşündüğüm için daha önce bu konuda bir çalışma ortaya koymamıştım. Bu ilk olacak… Benim için çok hassas; üzerine çalışıyorum. Elbruz Aksoy’un ve Ayça Atçı’nın bu konuda ışık olmaları benim için çok değerli.

-“Çerkeslerde dans”ı ele alan bir çalışma da planlıyordunuz, hangi aşamada?
-Fikir aşamasında. Aslında illa ben yapayım diye de bir derdim yok. Araştırılması gereken bir konu olduğunu ve bunu bizim yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Daha önceden konuyla ilgili çalışmaların hepsini de gördüm diyemem. Belki de cevapları hazır duruyordur. Bu konuda aklıma gelen şeyleri araştırmadan ortaya koyup sonra bilgiye ulaşmak gibi bir tembelliğim var maalesef. Kısaca bahsedeyim, belki sayenizde okuyup konuyu geliştirecek insanlara ulaşabilir. Hepimizin bildiği gibi dans, Çerkeslerde çok önemli bir konu. Bu sebeple de kişilerin ve toplulukların yapılan danslarla ilgili farklı görüşleri, tecrübeleri bazen çok sert tartışmalara yol açabiliyor. Duymuşsunuzdur, “O oyun öyle oynanmaz, çok hızlı, çok yavaş, kız o hareketi yapmaz, bizim orada bu oyun böyle değil” gibi birçok yorum yapılır en sade düğünde bile. Konuyu çok fazla diğer alanlara yaymadan geçmişe doğru takip etmek istiyorum. Tabii ki dans sadece dans değil. “Hatyako”nun görevlerinden kızların sırasına kadar bir eğlencenin içindeki tüm kural ve davranışların yapılan dansa etkisi var ama benim odaklanmak istediğim, danslarımızın geçen zamanla yaşadığı değişimler ve sebepleri. Diasporadaki farklılıkların sebepleri, sahne sanatlarının ve modernizasyonun etkileri, değişen kültürel yapının etkileri, diğer toplumlarla olan ilişkilerin etkileri gibi başlıklar artırılabilir. Şu soruyla özetleyip bitireyim: Hangi dansın nasıl yapılacağını nereden biliyoruz?

-Fikir olarak bile heyecan verici; gerçekleşmesini diliyoruz. Zaman ayırdığınız için de Jıneps gazetesi olarak çok teşekkür ediyoruz.
-İlgi gösterdiğiniz ve yer verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Umarım küçük de olsa yaptığımız işlerin etkilerini konuşuyor olmak için tekrar buluşuruz.

Önceki İçerikHasankeyf ve Dicle için ‘Büyük Atlayış’
Sonraki İçerikGeleneksel Çerkes düğünü
Avatar
İstanbul 1955 doğumlu, Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunu. Basın İlan Kurumu’nda başlayan iş hayatında, Lever Tem. Madd. A.Ş’den emekli oldu. Emeklilik sonrası Aktimedya Halkla İlişkiler, Kanal E TV, Barometre gazetesinde çalıştı. Gençlik yıllarında Kafkas Kültür Derneği Gençlik Kurulu’nda yer aldı, gençler ve veteran ekiplerinde dans etti, sonraları aynı dernekte profesyonel olarak çalıştı. Çeşitli sosyal projeler içinde yer aldı. Aralık 2019 yılından bu yana Jıneps gazetesi yayın kurulu üyesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here