Adige Masalı

0
100

Fatimat henüz küçük yaşlarındayken annesini yitirmiş. Babası eşini defnettikten sonra eve bir üvey anne ile çocuklarını getirmiş. Minik Fatimat giderek hastalanmaya başlamış. Evin yeni hanımı kendi çocuklarını pahalı giysilerle donatıp şımartıyormuş. Fatimat’ı ise dövüyor, aşağılıyor ve hep çalıştırıyormuş. Hatta Fatimat sofraya oturtulmuyormuş. Herkes doyduktan sonra kalan yemekler ona veriliyormuş. Giysileri yırtık ve sökükmüş.


Bir sabah erkenden kalkmış. Dereden su taşımış, ocağı yakmış, bahçeyi süpürmüş ve sütleri sağmış. Zavallı Fatimat gün ışımadan kalkıp gece yarılarına kadar çalışıyormuş ama üvey annesini mutlu edemiyormuş. Üvey annesinin çocukları bebeklerle oynarken, Fatimat yorgunluktan tükeniyormuş.
Bir keresinde güneşli bir günün sabahında kalkıp inekleri otlatmış ve sonrasında iplik eğirmeye başlamış. Birden rüzgar çıkmış ve kızın elindeki iplik uçmuş ve bir mağaraya sürüklenmiş. Eve eli boş dönemezmiş ki. Üvey anneden dayak yemek varmış işin içinde. Fatimat, ipliğin peşine düşmüş.
Kadim zamanlardan beri mağarada yaşayan bir dev varmış. Fatimat’ı gören dev seslenmiş.
-Yere saçılan şu gümüşleri topla!
Etrafına bakınan Fatimat, mağaranın girişinde yerlere saçılmış gümüş parçalarını toplayıp deve vermiş.
-Şimdi cebini aç ve göster.
Fatimat denileni yapmış. Dev, Fatimat’ın cebine gümüş saklamadığını görünce ikna olmuş.
-Pekala. Ben şimdi uyuyacağım. Eğer beyaz ve berrak su mağaraya doğru akarsa beni uyandır.
Dev uykuya dalmış, horul horul uyuyormuş. Birden bir gürültü kopmuş ve süt beyazlığında sular gelmeye başlamış.
Fatimat hemen devi uyandırmış. Dev uyanınca Fatimat’ın yüzünü o suyla yıkamış ve ayna vermiş. Aynada kendisini gören Fatimat’ın nefesi kesilmiş. Aynada kendisini hiç bu kadar güzel görmemiş daha önce. Yüzü ve kolları güneş gibi parlıyormuş. Pahalı giysisinde gümüş ve altın gibi kıymetli taşların pırıltılarıyla göz alıyormuş. Sevinen Fatimat teşekkür ve veda ederek evine dönmek üzere yola çıkmış. Yolda onu görenler ışıltılı güzelliğine bakakalıyorlarmış. Kimse Fatimat’ı tanıyamamış. Eve yetiştiğinde onu gören üvey annesi çok öfkelenmiş ama hiç belli etmemiş.
-Canım benim, bu giysileri nerede buldun, nasıl bu kadar güzelleştin?
Kızgınlıkla karşılaşmadığına şaşıran masum Fatimat olan biteni anlatmış.
Ertesi sabah üvey anne kendin kızını inekleri otlatmaya yollamış. Kız da iplik eğirmeye başlamış ve Fatimat’a olduğu gibi rüzgar yünü uzaktaki mağaraya uçurmuş. Kız da yünün arkasından mağaraya koşmuş ve devin sesini duymuş.
-Yere saçılan şu gümüşleri topla.
Gümüşleri toplayan kız en büyük olanını cebine saklamış.
-Şimdi cebini göster bana, demiş dev. Kızın cebindeki gümüş yere düşmüş.
-Pekala, şimdi uyuyacağım. Kara su aktığında beni uyandır.
Birden simsiyah sular akmaya başlamış, taşların üzerinden aşıp devin mağarasına dayanmış. Uyanan dev kızın yüzünü kara suyla yıkamış ve eline ayna vermiş. Kız korkuyla titremiş. Yüzünün yarısı eşek yarısı köpek gibi görünüyormuş. Koşarak ve ağlayarak mağaradan fırlamış. Kızı görenler kaçışıyormuş.
Yani dev, üvey anneye ve kızına bir ders vermiş.
Olayları öğrenen baba ise üvey anne ile çocuklarını evden kovmuş ve kızıyla yaşamaya başlamış. (kot-bayun.ru)

Çeviri: Serap Canbek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here